Vajinismus hastalığın doktor muayenehanelerinde kısa süreli muayenelerle değil, uzun terapilerle tedavi edilebiliyor.
Uludağ Üniversitesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Anabilimdalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Uncu, aile içi şiddet, anne baba baskısı, töre ve cinsel taciz olaylarının kızlarda evlendikten sonra cinsel ilişki kuramama sorununa neden olduğunu açıkladı. Prof. Uncu, "15 yıldır kocasıyla cinsel ilişki kuramayan kadınlar var" dedi.Bursa Uludağ’da düzenlenen "8’inci Uludağ Jinekoloji ve Obstetri Kış Kongresi"nde konuşan Uludağ Üniversitesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Anabilimdalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Uncu, her 100 kadından 12’sinde "vajinismus" (kadınların vajinada yaşanan kasılma nedeniyle cinsel ilişki kuramaması) rahatsızlığının ortaya çıktığını belirtti.Prof. Uncu, evlendiği halde 15 yıldır kocasıyla cinsel ilişki kuramayan kadınlar bulunduğunu söyledi. Vajinismus hastalığının doktor muayenehanelerinde kısa süreli muayenelerle değil, uzun terapilerle tedavi edilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Uncu, "Çünkü vajinismusun altında yatan farklı nedenler vardır. Bu nedenleri çözmek gerekiyor. Kız çocuklarının yetiştirilme şekli, cinsellikte bilgiden uzak yetişmeleri, töreler, risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor" dedi.Üniversiteli hastalarİstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Engin Akhan da, toplantıda bu tür hastaların yüzde 32’sinin üniversite mezunu olduğunu açıkladı. Doç. Dr. Akhan, konuyla ilgili şunları söyledi:"Vajinismus, vajina kasları ile oluşan istemsiz kasılmalar sonucu ilişkinin gerçekleşememe durumudur. Benim hastalarımın yüzde 32’si üniversite mezunu, hatta yüzde 12’si bekar ve partnerleri ile ilişkide bulunamadıkları için bana başvurup tedavi oldular. Dolayısıyla konunun cinselliğe bakış açısı, yetiştiriliş tarzı ile ilgisi olduğunu gösteren net bir kanıt bugün için bulunmamaktadır.Biz 3 ya da en fazla 12 seansta bu hastalığı tedavi edebiliyoruz. İnvitro duyarsızlaştırma ve pelvik rehabilitasyon psikiyatrik tedavi kadar başarılı oldu."
Tuesday, May 22, 2007
Genç çiftlerin cinsellik sorunsalı
Genç çiftler cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları gibi çoğu zaman da yanlış bilgilerle hareket ediyorlar.
Türkiye Özürlüler Eğitim ve Dayanışma Vakfının(ÖZEV), Ankara’da yaptığı araştırmaya göre, genç çiftler, cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda yeterli bilgiye sahip değil.'Türkiye Üreme Sağlığı Programı: Çiftler İçin İlk Adım' projesi kapsamında, Ankara’da Altındağ, Etimesgut, Keçiören, Mamak, Sincan ve Yenimahalle’de yaklaşık 40 bin kişiyle anket yaptı.Anketteki, "Bebek sahibi olma zamanına ve sayısına daha çok anne adayı karar vermelidir" sorusuna, katılımcıların yüzde 48.8’i 'hayır', yüzde 30.14’ü 'evet' ve yüzde 21.78’i de ‘fark etmez’ yanıtını verdi.Çoğunluk kitaptan öğreniyor"Cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularındaki ilk bilgileri nerelerden aldınız?" sorusuna, katılımcıların yüzde 16.14’ü kitap ve dergilerden, yüzde 15.89’u arkadaşlardan, yüzde 13.33’ü okuldan, yüzde 12.85’i televizyon ve radyolardan, yüzde 11.20’si gazetelerden, yüzde 8.35’i internetten, Yüzde 8.24’ü anne ve babadan, Yüzde 6.98’i de sağlık kuruluşlarından şeklinde yanıt verdi.Ayrıca, anket katılımcılarının yaklaşık yüzde 43’ü de, bu bilgilere konuşarak ulaştığını belirtti. Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 70’e yakını, özürlü doğum riski konusunda bilgisiz ya da yanlış bilgiye sahip.Doğum kontrol tamamDoğum sürecini etkileme olasılığı bulunan sigara içme konusunda, katılımcıların yüzde 43.82’si sigara kullanmadığını belirtirken, yüzde 34.69’u kullandığını, yüzde 12.59’u ara sıra kullandığını ve yüzde 7.10’u da bıraktığını ifade etti.
Ankete katılanların, doğum kontrol yöntemleri konusunda, yaygın bir bilgiye sahip olduğu tespit edildi.Anket SonuçlarıAraştırmada anket yardımıyla edinilen bilgiler ışığında şu sonuçlara yer verildi:.Üreme sağlığı ve cinsel sağlık konusunda eğitim ve bilgi paylaşım ihtiyacı açık bir gerekliliktir..Evlenme arifesindeki gençler ve evli çiftler cinsel sağlık ve üreme sağlığı bilgilerine ulaşma konusunda istekliler..Sağlık kurumlarının mahalle ve köy örgütlenmelerinin sağlıklı bir toplum amacıyla halka yönelik duyarlılık artırıcı çalışmalar yapmaları gerekmektedir..Sağlıklı bir neslin devamı için sağlık kuruluşlarının üreme sağlığı konusunda daha belirleyici ve aktif olmaları gerekiyor..Belediyelerin yeni yasal yükümlülükleriyle birlikte bu konuda daha aktif olmaları, önemli bir sağlık sorununu ve sosyal sorumluluğu giderebilir..Engeliliğe neden olan riskler ve alınabilecek önlemler konusunda, toplumsal duyarlılık oluşturmak amacıyla, ülke geneline yönelik eğitim ağırlıklı projelerin uygulanması olumlu sonuçlar verebilir.
Türkiye Özürlüler Eğitim ve Dayanışma Vakfının(ÖZEV), Ankara’da yaptığı araştırmaya göre, genç çiftler, cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda yeterli bilgiye sahip değil.'Türkiye Üreme Sağlığı Programı: Çiftler İçin İlk Adım' projesi kapsamında, Ankara’da Altındağ, Etimesgut, Keçiören, Mamak, Sincan ve Yenimahalle’de yaklaşık 40 bin kişiyle anket yaptı.Anketteki, "Bebek sahibi olma zamanına ve sayısına daha çok anne adayı karar vermelidir" sorusuna, katılımcıların yüzde 48.8’i 'hayır', yüzde 30.14’ü 'evet' ve yüzde 21.78’i de ‘fark etmez’ yanıtını verdi.Çoğunluk kitaptan öğreniyor"Cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularındaki ilk bilgileri nerelerden aldınız?" sorusuna, katılımcıların yüzde 16.14’ü kitap ve dergilerden, yüzde 15.89’u arkadaşlardan, yüzde 13.33’ü okuldan, yüzde 12.85’i televizyon ve radyolardan, yüzde 11.20’si gazetelerden, yüzde 8.35’i internetten, Yüzde 8.24’ü anne ve babadan, Yüzde 6.98’i de sağlık kuruluşlarından şeklinde yanıt verdi.Ayrıca, anket katılımcılarının yaklaşık yüzde 43’ü de, bu bilgilere konuşarak ulaştığını belirtti. Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 70’e yakını, özürlü doğum riski konusunda bilgisiz ya da yanlış bilgiye sahip.Doğum kontrol tamamDoğum sürecini etkileme olasılığı bulunan sigara içme konusunda, katılımcıların yüzde 43.82’si sigara kullanmadığını belirtirken, yüzde 34.69’u kullandığını, yüzde 12.59’u ara sıra kullandığını ve yüzde 7.10’u da bıraktığını ifade etti.
Ankete katılanların, doğum kontrol yöntemleri konusunda, yaygın bir bilgiye sahip olduğu tespit edildi.Anket SonuçlarıAraştırmada anket yardımıyla edinilen bilgiler ışığında şu sonuçlara yer verildi:.Üreme sağlığı ve cinsel sağlık konusunda eğitim ve bilgi paylaşım ihtiyacı açık bir gerekliliktir..Evlenme arifesindeki gençler ve evli çiftler cinsel sağlık ve üreme sağlığı bilgilerine ulaşma konusunda istekliler..Sağlık kurumlarının mahalle ve köy örgütlenmelerinin sağlıklı bir toplum amacıyla halka yönelik duyarlılık artırıcı çalışmalar yapmaları gerekmektedir..Sağlıklı bir neslin devamı için sağlık kuruluşlarının üreme sağlığı konusunda daha belirleyici ve aktif olmaları gerekiyor..Belediyelerin yeni yasal yükümlülükleriyle birlikte bu konuda daha aktif olmaları, önemli bir sağlık sorununu ve sosyal sorumluluğu giderebilir..Engeliliğe neden olan riskler ve alınabilecek önlemler konusunda, toplumsal duyarlılık oluşturmak amacıyla, ülke geneline yönelik eğitim ağırlıklı projelerin uygulanması olumlu sonuçlar verebilir.
Labels:
cinsel sağlık
Bu TV bağımlılığının yaptıkları...
Trakya Üniversitesi (TÜ) Eğitim Fakültesi Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Süleyman Doğan, televizyon ve dizi bağımlılığının endişe verici olduğunu belirtti.
Doğan, yaptığı açıklamada, programların çekiciliğinin artırılarak insanların televizyon bağımlısı durumuna getirildiğini söyledi. Son dönemlerde dizi senaryolarının tarihi roman, öykü ve hikayelerden alındığını ifade eden Doğan, televizyon dizilerinin kitap okuma alışkanlığının düşük olduğu ülke gençliğine yarar sağlamaktan ziyade olumsuz etkisi olduğunu iddia etti. Kitaptan uzaklaştırıyorSenaryoya uyarlanan öykü, roman ve hikayelerin, bu kitapların okunmasına karşı ilgi uyandırmadığını belirten Doğan, "Senaryo kaynaklarını edebi hikaye ve romanlardan alan diziler, kOkuyucu, kitapların içeriğini bildiğini sanarak, kitapla yüzleşmenin gereksiz olduğuna inanmakta. Bu nedenle televizyon ve dizi bağımlılığı endişe verici. Birçok kişi zamanının büyük bölümünü televizyon karşısında geçiriyor" dedi. Daha dikkatli olunmalıDizi senaryoları hazırlanırken öyküsü kaynak yapılan kitaplara olumsuz etkisinin düşünülmesi ve bunu önleyecek önlemler alınması gerektiğini bildiren Doğan, şunları kaydetti:"Ülkemizde düşük olan kitap okuma alışkanlığı dikkate alınarak, dizi, sinema filmi yapımcıları bu doğrultuda hareket etmelidir. Dizi senaryoları hazırlanırken bu olumsuz etki düşünülmeli ve bunu önleyecek önlemler alınmalıdır."itaplar hakkında ön fikir vermekte ve bilgi doygunluğuna sebep olmaktadır.
Doğan, yaptığı açıklamada, programların çekiciliğinin artırılarak insanların televizyon bağımlısı durumuna getirildiğini söyledi. Son dönemlerde dizi senaryolarının tarihi roman, öykü ve hikayelerden alındığını ifade eden Doğan, televizyon dizilerinin kitap okuma alışkanlığının düşük olduğu ülke gençliğine yarar sağlamaktan ziyade olumsuz etkisi olduğunu iddia etti. Kitaptan uzaklaştırıyorSenaryoya uyarlanan öykü, roman ve hikayelerin, bu kitapların okunmasına karşı ilgi uyandırmadığını belirten Doğan, "Senaryo kaynaklarını edebi hikaye ve romanlardan alan diziler, kOkuyucu, kitapların içeriğini bildiğini sanarak, kitapla yüzleşmenin gereksiz olduğuna inanmakta. Bu nedenle televizyon ve dizi bağımlılığı endişe verici. Birçok kişi zamanının büyük bölümünü televizyon karşısında geçiriyor" dedi. Daha dikkatli olunmalıDizi senaryoları hazırlanırken öyküsü kaynak yapılan kitaplara olumsuz etkisinin düşünülmesi ve bunu önleyecek önlemler alınması gerektiğini bildiren Doğan, şunları kaydetti:"Ülkemizde düşük olan kitap okuma alışkanlığı dikkate alınarak, dizi, sinema filmi yapımcıları bu doğrultuda hareket etmelidir. Dizi senaryoları hazırlanırken bu olumsuz etki düşünülmeli ve bunu önleyecek önlemler alınmalıdır."itaplar hakkında ön fikir vermekte ve bilgi doygunluğuna sebep olmaktadır.
Labels:
genel sağlık,
tv bağımlılığı
Fazla sarımsak sperme zarar
Azı karar fazlası zarar. Sarımsağın da fazlası karaciğer enzimlerini etkilediğinden sperm hareketliliğini olumsuz etkiliyor.
Şifa bulmak, güzelleşmek, vücut direncini artırmak ve daha birçok sağlık nedeni için tüketilen sarmısağın fazlasının 'sperm hareketliliği'ni azalttığı ortaya çıktı.Bitkisel ürünlerin de fazla tüketilmesinin zararlı olabildiğine dikkati çeken Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömür Demirezer, "Sarmısak çok faydalı diye bilinir. Gerçekten çok faydalıdır, ancak fazla alındığı zaman karaciğer enzimlerini etkilediği için, sperm hareketliğini azaltıyor. Bu da üremeyi olumsuz etkiliyor" dedi.
Şifa bulmak, güzelleşmek, vücut direncini artırmak ve daha birçok sağlık nedeni için tüketilen sarmısağın fazlasının 'sperm hareketliliği'ni azalttığı ortaya çıktı.Bitkisel ürünlerin de fazla tüketilmesinin zararlı olabildiğine dikkati çeken Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömür Demirezer, "Sarmısak çok faydalı diye bilinir. Gerçekten çok faydalıdır, ancak fazla alındığı zaman karaciğer enzimlerini etkilediği için, sperm hareketliğini azaltıyor. Bu da üremeyi olumsuz etkiliyor" dedi.
Labels:
erkek sağlığı,
sarımsak
'Beni bu havalar mahvetti...'
Havaların ısınmasıyla birlikte metabolizmada oluşan değişiklikler, kendimizi yorgun, halsiz ve mutsuz hissetmemize sebep oluyor.
Bahar, en riskli mevsimlerden! Doğadaki değişimi tüm güzelliği ile yaşıyor da olabilirsin, bahardan bir tokat yiyip karamsar, halsiz bir kıza da dönüşebilirsin. O yüzden yapman gerekenleri iyi bilmelisin!Hava sıcaklıkları değiştikçe, vücudumuzun dengesi de değişiyor, bu yüzden olumsuz birçok şey yaşıyoruz. Hava kirliliği, trafik, sanayi atıkları ve bahar mevsiminde havadaki elektrik yükünün daha da arttığını hesaba katarsak, durumumuzun böyle olması kaçınılmaz. Üstelik saman nezlesi, hapşırma, öksürük gibi şikayetler de bu geçiş mevsiminin bir başka özelliği. Mutlu olmak için, bunlardan kurtulup kendini pozitif enerjiyle dolduracak bir şeyler yapman gerektiğine göre, hemen işe koyulmalısın! UykuKendini zinde hissetmen için, en az yedi saat sürecek, sağlıklı ve düzenli bir uyku çok önemli. Her zaman alışılagelmiş uyku ritminde kesinlikle ani bir değişiklik yapmamalısın. Ayrıca rahat bir uyku için, günlük bütün stresleri unutarak yatağa girmelisin. Odanın havalandırma ve aydınlatmasına dikkat etmeyi de unutma! Temiz ve havadar bir odada uyursan, sabah zinde bir şekilde uyanırsın. Tatlı rüyalar:) GörüntüAynaya şöyle bir bak. Ne görüyorsun? Kendini yenilemenin zamanı gelmiş mi? Eğer cevabın evet ise, hayatına ve görünümüne özen göstermelisin. Baharda nasıl ki çiçekler açıyor, etraf yeşilleniyor, sen de doğanın sesine kulak ver ve kendini yenile. Hemen gardırobuna göz at; kışlık kıyafetlerini paketle ve kaldır. Yeni sezonda giyebileceklerini gözden geçir, ihtiyaçların için bir liste yap, sonra da doğruca alışverişe çık! BeslenmeYeme içmene çok dikkat etmelisin. Yemek saatlerin mutlaka düzenli olmalı, öğün atlamamalısın. Bilinçli bir Heygirl Kızı olarak güne kahvaltısız başlamaman gerektiğini zaten biliyorsun. Bu, gün boyunca enerji dolu ve zinde olman için ilk adım. Eğer illa ki "kahvaltı yapamam" diyorsan, beş dakikada hazırlayacağın sütlü mısır gevreği, gerekli vitamin ve kalsiyum ihtiyacını karşılayacaktır.
VitaminBaharın başlamasıyla birlikte vücudunun daha çok vitamine ihtiyaç duyduğunu unutma. Bunun için bol bol sebze meyve tüketmelisin. Özellikle B ve C vitaminleri içeren sebze, meyveler; domates, çilek, patates ve kayısı yemeye çalış. Çikolata keyfiMutluluğunu artırması için arada sırada minik bir çikolata kaçamağı yapmaktan zarar gelmez canım! Kendini bitkin hissettiğin zamanlarda küçük bir parça çikolatayı gönül rahatlığıyla yiyebilirsin. Dondurma Çikolatalı, limonlu, karamelli... Senin dondurman hangisi? En çok sevdiğin lezzetteki dondurmalardan bir külah yiyerek çocuklar kadar mutlu olabilirsin! Üstelik dondurmanın içeriğinde bulunan protein, karbonhidrat, A, C, D, E ve B grubu vitaminleri, kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineraller de sağlığına çok faydalı. Bol bol suGünde ortalama 3 litre su içmen gerekli. Bunun için kendine bir plan yapabilirsin. Örneğin, sabah yataktan kalkınca, yemeklerden önce ve yatarken bir bardak su içebilirsin. İlk başlarda bu zor gelebilir, ancak vücudun kısa zamanda buna alışacak ve sürekli su içme ihtiyacı hissedeceksin. Bu arada su denince aklına kolalı içecekler, çay, kahve gibi sıvılar gelmesin. Bunlar su ihtiyacını karşılamaz, aksine, kendini daha yorgun hissetmene sebep olur. Bir, ki, üç! Haydi, hopla zıplaUzmanlara göre yorgunluktan kurtulmanın en iyi yollarından birisi, egzersiz yapmak. İşin ilginci de, kasları en iyi dinlendirme yöntemi, onları çalıştırmak! Tezat gibi görünse de, kaslarını ne kadar çok çalıştırırsan, performansları o kadar çok artıyor! Üstelik kaslarını düzenli olarak çalıştırarak kendini sakatlanmalara karşı da koruyabilirsin. Her sabah yataktan kalkınca birkaç küçük hareketle güne başladığın zaman farkı hissedeceksin! YürüyüşAçık havada gün boyunca yürüyerek süper enerji toplayabilirsin. Mümkünse gideceğin yerlere otobüs, taksi, dolmuş gibi araçlar kullanmadan ulaşmaya çalış. Ayrıca her gün en az on beş dakika bisiklete binerek hem keyişi vakit geçirebilir hem de eğlenebilirsin! Sevgi gösterisiİçini sevgiyle kaplayacak bir şeyler yapabilirsin! Örneğin, küçük bir bebeğin güler yüzü seni mutlu edebilir. Varsa tanıdıklarının çocuklarıyla ilgilen, onlarla oyun oyna. Yardım etYakınlarına, yaşlılara yardım et. Başkalarını sevindirerek, hem onların hem de kendi yaşamını renklendirmiş olursun. Eğer vaktin varsa, sivil toplum örgütlerinde, yardım derneklerinde çalışabilirsin. Miyav-HavhavSokakta gördüğün sahipsiz kedi veya köpeklerle ilgilenebilirsin. Onlara yiyecek götür, su ver. Onlara iyilik yaptığında gör bak, kendini nasıl da mutlu hissedeceksin! Ilık banyoKendini şımartmak için mutlaka ılık bir banyo keyfi yapmalısın. Küveti doldur ve köpüklerle donat. Sana bir de rahatlatıcı banyo önerisi sunalım: Birkaç papatya çay poşetini gazlı beze sararak musluktan akan ılık suya tut. Bir portakalı ince dilimler halinde kes ve banyo suyunun içinde hepsini beraber yüzdür. Papatyanın kokusu ve portakaldan vücuduna geçen C vitamini, inanılmaz bir rahatlama hissetmeni sağlayacak.
Bahar, en riskli mevsimlerden! Doğadaki değişimi tüm güzelliği ile yaşıyor da olabilirsin, bahardan bir tokat yiyip karamsar, halsiz bir kıza da dönüşebilirsin. O yüzden yapman gerekenleri iyi bilmelisin!Hava sıcaklıkları değiştikçe, vücudumuzun dengesi de değişiyor, bu yüzden olumsuz birçok şey yaşıyoruz. Hava kirliliği, trafik, sanayi atıkları ve bahar mevsiminde havadaki elektrik yükünün daha da arttığını hesaba katarsak, durumumuzun böyle olması kaçınılmaz. Üstelik saman nezlesi, hapşırma, öksürük gibi şikayetler de bu geçiş mevsiminin bir başka özelliği. Mutlu olmak için, bunlardan kurtulup kendini pozitif enerjiyle dolduracak bir şeyler yapman gerektiğine göre, hemen işe koyulmalısın! UykuKendini zinde hissetmen için, en az yedi saat sürecek, sağlıklı ve düzenli bir uyku çok önemli. Her zaman alışılagelmiş uyku ritminde kesinlikle ani bir değişiklik yapmamalısın. Ayrıca rahat bir uyku için, günlük bütün stresleri unutarak yatağa girmelisin. Odanın havalandırma ve aydınlatmasına dikkat etmeyi de unutma! Temiz ve havadar bir odada uyursan, sabah zinde bir şekilde uyanırsın. Tatlı rüyalar:) GörüntüAynaya şöyle bir bak. Ne görüyorsun? Kendini yenilemenin zamanı gelmiş mi? Eğer cevabın evet ise, hayatına ve görünümüne özen göstermelisin. Baharda nasıl ki çiçekler açıyor, etraf yeşilleniyor, sen de doğanın sesine kulak ver ve kendini yenile. Hemen gardırobuna göz at; kışlık kıyafetlerini paketle ve kaldır. Yeni sezonda giyebileceklerini gözden geçir, ihtiyaçların için bir liste yap, sonra da doğruca alışverişe çık! BeslenmeYeme içmene çok dikkat etmelisin. Yemek saatlerin mutlaka düzenli olmalı, öğün atlamamalısın. Bilinçli bir Heygirl Kızı olarak güne kahvaltısız başlamaman gerektiğini zaten biliyorsun. Bu, gün boyunca enerji dolu ve zinde olman için ilk adım. Eğer illa ki "kahvaltı yapamam" diyorsan, beş dakikada hazırlayacağın sütlü mısır gevreği, gerekli vitamin ve kalsiyum ihtiyacını karşılayacaktır.
VitaminBaharın başlamasıyla birlikte vücudunun daha çok vitamine ihtiyaç duyduğunu unutma. Bunun için bol bol sebze meyve tüketmelisin. Özellikle B ve C vitaminleri içeren sebze, meyveler; domates, çilek, patates ve kayısı yemeye çalış. Çikolata keyfiMutluluğunu artırması için arada sırada minik bir çikolata kaçamağı yapmaktan zarar gelmez canım! Kendini bitkin hissettiğin zamanlarda küçük bir parça çikolatayı gönül rahatlığıyla yiyebilirsin. Dondurma Çikolatalı, limonlu, karamelli... Senin dondurman hangisi? En çok sevdiğin lezzetteki dondurmalardan bir külah yiyerek çocuklar kadar mutlu olabilirsin! Üstelik dondurmanın içeriğinde bulunan protein, karbonhidrat, A, C, D, E ve B grubu vitaminleri, kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineraller de sağlığına çok faydalı. Bol bol suGünde ortalama 3 litre su içmen gerekli. Bunun için kendine bir plan yapabilirsin. Örneğin, sabah yataktan kalkınca, yemeklerden önce ve yatarken bir bardak su içebilirsin. İlk başlarda bu zor gelebilir, ancak vücudun kısa zamanda buna alışacak ve sürekli su içme ihtiyacı hissedeceksin. Bu arada su denince aklına kolalı içecekler, çay, kahve gibi sıvılar gelmesin. Bunlar su ihtiyacını karşılamaz, aksine, kendini daha yorgun hissetmene sebep olur. Bir, ki, üç! Haydi, hopla zıplaUzmanlara göre yorgunluktan kurtulmanın en iyi yollarından birisi, egzersiz yapmak. İşin ilginci de, kasları en iyi dinlendirme yöntemi, onları çalıştırmak! Tezat gibi görünse de, kaslarını ne kadar çok çalıştırırsan, performansları o kadar çok artıyor! Üstelik kaslarını düzenli olarak çalıştırarak kendini sakatlanmalara karşı da koruyabilirsin. Her sabah yataktan kalkınca birkaç küçük hareketle güne başladığın zaman farkı hissedeceksin! YürüyüşAçık havada gün boyunca yürüyerek süper enerji toplayabilirsin. Mümkünse gideceğin yerlere otobüs, taksi, dolmuş gibi araçlar kullanmadan ulaşmaya çalış. Ayrıca her gün en az on beş dakika bisiklete binerek hem keyişi vakit geçirebilir hem de eğlenebilirsin! Sevgi gösterisiİçini sevgiyle kaplayacak bir şeyler yapabilirsin! Örneğin, küçük bir bebeğin güler yüzü seni mutlu edebilir. Varsa tanıdıklarının çocuklarıyla ilgilen, onlarla oyun oyna. Yardım etYakınlarına, yaşlılara yardım et. Başkalarını sevindirerek, hem onların hem de kendi yaşamını renklendirmiş olursun. Eğer vaktin varsa, sivil toplum örgütlerinde, yardım derneklerinde çalışabilirsin. Miyav-HavhavSokakta gördüğün sahipsiz kedi veya köpeklerle ilgilenebilirsin. Onlara yiyecek götür, su ver. Onlara iyilik yaptığında gör bak, kendini nasıl da mutlu hissedeceksin! Ilık banyoKendini şımartmak için mutlaka ılık bir banyo keyfi yapmalısın. Küveti doldur ve köpüklerle donat. Sana bir de rahatlatıcı banyo önerisi sunalım: Birkaç papatya çay poşetini gazlı beze sararak musluktan akan ılık suya tut. Bir portakalı ince dilimler halinde kes ve banyo suyunun içinde hepsini beraber yüzdür. Papatyanın kokusu ve portakaldan vücuduna geçen C vitamini, inanılmaz bir rahatlama hissetmeni sağlayacak.
Labels:
bahar yorgunluğu
Friday, May 18, 2007
Tatili nasıl değerlendirmeli?
Çocuklarımızın tatili en iyi şekilde değerlendirmeleri için neler yapabiliriz? Çalışan anne-babalar tatili nasıl değerlendirmeli?
Memorial Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan hem çocukların, hem de anne-babalarının tatil dönemini en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceklerini anlattı:
Okulda başarılı olan bir çocuğun tatil programıyla başarısız olanın aynı mı olmalı?
Okulda başarısız olan çocuğa dinlenmesi için gerekli tatil döneminde, ders çalıştırmaktan çok neden başarısız olduğunun değerlendirmesi yapılıp, nedenleri ve çözüm yollarının bulunması gerekir. Dinlenme, yeni öğretim dönemine hazırlanma ve aile ilişkilerini geliştirme amaçlı tatil döneminin ders çalışma ile geçirilmesini ne başarılı çocuklar için, ne de başarısız çocuklar için önermiyoruz. Ancak ilkokul birinci sınıfta okuma yazmayı sökmede zorlanan çocuklarda, onların da zevk alabileceği şekilde bu becerilerinin gelişmesine katkıda bulunulabilir.
Tatiller çocukların başarısını artırmak amacıyla değerlendirilebilir mi?
Tatil süresi çocuk için belli bir dinlenme, tekrar enerji toplama, başka alanlara yöneltilerek ders stresinden uzaklaştırma amacıyla değerlendirilmeli. Böyle olduğu zaman yeni döneme başlayan çocuk daha enerjik daha istekli olabilir. Amaç tatil süresince stresli ders ve sınav ortamından uzaklaşıp dinlenme, gerekli enerjiyi toplama olmalı.
Tatil süresince ailelerin çocuklarıyla birlikte belirli zaman dilimlerinde ders çalışması doğru mu?Ailenin çocukla birlikte ders çalışmasını okul zamanında bile önermiyoruz. İlkokul birinci sınıftan itibaren çocuğun derslerini kendi kendine yapması teşvik edilmeli. Ancak bilemediği bir soruda yanıt vermesine yardım edilebilir veya düzenli bir şekilde, belli saatlerde ödev başında durması sağlanabilir. Eğer birinin çocuğa dersleri konusunda destek vermesi gerekiyorsa, bunun aile bireyleri dışından biri olması önerilir. Bu çocukla aile bireyleri arasında çatışma çıkmasını engeller.
Tüm tatil zamanını çocuklar aileleriyle mi geçirmeli?
Tatiller aile içi ilişkileri yakınlaştırma ve anne-baba ile birlikte geçirilen zamanı artırma açısından önemlidir. Özellikle çalışan anne ve babaların izin dönemlerini çocuklarının tatil döneminde kullanması çocuklarla iletişimi artırarak sorunun kaynağının birlikte değerlendirilmesine yardımcı olur. Ancak çocukların bireysel programlara gönderilmesi de aslında son derece yararlıdır. Çocuğun anne-babasından ayrı kalabilme, yaşıtları ile iletişim kurma becerilerini geliştirmek için bir haftalık kamp programları önerilebilir. Ancak Türkiye’de bunlar için yeterli imkân olmayabilir.Tatil zamanlarında çocuklar bazen yapacak şey bulamayıp sıkılabilirler. Tatilin başlangıcında görülen heyecan, heves geçmeye başlayınca yapacak yeni uğraş ve aktivitelerle vakitlerini eğlendirici ve eğitici geçirmelerini sağlamak gerekir.Okul zamanında çocukların hayatına rutinler hâkimdir ve çocuklar serbest zaman geçirme fırsatını çok fazla bulamazlar. Ayrıca anne-babalar da çocuklarla birlikte vakit geçirme olanağını pek fazla bulamazlar.Tatiller anne-babalar için çocukları ile birlikte olmaya öncelik verebilecekleri ve birbirlerini daha iyi tanımak, anlamak ve birbirilerinin arkadaşlığından zevk almak için değerlendirebilecekleri bir fırsat olabilir. Çocuklar anne-babaları ile birlikte bir şeyler yapmaktan hoşlanırlar.Mümkünse tatilde hem her bir çocuğunuzla baş başa, bireysel olarak vakit geçirmek, hem de aile olarak hep birlikte vakit geçirmek için gerekli düzenlemeleri yapın.Bu çocuklarınızla ilişkilerinizi geliştirmenize ve çocuğun öz saygısının artmasına yardımcı olacaktır.
Çocukların sıkılmasını önlemek için özel programlar mı yapmak gerekli?Çocukların sürekli eğlendirilmelerinin gerekmediğini unutmayın. Sadece bir yer değişikliği veya birkaç öneri, kendi başlarına da gayet yaratıcı olmaları ve eğlenmeleri için yeterli olabilir. Bazen çocuklar “sıkıldım” dediklerinde aslında “benimle oynamanı istiyorum” demek istemektedirler. Her gün için çocuğun ilgisini çekecek ve olmasını bekleyeceği tek bir aktivite belirlemek sıradanlığın oluşmasını engeller.
Çalışan aileler için ne öneriyorsunuz?
Çalışan aileler aslında çocuklarının tatil süresini onlarla geçirmek için mümkünse izne ayrılabilirler. Eğer öyle bir imkân yoksa mutlaka çocuğun güvenilir bir erişkin ile geçirmesi sağlanmalı. Çocuk evde yalnız kalabilecek yaşta bile olsa tatil döneminde bir erişkinin sorumluluğu ve ilgisi gereklidir. Ergenlik döneminde bile bu tutumu öneriyoruz. Bu gözleme, kısıtlama şeklinde olmamalıdır. Ancak yönlendirici olmasında yarar vardır. Çalışan anne ve babalar için tatil döneminde anneanne, babaanne gibi aile büyüklerinin yanına gönderilmesi de çocuğun onlarla yakın ilişkiler kurması, anne-babadan ayrılık deneyimini yaşaması açısından faydalı olur.
Tatil boyunca evden çıkmak istemeyen, tüm zamanını odasında geçirmek isteyen çocuklar için ne yapılabilir?
Bu durum aslında çocuğun sosyal ilişkilerinde bir sorun olduğunu gösterir. Özellikle ergenlik döneminde yalnızlığın tercih edilmesi çok sağlıklı görülmemektedir. Yine bunun nedenleri üzerinde değerlendirme yapmak gerekir. Bu durum devam ediyorsa ailenin ‘dışarı çık’ diye baskı yapması çok işe yaramaz. Bunun yerine nedenini bulması önemlidir. Örneğin devamlı evde bilgisayar oynayan, yaşıtları yerine bilgisayarla vakit geçiren gençlerde arkadaş ve sosyal ilişkileri kurmada zorluk sık rastlanan bir durumdur.
Tatil boyunca devamlı zamanını ev dışında geçirmek isteyen çocuklar için ne yapılabilir?
Özellikle ergenlik döneminde yalnız eve kapanmanın tam tersine vaktini sürekli dışarıda, arkadaşları ile geçirme davranışı da sık görülür. Sosyal ilişkiler yönünden ergenin iyi olduğuna işaret etse de, ergenlik çağında risk alıcı davranışlar artış gösterdiğinden, olumlu ya da olumsuz arkadaş etkilerinin arttığı bir dönem olduğundan dikkatli olmak gerekir. Eve geliş saati gibi belli sınırların konması, arkadaşlarının kimler olduğuna dikkat edilmesi, katılmak istediği aktivitelere belli bir gözlem ve denetimle izin verilmesi gerekir. Tatil programını çocuklar kendileri yapabilirler mi?Hangi yaşta olursa olsun onların fikri alınmalı, onların seçimine değer verilmeli. Ailenin şartlarına göre uyarlama yapılabilir ama tatil süresince çocukların hiç yapmak istemedikleri şeylere zorlanması doğru değildir.
Memorial Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan hem çocukların, hem de anne-babalarının tatil dönemini en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceklerini anlattı:
Okulda başarılı olan bir çocuğun tatil programıyla başarısız olanın aynı mı olmalı?
Okulda başarısız olan çocuğa dinlenmesi için gerekli tatil döneminde, ders çalıştırmaktan çok neden başarısız olduğunun değerlendirmesi yapılıp, nedenleri ve çözüm yollarının bulunması gerekir. Dinlenme, yeni öğretim dönemine hazırlanma ve aile ilişkilerini geliştirme amaçlı tatil döneminin ders çalışma ile geçirilmesini ne başarılı çocuklar için, ne de başarısız çocuklar için önermiyoruz. Ancak ilkokul birinci sınıfta okuma yazmayı sökmede zorlanan çocuklarda, onların da zevk alabileceği şekilde bu becerilerinin gelişmesine katkıda bulunulabilir.
Tatiller çocukların başarısını artırmak amacıyla değerlendirilebilir mi?
Tatil süresi çocuk için belli bir dinlenme, tekrar enerji toplama, başka alanlara yöneltilerek ders stresinden uzaklaştırma amacıyla değerlendirilmeli. Böyle olduğu zaman yeni döneme başlayan çocuk daha enerjik daha istekli olabilir. Amaç tatil süresince stresli ders ve sınav ortamından uzaklaşıp dinlenme, gerekli enerjiyi toplama olmalı.
Tatil süresince ailelerin çocuklarıyla birlikte belirli zaman dilimlerinde ders çalışması doğru mu?Ailenin çocukla birlikte ders çalışmasını okul zamanında bile önermiyoruz. İlkokul birinci sınıftan itibaren çocuğun derslerini kendi kendine yapması teşvik edilmeli. Ancak bilemediği bir soruda yanıt vermesine yardım edilebilir veya düzenli bir şekilde, belli saatlerde ödev başında durması sağlanabilir. Eğer birinin çocuğa dersleri konusunda destek vermesi gerekiyorsa, bunun aile bireyleri dışından biri olması önerilir. Bu çocukla aile bireyleri arasında çatışma çıkmasını engeller.
Tüm tatil zamanını çocuklar aileleriyle mi geçirmeli?
Tatiller aile içi ilişkileri yakınlaştırma ve anne-baba ile birlikte geçirilen zamanı artırma açısından önemlidir. Özellikle çalışan anne ve babaların izin dönemlerini çocuklarının tatil döneminde kullanması çocuklarla iletişimi artırarak sorunun kaynağının birlikte değerlendirilmesine yardımcı olur. Ancak çocukların bireysel programlara gönderilmesi de aslında son derece yararlıdır. Çocuğun anne-babasından ayrı kalabilme, yaşıtları ile iletişim kurma becerilerini geliştirmek için bir haftalık kamp programları önerilebilir. Ancak Türkiye’de bunlar için yeterli imkân olmayabilir.Tatil zamanlarında çocuklar bazen yapacak şey bulamayıp sıkılabilirler. Tatilin başlangıcında görülen heyecan, heves geçmeye başlayınca yapacak yeni uğraş ve aktivitelerle vakitlerini eğlendirici ve eğitici geçirmelerini sağlamak gerekir.Okul zamanında çocukların hayatına rutinler hâkimdir ve çocuklar serbest zaman geçirme fırsatını çok fazla bulamazlar. Ayrıca anne-babalar da çocuklarla birlikte vakit geçirme olanağını pek fazla bulamazlar.Tatiller anne-babalar için çocukları ile birlikte olmaya öncelik verebilecekleri ve birbirlerini daha iyi tanımak, anlamak ve birbirilerinin arkadaşlığından zevk almak için değerlendirebilecekleri bir fırsat olabilir. Çocuklar anne-babaları ile birlikte bir şeyler yapmaktan hoşlanırlar.Mümkünse tatilde hem her bir çocuğunuzla baş başa, bireysel olarak vakit geçirmek, hem de aile olarak hep birlikte vakit geçirmek için gerekli düzenlemeleri yapın.Bu çocuklarınızla ilişkilerinizi geliştirmenize ve çocuğun öz saygısının artmasına yardımcı olacaktır.
Çocukların sıkılmasını önlemek için özel programlar mı yapmak gerekli?Çocukların sürekli eğlendirilmelerinin gerekmediğini unutmayın. Sadece bir yer değişikliği veya birkaç öneri, kendi başlarına da gayet yaratıcı olmaları ve eğlenmeleri için yeterli olabilir. Bazen çocuklar “sıkıldım” dediklerinde aslında “benimle oynamanı istiyorum” demek istemektedirler. Her gün için çocuğun ilgisini çekecek ve olmasını bekleyeceği tek bir aktivite belirlemek sıradanlığın oluşmasını engeller.
Çalışan aileler için ne öneriyorsunuz?
Çalışan aileler aslında çocuklarının tatil süresini onlarla geçirmek için mümkünse izne ayrılabilirler. Eğer öyle bir imkân yoksa mutlaka çocuğun güvenilir bir erişkin ile geçirmesi sağlanmalı. Çocuk evde yalnız kalabilecek yaşta bile olsa tatil döneminde bir erişkinin sorumluluğu ve ilgisi gereklidir. Ergenlik döneminde bile bu tutumu öneriyoruz. Bu gözleme, kısıtlama şeklinde olmamalıdır. Ancak yönlendirici olmasında yarar vardır. Çalışan anne ve babalar için tatil döneminde anneanne, babaanne gibi aile büyüklerinin yanına gönderilmesi de çocuğun onlarla yakın ilişkiler kurması, anne-babadan ayrılık deneyimini yaşaması açısından faydalı olur.
Tatil boyunca evden çıkmak istemeyen, tüm zamanını odasında geçirmek isteyen çocuklar için ne yapılabilir?
Bu durum aslında çocuğun sosyal ilişkilerinde bir sorun olduğunu gösterir. Özellikle ergenlik döneminde yalnızlığın tercih edilmesi çok sağlıklı görülmemektedir. Yine bunun nedenleri üzerinde değerlendirme yapmak gerekir. Bu durum devam ediyorsa ailenin ‘dışarı çık’ diye baskı yapması çok işe yaramaz. Bunun yerine nedenini bulması önemlidir. Örneğin devamlı evde bilgisayar oynayan, yaşıtları yerine bilgisayarla vakit geçiren gençlerde arkadaş ve sosyal ilişkileri kurmada zorluk sık rastlanan bir durumdur.
Tatil boyunca devamlı zamanını ev dışında geçirmek isteyen çocuklar için ne yapılabilir?
Özellikle ergenlik döneminde yalnız eve kapanmanın tam tersine vaktini sürekli dışarıda, arkadaşları ile geçirme davranışı da sık görülür. Sosyal ilişkiler yönünden ergenin iyi olduğuna işaret etse de, ergenlik çağında risk alıcı davranışlar artış gösterdiğinden, olumlu ya da olumsuz arkadaş etkilerinin arttığı bir dönem olduğundan dikkatli olmak gerekir. Eve geliş saati gibi belli sınırların konması, arkadaşlarının kimler olduğuna dikkat edilmesi, katılmak istediği aktivitelere belli bir gözlem ve denetimle izin verilmesi gerekir. Tatil programını çocuklar kendileri yapabilirler mi?Hangi yaşta olursa olsun onların fikri alınmalı, onların seçimine değer verilmeli. Ailenin şartlarına göre uyarlama yapılabilir ama tatil süresince çocukların hiç yapmak istemedikleri şeylere zorlanması doğru değildir.
Labels:
çocuk sağlığı
Bilgisayar bağımlılarına...
Bilgisayar bağımlılığının gençlerin asosyal yetişmesine yol açtığı, bu nedenle gençleri bilgisayar başından çekecek alternatif uğraşlar bulunması gerektiği bildirildi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ünal, çağın teknolojisi Internet’ten faydalanmayı her çocuk ve gencin bilmesi gerektiğini, ancak bilgisayar başında geçirilen zamanın dozu kaçırıldığında fayda yerine zarar verdiğini belirtti.Prof. Dr. Ünal, "Ergenlik döneminde çeşitli ruhsal ve fiziksel değişimler yaşayan zamane gençliği maalesef bilgisayar başında asosyal, içine kapanık, çevresiyle iletişim kuramadan yetişiyor. Bu durumdaki çocuklar ilerde daha fazla ruhsal sorun yaşıyor" dedi.Topaç, sek sek, saklambaç, kör ebe gibi oyunları bilmeden yetişen kent gençlerinin boş zamanlarının neredeyse tamamına yakın bölümünü Internet başında geçirdiğine dikkati çeken Prof. Dr. Ünal, şunları söyledi:"Bilgisayar oyunları ve Internet, olumlu etkisinin yanında gerçeklik sınırlarını bozmak, saldırganlığı özendirmek gibi sakıncaları da getirdi. Internet başında geçen zaman arttıkça gençler gerçek dünyadan adeta kopuyor, asosyalleşiyor. Çocukluklarını bile yaşayamayan yeni nesil Internet yüzünden ailesinden bile kopuyor."'Aileler başlangıçta göz yumuyor'Internet başında saatlerce kalan çocuk ve gençlere başlangıçta ailelerinin de göz yumduğunu belirten Prof. Dr. Ünal, şunları kaydetti:"Çünkü, çocuk evde bilgisayar başında oturdukça ailesinin gözü önünde oluyor, dışarıda edinebileceği kötü arkadaşlardan da uzak kalıyor. Oysa bir de madalyonun öteki yüzü var. O da Internet’te çocukları şiddete, uyuşturucuya, intihara ya da yanlış arkadaşlara yönlendiren sitelerin varlığıdır. Bir de intiharı özendiren sitelere girip chatler yapmaya başladığında, yanlış arkadaş grubuna adım atmış demektir."Prof. Dr. Ünal, ailelerin Internet’teki tehlikeyi fark ettiklerinde önlem alma yoluna gittiklerini ifade ederek, "Ancak bu önlem alınırken gençlerle doğru iletişim kurmak gerekiyor. Çünkü en ufak bir yanlış yaklaşım onları intihara kadar sürükleyen sonuçlar doğurabiliyor" dedi.Çocuğa baskı yapmadan onu bilgisayar başından kaldırmanın yollarının aranması gerektiğini, bunun en geçerli yolunun da spor olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ünal, şöyle devam etti: "Sosyal çekiniklik içindeki içine kapanık, gülmeyi unutmuş gence sevgi dolu bir bakış, güler yüz, tatlı birkaç söz yaşamsal manevi gıdalardır.Ailece televizyon izlemeyen, misafirliğe gitmeyen, Internet’teki sanal arkadaşlarıyla yetişen gençleri bilgisayar başından çekecek alternatif uğraşlar bulunmalı. Bu uğraşların en doğru seçeneği de spordur. Çünkü, spor kişiyi katılımcı ve sosyal kılar. Yüzme, basketbol, tenis, jimnastik ya da çocuğu ilgi duyacağı herhangi bir spor alanına ya da müzik kurslarına yönlendirmek en doğru seçenek olur."
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ünal, çağın teknolojisi Internet’ten faydalanmayı her çocuk ve gencin bilmesi gerektiğini, ancak bilgisayar başında geçirilen zamanın dozu kaçırıldığında fayda yerine zarar verdiğini belirtti.Prof. Dr. Ünal, "Ergenlik döneminde çeşitli ruhsal ve fiziksel değişimler yaşayan zamane gençliği maalesef bilgisayar başında asosyal, içine kapanık, çevresiyle iletişim kuramadan yetişiyor. Bu durumdaki çocuklar ilerde daha fazla ruhsal sorun yaşıyor" dedi.Topaç, sek sek, saklambaç, kör ebe gibi oyunları bilmeden yetişen kent gençlerinin boş zamanlarının neredeyse tamamına yakın bölümünü Internet başında geçirdiğine dikkati çeken Prof. Dr. Ünal, şunları söyledi:"Bilgisayar oyunları ve Internet, olumlu etkisinin yanında gerçeklik sınırlarını bozmak, saldırganlığı özendirmek gibi sakıncaları da getirdi. Internet başında geçen zaman arttıkça gençler gerçek dünyadan adeta kopuyor, asosyalleşiyor. Çocukluklarını bile yaşayamayan yeni nesil Internet yüzünden ailesinden bile kopuyor."'Aileler başlangıçta göz yumuyor'Internet başında saatlerce kalan çocuk ve gençlere başlangıçta ailelerinin de göz yumduğunu belirten Prof. Dr. Ünal, şunları kaydetti:"Çünkü, çocuk evde bilgisayar başında oturdukça ailesinin gözü önünde oluyor, dışarıda edinebileceği kötü arkadaşlardan da uzak kalıyor. Oysa bir de madalyonun öteki yüzü var. O da Internet’te çocukları şiddete, uyuşturucuya, intihara ya da yanlış arkadaşlara yönlendiren sitelerin varlığıdır. Bir de intiharı özendiren sitelere girip chatler yapmaya başladığında, yanlış arkadaş grubuna adım atmış demektir."Prof. Dr. Ünal, ailelerin Internet’teki tehlikeyi fark ettiklerinde önlem alma yoluna gittiklerini ifade ederek, "Ancak bu önlem alınırken gençlerle doğru iletişim kurmak gerekiyor. Çünkü en ufak bir yanlış yaklaşım onları intihara kadar sürükleyen sonuçlar doğurabiliyor" dedi.Çocuğa baskı yapmadan onu bilgisayar başından kaldırmanın yollarının aranması gerektiğini, bunun en geçerli yolunun da spor olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ünal, şöyle devam etti: "Sosyal çekiniklik içindeki içine kapanık, gülmeyi unutmuş gence sevgi dolu bir bakış, güler yüz, tatlı birkaç söz yaşamsal manevi gıdalardır.Ailece televizyon izlemeyen, misafirliğe gitmeyen, Internet’teki sanal arkadaşlarıyla yetişen gençleri bilgisayar başından çekecek alternatif uğraşlar bulunmalı. Bu uğraşların en doğru seçeneği de spordur. Çünkü, spor kişiyi katılımcı ve sosyal kılar. Yüzme, basketbol, tenis, jimnastik ya da çocuğu ilgi duyacağı herhangi bir spor alanına ya da müzik kurslarına yönlendirmek en doğru seçenek olur."
Labels:
çocuk sağlığı
Meşrubat kemikten kalsiyum çalıyor
Özellikle çocukların sürekli gazlı içecek tüketmeleri vücutlarında kalsiyum kaybına neden oluyor.
Ege Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Damla Gökşen, meşrubatların çocuk beslenmesinde süt ve süt ürünlerinin yerini almasının, kalsiyum kaybına neden olduğunu söyledi.Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Damla Gökşen, yazılı açıklamasında, uzun süreli kötü beslenme, normalin üzerinde fiziksel aktivite ve sigara içiminin, kemik gelişimini engellediğini belirterek, çocukluk döneminde kazanılan beslenme alışkanlıklarının önemini vurguladı.Fosfor içeren gazlı içeceklerin, kemiklerden kalsiyum kaybına neden olduğunu kaydeden Doç. Dr. Damla Gökşen, gazlı içeceklerin yerine süt, su ve ayran içilmesini önerdi.Çocukluk ve ergenlik döneminde kemik gelişiminin en iyi dereceye ulaşmasının, ileri yaşlarda kemik erimesi (osteoporoz) hastalığı riskini azaltacağını ifade eden Gökşen, osteoporozun önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydetti.Çocukluk ve ergenlikte kuvvetli kemik yapısı oluşmasının, ileri yaşlarda kemik kaybı ve osteoporozu engellemek için depoya yeterli miktarda kemik konulması anlamına geldiğini belirten Gökşen, açıklamasında, “Meşrubatlar kemikten kalsiyum çalıyor.Çocuk beslenmesinde meşrubatların süt ve süt ürünlerinin yerini alması, kalsiyum kaybına neden oluyor” bilgisine yer verdi.
Ege Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Damla Gökşen, meşrubatların çocuk beslenmesinde süt ve süt ürünlerinin yerini almasının, kalsiyum kaybına neden olduğunu söyledi.Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Damla Gökşen, yazılı açıklamasında, uzun süreli kötü beslenme, normalin üzerinde fiziksel aktivite ve sigara içiminin, kemik gelişimini engellediğini belirterek, çocukluk döneminde kazanılan beslenme alışkanlıklarının önemini vurguladı.Fosfor içeren gazlı içeceklerin, kemiklerden kalsiyum kaybına neden olduğunu kaydeden Doç. Dr. Damla Gökşen, gazlı içeceklerin yerine süt, su ve ayran içilmesini önerdi.Çocukluk ve ergenlik döneminde kemik gelişiminin en iyi dereceye ulaşmasının, ileri yaşlarda kemik erimesi (osteoporoz) hastalığı riskini azaltacağını ifade eden Gökşen, osteoporozun önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydetti.Çocukluk ve ergenlikte kuvvetli kemik yapısı oluşmasının, ileri yaşlarda kemik kaybı ve osteoporozu engellemek için depoya yeterli miktarda kemik konulması anlamına geldiğini belirten Gökşen, açıklamasında, “Meşrubatlar kemikten kalsiyum çalıyor.Çocuk beslenmesinde meşrubatların süt ve süt ürünlerinin yerini alması, kalsiyum kaybına neden oluyor” bilgisine yer verdi.
Labels:
çocuk sağlığı
Bilgisayar oyunuyla tuvalet eğitimi
Tuvalet problemi olan çocuklara bilgisayar oyunu yardımıyla tuvalet eğitimi veriliyor.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Ulman, idrarını kontrol edemeyen çocuklara, bilgisayar oyunu yardımıyla idrar kontrolü eğitimi verildiğini bildirdi.Prof. Dr. Ulman, yaptığı yazılı açıklamada, idrar kontrolünde zorlanan çocuklarda, idrarın tamamını yapmama, kaçırma, enfeksiyon, kesik kesik işeme gibi şikayetlerin görüldüğünü, bu tür rahatsızlığı olan çocukların idrar keselerinin hep dolu olduğunu belirtti.Laboratuarda bilgisayar oyunu vasıtasıyla idrar kontrolü eğitimi verdiklerini, idrar yapmaya ve tutmaya yarayan kasları çalıştırmayı öğrettiklerini ifade eden Ulman, söz konusu bilgisayar oyununun sıkma ve gevşeme egzersizleri temeline dayandığını belirtti. Ulman, şunları kaydetti:''Oyunda yer alan balık, çocuğun işemeye yarayan kaslarını gösteriyor. Çocuk kaslarını kastığı zaman balık yukarı çıkıyor, gevşediği zaman denizin dibine iniyor. Bu sayede eğlenceli bir şekilde hastalarımıza işeme eğitimi vermiş oluyoruz.''Eğitim esnasında biri çocuğun bacağına, diğeri de idrarını yapmaya yarayan kaslarının yanına olmak üzere iki elektrot yapıştırıldığını belirten Ulman, şu ifadeleri kullandı:"Ölçüm ortalama 2 saat sürüyor. Eğitim esnasında çocuk çişini yapıyor ve bu sırada kaslarını nasıl çalıştırdığını bilgisayar ekranından kendisine uygulamalı olarak gösteriyoruz. Eğitim 5 gün devam ediyor. İşeme bozukluğu olan çocuklara kliniğimizde verilen eğitimin yanında evde kendi başlarına uygulamaları için de birtakım egzersizler veriyoruz."
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Ulman, idrarını kontrol edemeyen çocuklara, bilgisayar oyunu yardımıyla idrar kontrolü eğitimi verildiğini bildirdi.Prof. Dr. Ulman, yaptığı yazılı açıklamada, idrar kontrolünde zorlanan çocuklarda, idrarın tamamını yapmama, kaçırma, enfeksiyon, kesik kesik işeme gibi şikayetlerin görüldüğünü, bu tür rahatsızlığı olan çocukların idrar keselerinin hep dolu olduğunu belirtti.Laboratuarda bilgisayar oyunu vasıtasıyla idrar kontrolü eğitimi verdiklerini, idrar yapmaya ve tutmaya yarayan kasları çalıştırmayı öğrettiklerini ifade eden Ulman, söz konusu bilgisayar oyununun sıkma ve gevşeme egzersizleri temeline dayandığını belirtti. Ulman, şunları kaydetti:''Oyunda yer alan balık, çocuğun işemeye yarayan kaslarını gösteriyor. Çocuk kaslarını kastığı zaman balık yukarı çıkıyor, gevşediği zaman denizin dibine iniyor. Bu sayede eğlenceli bir şekilde hastalarımıza işeme eğitimi vermiş oluyoruz.''Eğitim esnasında biri çocuğun bacağına, diğeri de idrarını yapmaya yarayan kaslarının yanına olmak üzere iki elektrot yapıştırıldığını belirten Ulman, şu ifadeleri kullandı:"Ölçüm ortalama 2 saat sürüyor. Eğitim esnasında çocuk çişini yapıyor ve bu sırada kaslarını nasıl çalıştırdığını bilgisayar ekranından kendisine uygulamalı olarak gösteriyoruz. Eğitim 5 gün devam ediyor. İşeme bozukluğu olan çocuklara kliniğimizde verilen eğitimin yanında evde kendi başlarına uygulamaları için de birtakım egzersizler veriyoruz."
Labels:
çocuk sağlığı
Saç dökülmesi ve sedef için lavanta
Lavanta, saç dökülmesine karşı da çok etkili. Ancak, bu konudaki uygulama dıştan olup, hazırlanması farklı.
Prof Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Türkiye’de bitkisel tedavi ile uğraşan önemli isimlerden birisi. Halen çalışmalarını Antalya’da sürdüren Saraçoğlu, özellikle etkin maddeler üzerine araştırmalar yapıyor. Bunun sonucunda herkesin kendi evinde rahatça uygulayabileceği bitkisel kürler geliştiriyor. Lavanta kürü başka ne gibi rahatsızlıklara iyi gelebilir?Derideki bazı rahatsızlıkların nedeni karaciğerden kaynaklanmaktadır. Lavanta kürü aynı zamanda, halk arasında ala hastalığı olarak bilinen vitiligo, sedef ve deride ileri yaşlarda oluşan yaşlılık lekelerine karşı da önleyici rol oynamaktadır ve bu hastalıkların tedavisinde de önemli bir yardımcı ve destekleyicidir.Lavanta, saç dökülmesine karşı da çok etkili. Ancak, bu konudaki uygulama dıştan olup, hazırlanması farklıdır.
Lavanta kürü nasıl uygulanır?Bir tutam lavantayı 0.3 litre (yaklaşık bir buçuk su bardağı) suda dört dakika demleyiniz. Demleme süresi tamamlandıktan sonra, ılımasını beklemeden süzülmesi gerekir. Süzme işlemi tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz. On beş gün boyunca her gün, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu içilmesi gerekir. Her defasında (her kullanımda) taze olarak hazırlanması şarttır. Bir gün önce arta kalan miktarı kullanmayınız. Kolay olsun diye bir kaç günlük hazırlayıp buzdolabında koruma altına almayınız.Hiç bir şekilde damak tadına uygun olsun diye içerisine şeker veya benzeri bir katkı ilave etmeyiniz.On beş günlük ilk kür tamamlandıktan sonra rahatsızlığın seyrine göre haftada üç-dört defa, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı içilmeye devam edilir.Karaciğer metabolizması sağlıklı çalışmaya başladıktan sonra kür sonlandırılmış olur
Yılda bir defa yapılabilirHer sağlıklı insanın yılda bir defa on beş günlük lavanta kürünü uygulamalarında çok büyük faydalar var.Hiçbir bitkisel kürü alışkanlık haline getirmeyin. Karaciğer yetmezliği şikayeti olanların, Hepatit-B veya Hepatit-C visürü ile yaşamak zorunda olan insanların zaman zaman lavanta kürünü uygulamalarında büyük fayda var.
Prof Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Türkiye’de bitkisel tedavi ile uğraşan önemli isimlerden birisi. Halen çalışmalarını Antalya’da sürdüren Saraçoğlu, özellikle etkin maddeler üzerine araştırmalar yapıyor. Bunun sonucunda herkesin kendi evinde rahatça uygulayabileceği bitkisel kürler geliştiriyor. Lavanta kürü başka ne gibi rahatsızlıklara iyi gelebilir?Derideki bazı rahatsızlıkların nedeni karaciğerden kaynaklanmaktadır. Lavanta kürü aynı zamanda, halk arasında ala hastalığı olarak bilinen vitiligo, sedef ve deride ileri yaşlarda oluşan yaşlılık lekelerine karşı da önleyici rol oynamaktadır ve bu hastalıkların tedavisinde de önemli bir yardımcı ve destekleyicidir.Lavanta, saç dökülmesine karşı da çok etkili. Ancak, bu konudaki uygulama dıştan olup, hazırlanması farklıdır.
Lavanta kürü nasıl uygulanır?Bir tutam lavantayı 0.3 litre (yaklaşık bir buçuk su bardağı) suda dört dakika demleyiniz. Demleme süresi tamamlandıktan sonra, ılımasını beklemeden süzülmesi gerekir. Süzme işlemi tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz. On beş gün boyunca her gün, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu içilmesi gerekir. Her defasında (her kullanımda) taze olarak hazırlanması şarttır. Bir gün önce arta kalan miktarı kullanmayınız. Kolay olsun diye bir kaç günlük hazırlayıp buzdolabında koruma altına almayınız.Hiç bir şekilde damak tadına uygun olsun diye içerisine şeker veya benzeri bir katkı ilave etmeyiniz.On beş günlük ilk kür tamamlandıktan sonra rahatsızlığın seyrine göre haftada üç-dört defa, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı içilmeye devam edilir.Karaciğer metabolizması sağlıklı çalışmaya başladıktan sonra kür sonlandırılmış olur
Yılda bir defa yapılabilirHer sağlıklı insanın yılda bir defa on beş günlük lavanta kürünü uygulamalarında çok büyük faydalar var.Hiçbir bitkisel kürü alışkanlık haline getirmeyin. Karaciğer yetmezliği şikayeti olanların, Hepatit-B veya Hepatit-C visürü ile yaşamak zorunda olan insanların zaman zaman lavanta kürünü uygulamalarında büyük fayda var.
Labels:
genel sağlık,
saç dökülmesi,
sedef
Kalitesiz güneş gözlüğüne dikkat!
Soğuk ve karanlık kış günlerinin ardından güneşin sıcak yüzünü gösterdiği şu günlerde güneş gözlüğü kullanma oranı da arttı.
Uzmanlar, güneş gözlüklerinin rasgele alınmaması ve ucuz olduğu için tercih edilen; ancak ultraviyole ışınlarına karşı koruyucu özelliği olmayan gözlüklerden kaçınılması gerektiğini söylüyor. Ünlü markaların kötü taklitleri katarakt başta olmak üzere gözlerde kalıcı bazı hasarlara da sebep olabiliyor. Göz sağlığını korumalıSakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Uzmanı Operatör Doktor Levent Ersan, güneş gözlüğü satın alırken, uzun dönemde gözlerin sağlığını maksimum koruyacak olanların seçilmesi gerektiğini anlatıyor. Piyasada çok sayıda taklit ürünün bulunduğuna dikkat çeken Ersan, güneş gözlüklerinin tezgâhlardan ya da işportacıdan değil; mutlaka optikçilerden alınması gerektiği üzerinde duruyor. Kalitesiz cam göz bebeklerini büyütüyorKalitesiz, ultraviyole ışınlarını geçiren, bozuk camlardan yapılmış güneş gözlüğü kullanıldığında göz bebeklerinin büyüdüğünü ve dolayısıyla zararlı ışınların göze daha çok girerek retinada olumsuz etkilere yol açtığına dikkat çeken Levent Ersan, yanlış güneş gözlüğü kullanımı sebebiyle katarakt ameliyatlarının 30-35 yaşlarına kadar düştüğünü söylüyor. Ersan, "Bu tür gözlükler uzun süre kullanıldığı zaman iki göz arasındaki ilişkiyi de bozmakta ve bulanık hatta çift görme rahatsızlıklarına neden olmaktadır." diyor. Göz hastalıkları uzmanı Opr. Dr. Tezel İyiiz de sahte gözlüklerin gözde ciddi hasarlara neden olabileceğini vurguluyor. Modelinden çok işlevi önemliİyiiz, "Gözlüğün modelinden çok işlevi ön planda olmalı, ultraviyole korumalı bir güneş gözlüğü kullanılmalı. Güneş gözlüğünü taktığınızda gözünüzün bulanmaması gerekiyor. Satın alacağınız güneş gözlüğünü ışığa karşı tutun. Ardından gözlüğü aşağı-yukarı oynatın. Böyle yaptığınızda camında dalgalanmalar oluyorsa gözlük camı kalitesizdir." diyerek gözlük seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar üzerinde duruyor.
Uzmanlar, güneş gözlüklerinin rasgele alınmaması ve ucuz olduğu için tercih edilen; ancak ultraviyole ışınlarına karşı koruyucu özelliği olmayan gözlüklerden kaçınılması gerektiğini söylüyor. Ünlü markaların kötü taklitleri katarakt başta olmak üzere gözlerde kalıcı bazı hasarlara da sebep olabiliyor. Göz sağlığını korumalıSakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Uzmanı Operatör Doktor Levent Ersan, güneş gözlüğü satın alırken, uzun dönemde gözlerin sağlığını maksimum koruyacak olanların seçilmesi gerektiğini anlatıyor. Piyasada çok sayıda taklit ürünün bulunduğuna dikkat çeken Ersan, güneş gözlüklerinin tezgâhlardan ya da işportacıdan değil; mutlaka optikçilerden alınması gerektiği üzerinde duruyor. Kalitesiz cam göz bebeklerini büyütüyorKalitesiz, ultraviyole ışınlarını geçiren, bozuk camlardan yapılmış güneş gözlüğü kullanıldığında göz bebeklerinin büyüdüğünü ve dolayısıyla zararlı ışınların göze daha çok girerek retinada olumsuz etkilere yol açtığına dikkat çeken Levent Ersan, yanlış güneş gözlüğü kullanımı sebebiyle katarakt ameliyatlarının 30-35 yaşlarına kadar düştüğünü söylüyor. Ersan, "Bu tür gözlükler uzun süre kullanıldığı zaman iki göz arasındaki ilişkiyi de bozmakta ve bulanık hatta çift görme rahatsızlıklarına neden olmaktadır." diyor. Göz hastalıkları uzmanı Opr. Dr. Tezel İyiiz de sahte gözlüklerin gözde ciddi hasarlara neden olabileceğini vurguluyor. Modelinden çok işlevi önemliİyiiz, "Gözlüğün modelinden çok işlevi ön planda olmalı, ultraviyole korumalı bir güneş gözlüğü kullanılmalı. Güneş gözlüğünü taktığınızda gözünüzün bulanmaması gerekiyor. Satın alacağınız güneş gözlüğünü ışığa karşı tutun. Ardından gözlüğü aşağı-yukarı oynatın. Böyle yaptığınızda camında dalgalanmalar oluyorsa gözlük camı kalitesizdir." diyerek gözlük seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar üzerinde duruyor.
Labels:
genel sağlık
Wednesday, May 9, 2007
Sağlıklı salata...
Salatınızı sağlığa yararı açısından güçlü ve tadı bakımından harika yapmanız için içine neler koymalısınız?
Taze sebzeler salatanızı ekstra hücre koruyucu fenollerle doldurur. Aynı zamanda bel ölçülerinizi de önemsiyorsanız işte siza harika dörtlü : Adaçayı, biberiye, yabani kekik ve tarhana kekiği! Antioksidan özelliği...Yapılan bir çalışmada, bu otların antioksidan açısından salatalara konabilecek en güçlü bitkiler olduğu ortaya çıktı. Baharat olarak ise eklemeniz gerekenlerin ilk sırasında kimyon bulunmaktadır. İkinci sırada ise taze zencefil. Beslenmenize ekleyeceğiniz yeterli miktarda antioksidanlar sayesinde 'gerçek yaşınızı' 6 yıla kadar gençleştirebilirsiniz. Peki hangi sebzeler antioksidan açısından en güçlüleri diye soruyorsanız işte cevabımız: Enginar, kırmızı pancar, brokoli, sarmısak, pırasa, turp ve ıspanak ilk tercihler arasında yer almalı.Sızma zeytinyağının lezzetiAyrıca salatanızı süslerken bile sağlığınız için çok yararlı besinler kullanabilirsiniz. Sızma zeytinyağı salatanızı parlak ve leziz gösterir. Zeytinyağına alternatif olarak ise elma sirkesi veya üzüm sirkesi iyi gidecektir.Biraz acı da olsa çıtır çıtır hindiba yapraklarını denemelisiniz. Antioksidan falavanoid içeren bu bitkinin yaprakları çok yararlı.
Taze sebzeler salatanızı ekstra hücre koruyucu fenollerle doldurur. Aynı zamanda bel ölçülerinizi de önemsiyorsanız işte siza harika dörtlü : Adaçayı, biberiye, yabani kekik ve tarhana kekiği! Antioksidan özelliği...Yapılan bir çalışmada, bu otların antioksidan açısından salatalara konabilecek en güçlü bitkiler olduğu ortaya çıktı. Baharat olarak ise eklemeniz gerekenlerin ilk sırasında kimyon bulunmaktadır. İkinci sırada ise taze zencefil. Beslenmenize ekleyeceğiniz yeterli miktarda antioksidanlar sayesinde 'gerçek yaşınızı' 6 yıla kadar gençleştirebilirsiniz. Peki hangi sebzeler antioksidan açısından en güçlüleri diye soruyorsanız işte cevabımız: Enginar, kırmızı pancar, brokoli, sarmısak, pırasa, turp ve ıspanak ilk tercihler arasında yer almalı.Sızma zeytinyağının lezzetiAyrıca salatanızı süslerken bile sağlığınız için çok yararlı besinler kullanabilirsiniz. Sızma zeytinyağı salatanızı parlak ve leziz gösterir. Zeytinyağına alternatif olarak ise elma sirkesi veya üzüm sirkesi iyi gidecektir.Biraz acı da olsa çıtır çıtır hindiba yapraklarını denemelisiniz. Antioksidan falavanoid içeren bu bitkinin yaprakları çok yararlı.
Mantar şikayetine maydanoz
Doktorunuz tedavi için mantar ilacı verirse, bu süre içinde maydanoz tüketimine de ağırlık verin.
Mantar tedavisine paralel olarak öğünlerinizde tüketeceğiniz maydanoz, mükemmel bir yardımcı tedavi imkanı sağlıyor. Çünkü, maydanozda mantar hastalıklarına karşı en az sekiz tane biyolojik aktiflik gösteren, mantar yok edici etkin maddeler bulunuyor. Bunlardan en önemlileri oxypeucedanin, p-cymene ve psoralen’dir.Kansere karşı koruyucuPsolaren’in şifa verici en önemli özelliklerinden biri de hypotensive(tansiyon düşürücü) olmasıdır. Kansere karşı koruyucu gücünü de yabana atmamak gerekir. Psoralen daha bol olarak kerevizde bulunur.Çok tüketiliyorÜlkemizde maydanoz çok tüketilen bir bitki. Bazı insanlar yeşillik olarak maydanozu bol miktarda tüketir. Maydanozun içerdiği apiol maddesi her ne kadar uçucuözelliği olan bir yağ ise de kalsiyumun emilmesini engelleyici (kalsiyum antagonist) özelliği çok güçlü. Bu nedenle kalsiyum eksikliği problemi ya da osteoporoz rahatsızlığı olanların maydanozu ölçülü tüketmeleri gerekir.İdrar sökücü özellikMaydanozun idrar söktürücü özelliği oldukça güçlüdür. Bu, aynı zamanda vücuttan fazla su ve tuz atılması demektir.
Mantar tedavisine paralel olarak öğünlerinizde tüketeceğiniz maydanoz, mükemmel bir yardımcı tedavi imkanı sağlıyor. Çünkü, maydanozda mantar hastalıklarına karşı en az sekiz tane biyolojik aktiflik gösteren, mantar yok edici etkin maddeler bulunuyor. Bunlardan en önemlileri oxypeucedanin, p-cymene ve psoralen’dir.Kansere karşı koruyucuPsolaren’in şifa verici en önemli özelliklerinden biri de hypotensive(tansiyon düşürücü) olmasıdır. Kansere karşı koruyucu gücünü de yabana atmamak gerekir. Psoralen daha bol olarak kerevizde bulunur.Çok tüketiliyorÜlkemizde maydanoz çok tüketilen bir bitki. Bazı insanlar yeşillik olarak maydanozu bol miktarda tüketir. Maydanozun içerdiği apiol maddesi her ne kadar uçucuözelliği olan bir yağ ise de kalsiyumun emilmesini engelleyici (kalsiyum antagonist) özelliği çok güçlü. Bu nedenle kalsiyum eksikliği problemi ya da osteoporoz rahatsızlığı olanların maydanozu ölçülü tüketmeleri gerekir.İdrar sökücü özellikMaydanozun idrar söktürücü özelliği oldukça güçlüdür. Bu, aynı zamanda vücuttan fazla su ve tuz atılması demektir.
Labels:
mantar tedavisi,
sağlık
Belirtileri ve tedavi yöntemleri ile Alzeimer
Alzheimer, normal yaşlanmanın bir parçası değil. İleri yaşlarda kaçınılmaz olarak ortaya çıkan bir durum olduğu da doğru değil.
Alzheimer, hastalığı beyni hafıza ile ilgili bölümlerinde en belirgin olmak üzere yaygın olarak etkileyen bir hastalıktır. Temel bulgu hafıza kaybıdır. Ayrıca duygu, düşünce, davranış, konuşma, el becerisi vb. değişik derecelerde etkilenir. Hastalık sinsi başlangıçlı ve yavaş seyirlidir. Entelektüel yeteneklerde azalma sürekli olarak devam eder. Hastalığın seri bir hastadan, diğerine çok farklılıklar gösterir. Alzheimer hastalığı bir kural olmamakla beraber ileri yaş hastalığıdır. 50 yaşın altında çok nadirdir. Hastaların çoğu 65 yaşın üzerindedir. 65 yaş üzerindeki nüfusun yüzde 5 – 6’sında Alzheimer hastalığı veya benzer bir bunama (demans) hastalığı vardır. Araştırmalar 65 – 74 yaş arasında demansı olanların topluma oranın yüzde 1 – 2, 75 – 84 yaş arasında yüzde 7 – 10 olduğunu göstermiştir. Yaşla beraber görülme sıklığı artarak 85 yaşının üzerinde bu oran yüzde 25 – 35’e ulaşır.İnsan ömrü uzuyorAlzheimer hastalığı her ne kadar yaşlanmanın mutlak bir sonucu olmasa da hastalık sıklıkla 65 yaş üzerinde ortaya çıktığı göz önüne alınırsa her geçen yıl dünyadaki Alzheimer hastası oranı toplam nüfusa göre artacaktır.Alzheimer hastalığı bir ailenin bir kaç kuşağında ve birden çok aile ferdinde ortaya çıkıyorsa ailesel Alzheimer hastalığından bahsedirlir. Ailesel Alzheimer hastalığı çok nadirdir.
Alzheimer, hastalığı beyni hafıza ile ilgili bölümlerinde en belirgin olmak üzere yaygın olarak etkileyen bir hastalıktır. Temel bulgu hafıza kaybıdır. Ayrıca duygu, düşünce, davranış, konuşma, el becerisi vb. değişik derecelerde etkilenir. Hastalık sinsi başlangıçlı ve yavaş seyirlidir. Entelektüel yeteneklerde azalma sürekli olarak devam eder. Hastalığın seri bir hastadan, diğerine çok farklılıklar gösterir. Alzheimer hastalığı bir kural olmamakla beraber ileri yaş hastalığıdır. 50 yaşın altında çok nadirdir. Hastaların çoğu 65 yaşın üzerindedir. 65 yaş üzerindeki nüfusun yüzde 5 – 6’sında Alzheimer hastalığı veya benzer bir bunama (demans) hastalığı vardır. Araştırmalar 65 – 74 yaş arasında demansı olanların topluma oranın yüzde 1 – 2, 75 – 84 yaş arasında yüzde 7 – 10 olduğunu göstermiştir. Yaşla beraber görülme sıklığı artarak 85 yaşının üzerinde bu oran yüzde 25 – 35’e ulaşır.İnsan ömrü uzuyorAlzheimer hastalığı her ne kadar yaşlanmanın mutlak bir sonucu olmasa da hastalık sıklıkla 65 yaş üzerinde ortaya çıktığı göz önüne alınırsa her geçen yıl dünyadaki Alzheimer hastası oranı toplam nüfusa göre artacaktır.Alzheimer hastalığı bir ailenin bir kaç kuşağında ve birden çok aile ferdinde ortaya çıkıyorsa ailesel Alzheimer hastalığından bahsedirlir. Ailesel Alzheimer hastalığı çok nadirdir.
Kırık kalbin akıbeti
Derin üzüntü yaratan olaylar, yüksek strese ve kalp ritminde bozukluklara yol açarak ölümlere neden olabiliyor.
İngiltere'de yayımlanan "Proceedings of National Academy of Science" dergisinde yer alan araştırmada orta derece stres yaratacak bir görev verilen 10 kişinin beyinlerindeki elektrik ölçüldü. Yüksek elektrik ritim bozukluğu yapıyorUzmanlar beynin öğrenme, hatırlama ve duygulanmadan sorumlu 'yüksek bölgelerinde' yükselen elektrik seviyesinin kalpte ritim bozukluğuna yol açtığını ortaya çıkardı. Bu durumun daha önceden de kalp rahatsızlığı geçirmiş olanlar için büyük risk teşkil ettiği belirtildi. İlk teori çürütüldüUzmanlar, ilk kez duygusal şokların beynin yüksek bölgelerini etkileyerek kalp sağlığını bozduğunu ortaya çıkardılar. Duygusal sorunların kalbe zararının daha önce, kalbe elektrik sinyalleri göndererek kasılmasını sağlayan 'beynin ilkel bölgeleri'nden kaynaklandığı düşünülüyordu.
İngiltere'de yayımlanan "Proceedings of National Academy of Science" dergisinde yer alan araştırmada orta derece stres yaratacak bir görev verilen 10 kişinin beyinlerindeki elektrik ölçüldü. Yüksek elektrik ritim bozukluğu yapıyorUzmanlar beynin öğrenme, hatırlama ve duygulanmadan sorumlu 'yüksek bölgelerinde' yükselen elektrik seviyesinin kalpte ritim bozukluğuna yol açtığını ortaya çıkardı. Bu durumun daha önceden de kalp rahatsızlığı geçirmiş olanlar için büyük risk teşkil ettiği belirtildi. İlk teori çürütüldüUzmanlar, ilk kez duygusal şokların beynin yüksek bölgelerini etkileyerek kalp sağlığını bozduğunu ortaya çıkardılar. Duygusal sorunların kalbe zararının daha önce, kalbe elektrik sinyalleri göndererek kasılmasını sağlayan 'beynin ilkel bölgeleri'nden kaynaklandığı düşünülüyordu.
Labels:
sağlık
Ciltteki lekeler losyondan olabilir
Makyaj temizleme ürünleri, tıraş losyonu ve kolonya gibi alkol içeren kozmetik ürünleri güneşin etkisiyle ciltte kalıcı lekelere neden olabiliyor.
Trakya Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Görgülü, alkol içeren kozmetik ürünlerinin güneşin etkisiyle ciltte kalıcı lekelere neden olabileceğini belirterek uyardı.Küresel ısınmanın cilt kanserini tetiklediğini, güneşin zararlı ışınlarından mümkün olduğunca korunmamız gerektiğini belirten Prof. Dr Adnan Görgülü, cilt sağlığı için bilinçli davranılması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Adnan Görgülü, "Güneşli havalarda dışarı çıkarken elinize, yüzünüze makyaj temizle ürünleri, tıraş losyonu ve kolonya gibi alkollü kozmetik ürünleri kullanmayın. Bu malzemelerin cildinizdeki etkisi geçtikten sonra dışarı çıkın. Alkollü ürünler güneşin de etkisiyle ciltte kalıcı lekelere yol açabilir" dedi.
Trakya Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Görgülü, alkol içeren kozmetik ürünlerinin güneşin etkisiyle ciltte kalıcı lekelere neden olabileceğini belirterek uyardı.Küresel ısınmanın cilt kanserini tetiklediğini, güneşin zararlı ışınlarından mümkün olduğunca korunmamız gerektiğini belirten Prof. Dr Adnan Görgülü, cilt sağlığı için bilinçli davranılması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Adnan Görgülü, "Güneşli havalarda dışarı çıkarken elinize, yüzünüze makyaj temizle ürünleri, tıraş losyonu ve kolonya gibi alkollü kozmetik ürünleri kullanmayın. Bu malzemelerin cildinizdeki etkisi geçtikten sonra dışarı çıkın. Alkollü ürünler güneşin de etkisiyle ciltte kalıcı lekelere yol açabilir" dedi.
Labels:
cilt lekeleri,
sağlık
Eşref saatinizi biliyor musunuz?(
Organların gün boyu iyi çalıştıkları saatlerin bilinmesi ve ona göre davranılması vücut sağlığını olumlu etkileyen etmenlerin başında gelir.
Vücudumuzda her organ günün her saatinde aynı verimlilikte çalışmaz. Organların gün boyu iyi çalıştıkları saatlerin bilinmesi ve ona göre davranılması vücut sağlığını olumlu etkileyen etmenlerin başında gelir. Halk dilinde bu biyolojik olgu eşref saati olarak bilinir. Ama bu tam da ayrımına varılmayan bir konudur. Eşref saati, bir şeylerin iyi yapılması için vücut işleyişinin uygun olduğu saatlerdir. Bünyenin farklı olaylara göre biyolojik ritmini ayarlaması yani o olaya konsantre olması saatlere göre değişir. Bu yüzden herşeyi yapmanın ayrı bir saati vardır. Eşref saati olgusunu organların işleyişine göre günün saatlerini ele alarak anlatabileceğimiz gibi, bir de faaliyet çeşitleri için uygun olan saatleri inceleyerek anlatabilirsiniz.Organların çalışmasına göre iyi saatler:Sabah 06:00 Bu saatte uykuda olsanız bile vücudunuz uyanıktır. Hormon salgılaması harekete geçer. Yataktan kalkmanız gerekiyorsa, birden değil yavaş yavaş kalkmalısınız.Sabah 07:00 Bu ve bundan sonra gelen iki saatte kalp atışları hızlanır, vücut ısısı yükselir, stres olsun ya da olmasın stres hormonları üretilir. Aynı zamanda testosteron ve östrojen harekete geçer, seks için uygun bir saat. Kalp damar ve yüksek tansiyon problemi olanlar için bu saat riskli bir saat.
Vücudumuzda her organ günün her saatinde aynı verimlilikte çalışmaz. Organların gün boyu iyi çalıştıkları saatlerin bilinmesi ve ona göre davranılması vücut sağlığını olumlu etkileyen etmenlerin başında gelir. Halk dilinde bu biyolojik olgu eşref saati olarak bilinir. Ama bu tam da ayrımına varılmayan bir konudur. Eşref saati, bir şeylerin iyi yapılması için vücut işleyişinin uygun olduğu saatlerdir. Bünyenin farklı olaylara göre biyolojik ritmini ayarlaması yani o olaya konsantre olması saatlere göre değişir. Bu yüzden herşeyi yapmanın ayrı bir saati vardır. Eşref saati olgusunu organların işleyişine göre günün saatlerini ele alarak anlatabileceğimiz gibi, bir de faaliyet çeşitleri için uygun olan saatleri inceleyerek anlatabilirsiniz.Organların çalışmasına göre iyi saatler:Sabah 06:00 Bu saatte uykuda olsanız bile vücudunuz uyanıktır. Hormon salgılaması harekete geçer. Yataktan kalkmanız gerekiyorsa, birden değil yavaş yavaş kalkmalısınız.Sabah 07:00 Bu ve bundan sonra gelen iki saatte kalp atışları hızlanır, vücut ısısı yükselir, stres olsun ya da olmasın stres hormonları üretilir. Aynı zamanda testosteron ve östrojen harekete geçer, seks için uygun bir saat. Kalp damar ve yüksek tansiyon problemi olanlar için bu saat riskli bir saat.
Labels:
sağlık
Alerji için duş alın!
Burunda tıkanıklık, kaşıntı ve gözlerde yanma şikayetleriniz varsa sizde de bahar alerjisi olma ihtimali yüksek!
Bahar aylarıyla birlikte polen dönemi ve alerji mevsimi de başladı. Burunda tıkanıklık, kaşıntı ve gözlerde yanma şikayetleriniz varsa sizde de bahar alerjisi olma ihtimali yüksek! Polen mevsimi erken başladıSelçuk Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Alerjik Hastalıklar Ana Bilim Dalı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Özer, bu yıl havaların daha ılıman seyretmesi nedeniyle bitkilerin polen yayma döneminin de erken başladığını belirterek, şu önerilerde bulunuyor: Zorunlu değilseniz evden çıkmayın"Polen alerjisi belirtileri görülen kişiler; açık havada uzun süre bulunmamalı, özellikle polen miktarının yoğun olduğu sabahtan öğleye kadarki zaman dilimi içinde zorunlu olmayan hallerde dışarı çıkmamalı. Polenlerin etkisini en aza indirmek için alerji belirtileri görülenler, eve gidince duş alıp elbiselerini değiştirebilir. Ayrıca polenden etkilenenler bu dönemde evi havalandırmak amacıyla pencereleri fazla açmamalı. Ev ve işyerlerinde ise polen filtreli klimalar kullanılabilir."
Bahar aylarıyla birlikte polen dönemi ve alerji mevsimi de başladı. Burunda tıkanıklık, kaşıntı ve gözlerde yanma şikayetleriniz varsa sizde de bahar alerjisi olma ihtimali yüksek! Polen mevsimi erken başladıSelçuk Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Alerjik Hastalıklar Ana Bilim Dalı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Özer, bu yıl havaların daha ılıman seyretmesi nedeniyle bitkilerin polen yayma döneminin de erken başladığını belirterek, şu önerilerde bulunuyor: Zorunlu değilseniz evden çıkmayın"Polen alerjisi belirtileri görülen kişiler; açık havada uzun süre bulunmamalı, özellikle polen miktarının yoğun olduğu sabahtan öğleye kadarki zaman dilimi içinde zorunlu olmayan hallerde dışarı çıkmamalı. Polenlerin etkisini en aza indirmek için alerji belirtileri görülenler, eve gidince duş alıp elbiselerini değiştirebilir. Ayrıca polenden etkilenenler bu dönemde evi havalandırmak amacıyla pencereleri fazla açmamalı. Ev ve işyerlerinde ise polen filtreli klimalar kullanılabilir."
Labels:
polen alerjisi,
sağlık
Yenilenme zamanı...
Zaman zaman yenilenmek, hayatınıza heyecan katmak önemli. Moraliniz düzelir, yüzünüze renk gelir.
Bunun için sabahları yataktan fıralayarak çıkmanızı neyin sağladığını anlamalısınız. Neler duygularınızı yükseltiyor, size ilham veren ve en iyiyi yapmanız için sizi motive eden nedir? İşte bunları bulmanız için 10 yöntem:Yönünüzü seçinBunun için amaçlarınızın önceliğini belirlemeye çalışın. Gözlerinizi kapatın ve 1 yıl sonrasında olduğunuzu hayal edin. Neleri öğrendiniz? Nasıl hissediyorsunuz? Nerede çalışıyorsunuz? Unutmayın, her şey birarada olmaz, sizin için en önemli olanın ne olduğuna karar verin ve ona odaklanın. OdaklanınNe ile uğraşmaktaysanız tüm dikkatinizi ona verin. Yapmak istediğiniz iş için belirli bir zaman ayırın ve bu kararınızı uygulayın. Bu süre içinde sizi rahatsız edebilecek dış etkenlere karşı önlem almaya çalışın. Uzun zamandır ertelediğiniz işleri ve bitirmek için gereken süreleri belirleyerek kronometrenizi çalıştırın. Alarm çaldığında ise durun. Henüz bitirmemişseniz yeni bir zaman dilimi ayırın. Bunu yaparken en zor işten başlayın. Aslında işin başlayana kadar size zor geldiğini göreceksiniz.YavaşlayınKaç kere evden fırlayıp çıkarken unuttuğunuz cüzdanınızı almak için geri döndünüz? Aslında telaşla hareket etmenin sizi bir yere götürmeyeceğini biliyorsunuz. Bu yüzden, durun. Genellikle paniklediğiniz zamanları belirleyin ve bu zamanlarda işinizi en az hatayla bitirmenizi sağlayacak bir sistem oluşturun. Örneğin her sabah geç kalıyorsanız, herşeyi bir gece önceden hazırlayın. Böylece stressiz hazırlanacak ve güne daha keyifli başlayacaksınız.
Bunun için sabahları yataktan fıralayarak çıkmanızı neyin sağladığını anlamalısınız. Neler duygularınızı yükseltiyor, size ilham veren ve en iyiyi yapmanız için sizi motive eden nedir? İşte bunları bulmanız için 10 yöntem:Yönünüzü seçinBunun için amaçlarınızın önceliğini belirlemeye çalışın. Gözlerinizi kapatın ve 1 yıl sonrasında olduğunuzu hayal edin. Neleri öğrendiniz? Nasıl hissediyorsunuz? Nerede çalışıyorsunuz? Unutmayın, her şey birarada olmaz, sizin için en önemli olanın ne olduğuna karar verin ve ona odaklanın. OdaklanınNe ile uğraşmaktaysanız tüm dikkatinizi ona verin. Yapmak istediğiniz iş için belirli bir zaman ayırın ve bu kararınızı uygulayın. Bu süre içinde sizi rahatsız edebilecek dış etkenlere karşı önlem almaya çalışın. Uzun zamandır ertelediğiniz işleri ve bitirmek için gereken süreleri belirleyerek kronometrenizi çalıştırın. Alarm çaldığında ise durun. Henüz bitirmemişseniz yeni bir zaman dilimi ayırın. Bunu yaparken en zor işten başlayın. Aslında işin başlayana kadar size zor geldiğini göreceksiniz.YavaşlayınKaç kere evden fırlayıp çıkarken unuttuğunuz cüzdanınızı almak için geri döndünüz? Aslında telaşla hareket etmenin sizi bir yere götürmeyeceğini biliyorsunuz. Bu yüzden, durun. Genellikle paniklediğiniz zamanları belirleyin ve bu zamanlarda işinizi en az hatayla bitirmenizi sağlayacak bir sistem oluşturun. Örneğin her sabah geç kalıyorsanız, herşeyi bir gece önceden hazırlayın. Böylece stressiz hazırlanacak ve güne daha keyifli başlayacaksınız.
Labels:
sağlık
Zehirli sokmalara acil yardım
Kara örümcek, kahverengi örümcek veya akrep sokarsa derhal acil yardım isteyeniz.
Kara örümcek, kahverengi örümcek veya akrep sokarsa veya Hymenoptera ailesinden böcek ısırmalarına allerjiniz varsa derhal acil yardım isteyeniz. Acil yardım çağrısında bulunmadan önce aşagıdaki önlemleri de alınız: 1. Isırık kolda veya bacaktaysa, eklemin üstünden (yara ile kalp arasında) sarın. Bu işlem, zehirin yayılmasını durduracak veya yavaşlatacaktır. Sargı derinin hemen altındaki kanın akmasını yavaşlatacak kadar sıkı fakat kol veya bacaktaki kan dolaşımını engellemeyecek kadar da gevşek sarılmalıdır. 2. Isırığın üzerine soğuk suyla ıslatılmış veya arasına buz konmuş bir bez koyun. 3. Sargıyı 5 dakika sonra açın fakat kol ve bacağı yere doğru sallanır bir durumda bırakın. 4. Derhal acil yardım çağırın. Arı sokmalarına karşı alerjiniz varsa doktorunuz size özel bir ilaç paketi hazırlayabilir. Özellikle Hymenoptera ailesinden bir böceğin ısırma olasılığı yüksek olduğu mevsimlerde bu paket yanınızda olmalıdır. Bunun içinde cilt altı iğnesi ve epinefrine (adrenalin) de bulunmalıdır.
Kara örümcek, kahverengi örümcek veya akrep sokarsa veya Hymenoptera ailesinden böcek ısırmalarına allerjiniz varsa derhal acil yardım isteyeniz. Acil yardım çağrısında bulunmadan önce aşagıdaki önlemleri de alınız: 1. Isırık kolda veya bacaktaysa, eklemin üstünden (yara ile kalp arasında) sarın. Bu işlem, zehirin yayılmasını durduracak veya yavaşlatacaktır. Sargı derinin hemen altındaki kanın akmasını yavaşlatacak kadar sıkı fakat kol veya bacaktaki kan dolaşımını engellemeyecek kadar da gevşek sarılmalıdır. 2. Isırığın üzerine soğuk suyla ıslatılmış veya arasına buz konmuş bir bez koyun. 3. Sargıyı 5 dakika sonra açın fakat kol ve bacağı yere doğru sallanır bir durumda bırakın. 4. Derhal acil yardım çağırın. Arı sokmalarına karşı alerjiniz varsa doktorunuz size özel bir ilaç paketi hazırlayabilir. Özellikle Hymenoptera ailesinden bir böceğin ısırma olasılığı yüksek olduğu mevsimlerde bu paket yanınızda olmalıdır. Bunun içinde cilt altı iğnesi ve epinefrine (adrenalin) de bulunmalıdır.
Labels:
sağlık
Şok durumlarında ilkyardım
Dolaşım sistemindeki kanın çeşitli nedenlerle azalması, hücrelere yeterli oksijenin gelmemesi sonucu şoka gireriz.
Şoka girmiş yaralılar aşağıdaki belirtileri gösterirler:. Kaza yerinde sessiz, sakin, hiç hareket etmeyen bir yaralının bilinci yerinde olmayabilir.. Deri soğuktur ve soluktur.. Soğuk ve yapışkan bir terleme görülür.. Gözler göz çukuruna batmış şekilde sanki burnu sivrilmiş gibidir.. Nabız zayıftır ve hızlıdır. . Solunum hızlanmıştır
Şok durumunda yapılması gerekenler:. Yaralı uygun bir yere sırtüstü yatırılır.. Etrafındaki kalabalık dağıtılır.. Mümkün olduğu kadar az hareket ettirilmesi önemlidir..Beynin kan dolaşmasını ve çalışmasını kolaylaştırmak için başta kanama yoksa baş 150-300 aşağı getirilip, ayak ucu 30-40 cm kaldırılır..Yaralının yakası, kemeri, gömleği gevşetilir..Solunum yolu tıkanıklığı varsa giderilir.
Şoka girmiş yaralılar aşağıdaki belirtileri gösterirler:. Kaza yerinde sessiz, sakin, hiç hareket etmeyen bir yaralının bilinci yerinde olmayabilir.. Deri soğuktur ve soluktur.. Soğuk ve yapışkan bir terleme görülür.. Gözler göz çukuruna batmış şekilde sanki burnu sivrilmiş gibidir.. Nabız zayıftır ve hızlıdır. . Solunum hızlanmıştır
Şok durumunda yapılması gerekenler:. Yaralı uygun bir yere sırtüstü yatırılır.. Etrafındaki kalabalık dağıtılır.. Mümkün olduğu kadar az hareket ettirilmesi önemlidir..Beynin kan dolaşmasını ve çalışmasını kolaylaştırmak için başta kanama yoksa baş 150-300 aşağı getirilip, ayak ucu 30-40 cm kaldırılır..Yaralının yakası, kemeri, gömleği gevşetilir..Solunum yolu tıkanıklığı varsa giderilir.
Labels:
ilkyardım
'Panik atak’la yaşıyoruz...
Yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleriyle kendini gösteren panik atak hastalığına yakalananlar hızla artıyor.
Yaşam standartı ve çevresel faktörlerle ilişkili olan panik atak hastalığının son yıllarda Türkiye’de artışa geçtiğini ileri süren Prof. Dr.İsmet Kırpınar, "Panik atak Amerika’da her 4 kişiden 1'inde ortaya çıkabiliyor. Türkiye’de ise bu rahatsızlığın pençesine düşenler gün geçtikçe artıyor" dedi.Kadın erkek ayrımı yapmıyorAniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, yoğun sıkıntı ya da korku nöbetlerinin panik atak olduğunu ifade eden Prof. Dr. İsmet Kırpınar, 'panik atak’ların kadın, erkek ayrımı yapmadan ortaya çıktığını söyledi. Giderek şiddetlenen ve 10 dakika içinde en yoğun düzeye çıkan rahatsızlığın, çoğu zaman 10 - 30 dakika, seyrek olarak da 1 saat kadar devam ettikten sonra kendiliğinden geçtiğini kaydeden Prof. Dr. Kırpınar, aslında hem hekimlerin, hem de hastaların hastalığı tarifte zorlandığını belirtti. Çevresel faktörler etkinHastalıkta kişinin çevresel faktörlerden etkilenmesinin önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Kırpınar, Türk toplumunda panik atak rahatsızlığının son yıllarda artışa geçtiğini ileri sürdü. Amerika Birleşik Devleri’nde her 4 kişiden 1'inde görülen panik atakların, Türkiye’de her 100 kişiden 4’ünde görüldüğünü vurguladı. Hastaların panik atak nöbetleri sırasında 'aklımı mı kaybediyorum’ gibi düşünceler taşıdığını anlatan Prof. Dr. Kırpınar, şunları söyledi:"Panik atak durumlarının tespit edilememesindeki en önemli neden tanı kriterlerinin standarta oturmamış olmasıdır. Çünkü kişilerde değişik durumlar ortaya çıkabiliyor. Ama hastalık, sosyal özellikler taşıyor. Gelişmiş bölgelerde, eğitimli kişilerde daha sık görülüyor. Fazla bireyselleşme, yakınlarını kaybetme bu hastalığı tetikleyebiliyor. Bunun yanında panik atak kadın, erkek ayrımı yapmadan ortaya çıkabiliyor. Ancak ağırlıklı olarak en çok korkuları olan kişilerde görülüyor."Panik atak nedir?Panik atak en kısa ve öz tabiri ile ani olarak ortaya çıkan endişe - kaygı nöbetidir. Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır.Bu yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü birşey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini veya kalp krizi geçireceğini düşünür. Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak ister, yardım alabileceği bir sağlık kuruluşuna gitmek ister.
Yaşam standartı ve çevresel faktörlerle ilişkili olan panik atak hastalığının son yıllarda Türkiye’de artışa geçtiğini ileri süren Prof. Dr.İsmet Kırpınar, "Panik atak Amerika’da her 4 kişiden 1'inde ortaya çıkabiliyor. Türkiye’de ise bu rahatsızlığın pençesine düşenler gün geçtikçe artıyor" dedi.Kadın erkek ayrımı yapmıyorAniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, yoğun sıkıntı ya da korku nöbetlerinin panik atak olduğunu ifade eden Prof. Dr. İsmet Kırpınar, 'panik atak’ların kadın, erkek ayrımı yapmadan ortaya çıktığını söyledi. Giderek şiddetlenen ve 10 dakika içinde en yoğun düzeye çıkan rahatsızlığın, çoğu zaman 10 - 30 dakika, seyrek olarak da 1 saat kadar devam ettikten sonra kendiliğinden geçtiğini kaydeden Prof. Dr. Kırpınar, aslında hem hekimlerin, hem de hastaların hastalığı tarifte zorlandığını belirtti. Çevresel faktörler etkinHastalıkta kişinin çevresel faktörlerden etkilenmesinin önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Kırpınar, Türk toplumunda panik atak rahatsızlığının son yıllarda artışa geçtiğini ileri sürdü. Amerika Birleşik Devleri’nde her 4 kişiden 1'inde görülen panik atakların, Türkiye’de her 100 kişiden 4’ünde görüldüğünü vurguladı. Hastaların panik atak nöbetleri sırasında 'aklımı mı kaybediyorum’ gibi düşünceler taşıdığını anlatan Prof. Dr. Kırpınar, şunları söyledi:"Panik atak durumlarının tespit edilememesindeki en önemli neden tanı kriterlerinin standarta oturmamış olmasıdır. Çünkü kişilerde değişik durumlar ortaya çıkabiliyor. Ama hastalık, sosyal özellikler taşıyor. Gelişmiş bölgelerde, eğitimli kişilerde daha sık görülüyor. Fazla bireyselleşme, yakınlarını kaybetme bu hastalığı tetikleyebiliyor. Bunun yanında panik atak kadın, erkek ayrımı yapmadan ortaya çıkabiliyor. Ancak ağırlıklı olarak en çok korkuları olan kişilerde görülüyor."Panik atak nedir?Panik atak en kısa ve öz tabiri ile ani olarak ortaya çıkan endişe - kaygı nöbetidir. Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır.Bu yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü birşey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini veya kalp krizi geçireceğini düşünür. Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak ister, yardım alabileceği bir sağlık kuruluşuna gitmek ister.
Labels:
panik atak,
sağlık
Her yan hüzün...
Kendinizi hüzünlü, karamsar mı hissediyorsunuz? Daha önce kolayca yapılan işler gözünüzde büyümeye, zor gelmeye mi başladı?
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayriye Elbi Mete, her 5 kişiden 1'inin yaşamlarında bir dönem depresyon geçirdiğini söyledi. Kadınlarda risk daha yüksekHer 100 erkekten 3'ünde, her 100 kadından 6'sında depresyon görülebildiğini açıklayan Prof.Dr.Mete, "Kadınlar erkeklerden iki kat daha fazla depresyona yakalanıyor, ya da depresyon için yardım istiyor. Kadınlar en çok 35-45, erkekler 55-70 yaşlarında depresyon geçiriyor. Ailede depresyon geçiren bir kişinin olması, kadın olmak, yalnız yaşamak, yoksul olmak depresyon geçirme riskini artırıyor" dedi. İştahsızlık başgösterirProf. Dr. Mete, "Kişiler kendilerini hüzünlü, karamsar hisseder. Daha önce kolayca yapılan işler gözünde büyümeye, zor gelmeye başlar. Depresyonu olan kişinin kendine güveni azalır, dikkatini toparlamak, gazetedeki bir yazıyı okumak güçleşir. Unutkanlık, dalgınlık başlar. İştah genellikle azalır, kilo verilir bazen de sıkıntı ile fazla yeme görülebilir. Ölüm düşünceleri, ölüm korkusu oluşabilir" diye konuştu. Kronik hastalıklar oluşurDepresyon döneminde bedensel sorunlarda da artış görülebildiğini kaydeden Prof. Dr. Mete, "Düzenli giden tansiyon kontrol edilemez olur. Çoğu zaman kronik hastalıkların ilk çıkışı depresyon dönemlerindedir. Birçok araştırma kalp krizi geçiren kişilerde depresyon tabloya eklendiğinde hastaların kalple ilgili sorunlarının, ikinci bir kriz geçirme riskinin arttığını göstermiştir. Yani depresyon kronik bir hastalığın gidişini kötüleştirdiği gibi kronik bir hastalık da depresyona neden olabilir" dedi.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayriye Elbi Mete, her 5 kişiden 1'inin yaşamlarında bir dönem depresyon geçirdiğini söyledi. Kadınlarda risk daha yüksekHer 100 erkekten 3'ünde, her 100 kadından 6'sında depresyon görülebildiğini açıklayan Prof.Dr.Mete, "Kadınlar erkeklerden iki kat daha fazla depresyona yakalanıyor, ya da depresyon için yardım istiyor. Kadınlar en çok 35-45, erkekler 55-70 yaşlarında depresyon geçiriyor. Ailede depresyon geçiren bir kişinin olması, kadın olmak, yalnız yaşamak, yoksul olmak depresyon geçirme riskini artırıyor" dedi. İştahsızlık başgösterirProf. Dr. Mete, "Kişiler kendilerini hüzünlü, karamsar hisseder. Daha önce kolayca yapılan işler gözünde büyümeye, zor gelmeye başlar. Depresyonu olan kişinin kendine güveni azalır, dikkatini toparlamak, gazetedeki bir yazıyı okumak güçleşir. Unutkanlık, dalgınlık başlar. İştah genellikle azalır, kilo verilir bazen de sıkıntı ile fazla yeme görülebilir. Ölüm düşünceleri, ölüm korkusu oluşabilir" diye konuştu. Kronik hastalıklar oluşurDepresyon döneminde bedensel sorunlarda da artış görülebildiğini kaydeden Prof. Dr. Mete, "Düzenli giden tansiyon kontrol edilemez olur. Çoğu zaman kronik hastalıkların ilk çıkışı depresyon dönemlerindedir. Birçok araştırma kalp krizi geçiren kişilerde depresyon tabloya eklendiğinde hastaların kalple ilgili sorunlarının, ikinci bir kriz geçirme riskinin arttığını göstermiştir. Yani depresyon kronik bir hastalığın gidişini kötüleştirdiği gibi kronik bir hastalık da depresyona neden olabilir" dedi.
Tuesday, May 8, 2007
Çocukları öldüren ölümcül bakteri: HİB
Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Klinik Şefi Sosyal Pediatrist Doç. Dr. Gonca Yılmaz, Hemofilus Influenza Tip B (HİB) bakterisinin menenjit, çocuklarda zatürre, akciğerlerde sıvı toplanması, kana mikrop karışması, eklem ve kemik iltihapları gibi ağır hastalıklara yol açtığını bildirdi. Doç. Dr. Yılmaz, özellikle çocukların sağlığını tehdit eden HİB'e karşı HİB aşısı uygulanmasını önerdi.Doç. Dr. Yılmaz tarafından hazırlanan, "Hemofilus Influenza Tip B (HİB) Enfeksiyonları ve Aşısı" konulu sunum Sağlık Bakanlığı web sitesinde yayınlandı. HİB'in tüm yaşlarda görülmekle birlikte özellikle 5 yaş altında en sık çocukluk hastalığı etkenlerinden olduğunu ifade eden Yılmaz, bakterinin en çok süt çocuklarında (6-18 ay) hastalık yaptığına dikkati çekti. HİB'in 5 yaş üzerinde genellikle görülmediğini vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, "Bütün dünyada bakteriyel menenjitin en sık görülen etkenidir. HİB bakterisinin menenjit dışında başka ciddi hastalıklara da yol açabilir ve çocuklarda zatürre, akciğerlerde sıvı toplanması (zatülcenp; ampiyem), kana mikrop karışması (sepsis), yutak iltihabı (kuş palazına benzer ciddi bir hastalık; epiglottit), eklem ve kemik iltihapları gibi ağır hastalıkların en önemli etkenlerindendir" uyarısında bulundu. HİB'in menenjit veya diğer ciddi hastalıklara yol açmadan önce kişinin boğazında ön yerleşim yaptığını, buradan vücudun hastalık yapacağı bölgelerine yayıldığını ve bu bölgelerde hastalıklara yol açtığını belirten Yılmaz, hasta çocukların solunum salgıları yoluyla (havadaki tükürük damlacıkları, hasta çocukların burun-ağız akıntıları gibi) başka çocuklara bulaştırdığını kaydetti. Gonca Yılmaz, hasta olan kişilerin hastalığı bulaştırma riskinin okul kreş ve ev içi bireylerinde çok daha yüksek olduğunu ifade ederek, aynı evde HİB enfeksiyonu geçiren bir kardeş varsa, o evdeki bir bebekte menenjit riskinin 500 kat daha fazla olduğuna dikkati çekti.HİB AŞISI GÜVENLİ MİDİR?Doç. Dr. Gonca Yılmaz, HİB enfeksiyonuna ilişkin şu bilgileri verdi:"HİB aşısı; uygun zaman ve dozlarda kullanıldığında özellikle çocukluk çağında menenjitlerin çok önemli bir bölümünü oluşturan HİB menenjitinin önlenmesi için önemlidir ( ve daha yüksek oranlarda). Gelişmiş ülkelerde bu aşı ile HİB menenjitleri eradikasyon hedefine oldukça yaklaşmıştır. HİB aşısı aynı zamanda menenjit dışındaki ciddi HİB hastalıklarından korunmayı da (zatürre, sepsis, kemik eklem iltihapları gibi) önler. Ancak HİB aşısı, HİB dışındaki menenjit etkenlerinden korumaz. HİB aşısı konjuge bir aşıdır. Bakterinin kapsülünde enfeksiyona karşı korunmayı belirleyen PRP (Poliribozil ribitol fosfat) yapısına ek olarak bir protein (tetanoz, difteri toksoidi ya da menengegokal dış membran proteini) bağlanmasıyla oluşturulur. Bağlanan protein yapısına göre değişik tipleri vardır. HİB aşısının yan etkileri genellikle önemsiz derecededir. HİB aşısında -25 oranlarında aşı yerinde kızarıklık, ağrı, hafif-orta ateş, huzursuzluk görülebilir. Daha ciddi yan etkiler çok nadirdir. HİB aşısı beş yaş altındaki bütün sağlıklı çocuklara ikinci aydan itibaren belli aralıklarla toplam 4 defa uygulanır. Aşının uygulama şeması çocuğun yaşına göre değişiklik gösterir. Çocuğun yaşı, 0-6 ay arasında ise en az bir ay ara ile 3 doz ve son dozdan en az bir yıl sonra 4. doz olmak üzere 4 doz; 6-12 ay arasında ise en az bir ay ara ile 2 doz ve son dozdan en az bir yıl sonra 3. doz olmak üzere 3 doz ve 1-5 yaş arasındaki çocuklarda tek doz uygulanır. Beş yaşından sonra ağır HİB enfeksiyonu riski taşıyan splenektomi, orak hücreli anemi gibi risk grupları dışında rutin HİB aşısı endikasyonu yoktur. Bunun dışında, sık ve tekrarlayan ciddi hastalık riski olan bütün çocuklara, yaş grubuna bakmaksızın doktorun uygun görmesiyle de yapılabilir. Sağlık Bakanlığı'nca yürütülen 'Genişletilmiş Bağışıklama Programı' kapsamında; 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren HİB aşısının sağlık ocaklarında ücretsiz yapılmaya başlanması kararı alınmıştır."
Saç dökülmesinin ardında yatan gerçekler
Yaşadıkça rengini ve formunu kaybeden saçların dökülmesinde, stresten ateşli hastalıklara, gebelikten diyet yapmaya kadar birçok nedenin etkili olduğu bildirildi.Sağlık Vakfı tarafından yapılan ''Saç Dökülmeleri'' isimli araştırmada, saç dökülmesinin nedenleri ve tedavi şekilleri hakkında önemli bilgilere yer veriliyor.Baş bölgesinde yer alan ortalama 100 bin saç telinin her ay 1 santimetre uzandığı ve her gün ortalama 100 saç telinin dökülmesinin normal karşılanması gerektiği belirtilerek, yaygın ve bölgesel saç dökülmesi veya seyrekleşmesinin günümüzde birçok insanın karşılaştığı önemli bir sorunlardan biri olduğuna dikkat çekiliyor.Yaygın saç dökülmesine neden olan hastalıklar arasında ateşli hastalıklar, demir, protein ve çinko eksikliği, tiroid hastalıkları, gebelik, şeker hastalıkları, karaciğer ve böbrek hastalıkları, anemi, aşırı diyet, kanser hastalıklarının seyrinde kullanılan bazı ilaçlar, kimyasal madde kullanımı, merkezi sinir sistemi hastalıkları ve stres gibi nedenlerin ilk sıralarda yer aldığına dikkat çekiliyor. Bunların dışında, hormonal bozukluklar ve andrenal tümörler de saç dökülmesine sebep olduğu belirtiliyor.
Labels:
sağlık
Yoğurt maskesi, gençlik iksiri
Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, bir kase yoğurda iki kaşık bira mayası katılarak hazırlanan yoğurt maskesinin cilde parlaklık vermede ve kırışıklıkları önlemede çok faydalı olduğunu bildirdi.Prof. Dr. Yorulmaz, ilk defa 10. yüzyılda Türkler tarafından bulunan yoğurdun, başka hiçbir besin maddesi ile karşılaştırılamayacak kadar çok yararlı özelliği bir arada bulundurduğunu söyledi. Bu besinden yeterince faydalanılmadığını öne süren Yorulmaz, ''Yoğurt sağlığı korumak ve daha sağlıklı olmak için çok önemli bir besin maddesidir'' dedi.Yoğurdun sindiriminin kolay ve karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, kalsiyum ve fosfordan oldukça zengin bir besin olduğunu belirten Yorulmaz, aynı zamanda kolayca vücutta sindirilen ve gerekli tüm besin maddelerini sağlayan bir besin olduğunu bildirdi.Ayrıca vücudun hastalıklara karşı direncini sağlayan bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve hastalık yapan mantarlar da dahil olmak üzere tüm mikroplardan, sindirim sistemini tutan kanserlere kadar pek çok hastalıktan koruduğunu anlatan Yorulmaz, şunları söyledi: ''Yoğurt, büyüme gelişme çağında diş ve kemik gelişimini hızlandırır, raşitizmden korur. Menopoz sonrası kadınlarda ve yaşlı erkeklerde kemikleri güçlendirir, kırılmaları önler. Bu nedenle her yaştaki insanın beslenmesinde sonderece önemlidir. Yoğurt, bebeklere altıncı aydan sonra ek olarak verilen ilk besinlerden biridir. Böylece bebeklerin kemik ve diş gelişimine yardımcı olur. Bağışıklık istemlerini güçlendirir. Bağırsaklarda faydalı mikropların oluşumunu hızlandırır, ishalden korur.''Yoğurdun sindirimi ve barsak hareketlerini düzene soktuğunu ve kabızlığı önlediğini ifade eden Yorulmaz, mide barsak ülserlerinden de koruduğuna işaret etti.
Labels:
sağlık
Yaz aylarında ne kadar su içmeliyiz?
Yaz aylarının yaklaştığı bugünlerde uzmanlar, vücudun ihtiyacı olan suyun mutlaka karşılanması gerektiğini hatırlatıyor.Uzmanlar, sıcak havalarda özellikle ürolojik hastalıklarda bir artış gözlendiğini belirterek, yaz aylarında bazı hastalıklardan korunmanın sadece su içerek sağlanabileceğini vurguluyor.SICAK HAVADA SU İÇMEYE DAHA ÇOK ÖZEN GÖSTERİNÜroloji Uzmanı Op. Dr. Mehmet Kırdar, ürolojik rahatsızlıkların bir kısmının vücudun su dengesiyle ilgili olduğunu, özellikle de yazın sıcak havadan dolayı vücudun su ihtiyacının normale göre daha fazla olduğunu belirtiyor.Vücudun ihtiyacı olan suyun mutlaka karşılanması gerektiğini hatırlatan Op. Dr. Kırdar, gerekli suyun sağlanmaması halinde, böbrek taşı ve prostat hastalıklarıyla ilgili önemli sorunlar yaşanabileceğine dikkat çekiyor.Op.Dr. Mehmet Kırdar, havaların ısınmasıyla birlikte vücudun su ihtiyacının artacağını, bu ihtiyacı karşılamanın yanı sıra sistemin iyi çalışması için ihtiyacın bir miktar daha fazlasının vücuda verilmesi gerektiğini belirtiyor.İnsanın vücut ağırlığının yaklaşık %55-60'ının su olduğunu belirten Op. Dr. Mehmet Kırdar, bu nedenle vücut ağırlığının özellikle sıcak havalardasu kaybı ve terleme nedeniyle hızla azalabileceğine dikkat çekiyor.Vücutta sistemlerim ve hücresel faaliyetlerin düzgün çalışmasının suya bağlı olduğunu vurgulayan Op. Dr. Kırdar, vücuttaki kan hacminin vücut ısısını düzenlediğini, oksijenin ve besinlerin hücrelere taşınmasını sağladığını ve hücressel düzeyde biokimyasal reaksiyonlar su ile sağlandığını belirtiyor. Op. Dr. Mehmet Kırdar, vücudun su ihtiyacının % 20'sinin meye sebze gibi besinlerden , %80 inin de direkt sıvılardan sağlandığını belirtti. Op. Dr. Kırdar, portakal, karpuz ve salatalık gibi bazı besinlerin su bakımından çok zengin olduğunu belirterek, vücuda alınan sıvının sebze ve meyvelerden, kafeinsiz içeceklerden sağlanabileceğini ama en iyi yolun yine ve su içmek olduğunu dile getiriyor.VÜCUDUNUZUN SU İHTİYACINI NASIL ANLARSINIZ?Üroloji Uzmanı Op.Dr.Mehmet Kırdar, kişinin su içme alışkanlığı yoksa, biraz dikkatli davranarak ve vücut sesinizi dinleyerek vücudunun suya duyduğu ihtiyacı bulabileceğini belirtiyor.Op. Dr. Kırdar, hafif sıvı kaybı yaşanan durumlarda kişinin dudaklarının kuruyabileceğini ağızda yapışkan bir his oluşacağını söylüyor.Su kaybıyla, ağız kuruluğu ve susama hissine ek olarak yapılmakta olan işe konsantre olmakta güçlük çekilebileceğini de ifade eden Kırdar, belirgin bir neden olmaksızın kişinin kendini yorgun hissedebileceğini, nabzının yükselebileceğini bazı kişilerin de baş ağrısı çekebileceğini dile getiriyor.İdrarın koyu renkli ve ağır kokulu olmasının kişinin vücudunun susuz kaldığını gösteren en güçlü bulgu olduğunu vurgulayan Op.Dr. Mehmet Kırdar, bazı ilaçların idrar rengini değiştirebildiğini, bu nedenle değişimin kaynağının ilaç olup olmadığını saptamada kişinin doktorundan yardım istemesi gerektiğini belirtiyor.Gün içerisindeki düşük idrar atımının genellikle vücudun su kaybıyla ilgili olduğunu ifade eden Op.Dr. Kırdar, kişinin özellikle sıcak havalarda bu tip bulguları doğru değerlendirip, su tüketimini ihmal etmemesi gerektiğini vurguluyor. NE KADAR SU TÜKETİLMELİ?Op. Dr. Mehmet Kırdar, bazı durumlarda kişinin vücudunu aşırı miktarda sıvı ile yüklemesinin vücutta aşırı sodyum kaybına (hiponatremi) neden olabileceğine dikkat çekiyor.Op. Dr. Kırdar, fazla sıvı alımının özellikle yaşlı kimselerde eşlik eden hastalıkları varsa zararlı olabileceğini de belirtiyor.Op. Dr. Mehmet Kırdar, günlük su ihtiyacının çeşitli şekillerde hesaplanabileceğini ifade ediyor: “En basit yöntem, vücut ağırlığının her bir kilosuna 30 mlile çarpmak.Yani ortalama 70 kg bir insan normal şartlar altında günde 2-2.5lt sıvı tüketmelidir. Ancak bu ihtiyaç , egzersiz sonrası, sıcak hava , ateşli hastalıklar , mide bozulması ve ishal gibi sıvı kaybının yoğun olduğu durumlarda artmaktadır. Günde ne kadar sıvı almalıyız sorusunun cevabını bu bilgilere göre vermeliyiz, yani günde 8-10 bardak su içmeliyim yerine hangi şartlarda yaşadığımıza, ne iş yaptığımıza, sağlık durumumuza, vücut ağırlığımıza göre bu miktarı arttırıp azaltabiliriz . Ancak bunu da en kolay temin edilebilen en ucuz ve kalorisiz sıvı kaynağı suyla karşılayabiliriz.”Op. Dr. Kırdar, kişisel bazda sıvı gereksiniminin değişebileceğini de hatırlatarak, prostat veya idrar tutamama problemi olmadığı halde, kişinin can sıkıcı derecede sık tuvalete gitmesinin, gereğinden fazla sıvı alımı anlamına geldiğini dile getiriyor.Sıvıların rahatça tüketilebilecek ölçüde alınması gerektiğini belirten Op. Dr. Kırdar, özellikle sıcak havalarda, fiziksel olarak yoğun efor harcanılan zamanlarda veya hastayken sıvı alımına dikkat edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Kişinin yoğun çalıştığı dönemlerde ya da antrenman yaptığında zaman zaman dehidrasyon (su kaybı) belirti ve bulgularını kontrol etmeyi unutmaması gerektiğini belirten Op. Dr. Mehmet Kırdar, uzman olmayan kişiler tarafından yapılan önerilere de kulak asılmaması gerektiğini hatırlatıyor.Op. Dr. Mehmet Kırdar, kişinin vücudunun sesine kulak vererek sıvı alımını artırması veya beslenme programını yüksek sıvı içerikli besinlerle takviye etmesi gerekip gerekmediğini anında saptayabileceğini de belirtiyor.
Labels:
sağlık
Rahatlayayım derken felç olmayın
Halk arasında ''rahatlama'' amacıyla yapılan bazı vücut hareketlerinin ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor
Günümüzde boyun ve bel rahatsızlığı hastalıklarının çok sık rastlanan bir duruma geldi, hastalığın yaş ve iş farkı gözetmeksizin herkesin başına gelebiliyor. Yoğun iş stresi ile bunalan, masa başında uzun süre kalan kişilerin rahatlamak maksadıyla ''boyun kütletme'', ''parmak çıtlatma'', ''berberde ya da hamamda masaj'' yaptırma yoluna gitmeleri, boyun ve sırt ağrısı çekenlerin ''ayakla çiğnetme' ve ''kupa vurma' gibi bilimsel olmayan yöntemlerin kullanılması kısa süreli fayda sağlama bile felce dahi neden olabiliyor. Bu tür uygulamalar sırasında omuriliğin geçtiği kanallarda daralma oluştuğu için basınçla sinirlerin daha da sıkışmasına neden olabiliyor. Boyun kütletme boyun fıtığına neden olup, vücutta kalıcı ve iş gücünden mahrum bırakabilecek kötü sonuçlar doğurabiliyor. Sonuçta rahatlamak için yapılan hareketler aksine çok önemli rahatsızlıkları tetikliyor.
YAŞLILARDA DAHA RİSKLİ
Boyun ve omurga ağrılarını gidermek için uygulanan masaj inme riski yani beyin ve damar tıkanıklığı riskini yaşlılarda daha da artırabiliyor. Çeşitli kaynaklar tarafından yapılan araştırmalarda, omurgayı düzeltme amaçlı yapılan masajın da damar içinde yırtılmaya neden olabildiği saptandı. Boyun ağrısının masaj yoluyla giderildiği bu güne kadar pek rastladığımız bir durum değil.
Günümüzde boyun ve bel rahatsızlığı hastalıklarının çok sık rastlanan bir duruma geldi, hastalığın yaş ve iş farkı gözetmeksizin herkesin başına gelebiliyor. Yoğun iş stresi ile bunalan, masa başında uzun süre kalan kişilerin rahatlamak maksadıyla ''boyun kütletme'', ''parmak çıtlatma'', ''berberde ya da hamamda masaj'' yaptırma yoluna gitmeleri, boyun ve sırt ağrısı çekenlerin ''ayakla çiğnetme' ve ''kupa vurma' gibi bilimsel olmayan yöntemlerin kullanılması kısa süreli fayda sağlama bile felce dahi neden olabiliyor. Bu tür uygulamalar sırasında omuriliğin geçtiği kanallarda daralma oluştuğu için basınçla sinirlerin daha da sıkışmasına neden olabiliyor. Boyun kütletme boyun fıtığına neden olup, vücutta kalıcı ve iş gücünden mahrum bırakabilecek kötü sonuçlar doğurabiliyor. Sonuçta rahatlamak için yapılan hareketler aksine çok önemli rahatsızlıkları tetikliyor.
YAŞLILARDA DAHA RİSKLİ
Boyun ve omurga ağrılarını gidermek için uygulanan masaj inme riski yani beyin ve damar tıkanıklığı riskini yaşlılarda daha da artırabiliyor. Çeşitli kaynaklar tarafından yapılan araştırmalarda, omurgayı düzeltme amaçlı yapılan masajın da damar içinde yırtılmaya neden olabildiği saptandı. Boyun ağrısının masaj yoluyla giderildiği bu güne kadar pek rastladığımız bir durum değil.
Labels:
sağlık
Yüz felcine karşı sakız
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Şirzat Çoğalgil, yüz felcinden korunmanın en etkin tedavisinin sakız çiğneyip balon şişirmek olduğunu söyledi
Yüz felcinin, yüzün sağ ve sol kısmında bulunan sinirlerde genellikle soğuğa bağlı olarak ödem oluşmasından kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Çoğalgil, Yüz felci daha çok araç sürücülerinde ve kayak yapanlarda görülmektedir.
Halk arasında şöfor hastalığı olarak bilinen yüz felcinden korunmanın en etkin yolu sakız çiğneyip balon şişirerek çene ve yüz kaslarını güçlendirmektir” dedi.
Sıcak yaz günlerinde açılan klimanın ve seyahat ederken açılan camın yüz felcine neden olduğunu söyleyen Prof.Dr. Çoğalgil, şöyle konuştu:
“Kış aylarında aracın kalorifelerinden bunalan sürücüler, hava almak için camı açtıklarında suratlarına vuran soğuk hava, yüz felcinin meydana gelmesine neden olur. Yüz felci araç sürücülerinin yanı sıra, korumasız olarak kayak yapanlarda da sık görülür.”
Prof.Dr. Çoğalgil, yüz felcinin ağızda yamulmaya ve gözde kapanmaya neden olduğunu açıklayarak şöyle devam etti:
“Yüz felci, yakalanan kişinin yaşam kalitesini bozarak, toplum içerisine çıkmasını engeller. Tedavi edilmemesi halinde, kapanan gözde görme kaybına bile neden olabilir.
İyi bir tedaviyle bir aylık zaman içerisinde normale dönülebilen yüz felcinde, vakit kaybetmeden nöroloğa ya da fizik tedavi uzmanına gidilmesi gerekir. Ödem çözücü ilaçlar kullanırken, fizyoterapiye başlanılması gerekir. En etkin tedavisi de yüz ve çene kaslarını güçlendirmek için sakız çiğneyip, balon şişirmektir.”
Yüz felcinin, yüzün sağ ve sol kısmında bulunan sinirlerde genellikle soğuğa bağlı olarak ödem oluşmasından kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Çoğalgil, Yüz felci daha çok araç sürücülerinde ve kayak yapanlarda görülmektedir.
Halk arasında şöfor hastalığı olarak bilinen yüz felcinden korunmanın en etkin yolu sakız çiğneyip balon şişirerek çene ve yüz kaslarını güçlendirmektir” dedi.
Sıcak yaz günlerinde açılan klimanın ve seyahat ederken açılan camın yüz felcine neden olduğunu söyleyen Prof.Dr. Çoğalgil, şöyle konuştu:
“Kış aylarında aracın kalorifelerinden bunalan sürücüler, hava almak için camı açtıklarında suratlarına vuran soğuk hava, yüz felcinin meydana gelmesine neden olur. Yüz felci araç sürücülerinin yanı sıra, korumasız olarak kayak yapanlarda da sık görülür.”
Prof.Dr. Çoğalgil, yüz felcinin ağızda yamulmaya ve gözde kapanmaya neden olduğunu açıklayarak şöyle devam etti:
“Yüz felci, yakalanan kişinin yaşam kalitesini bozarak, toplum içerisine çıkmasını engeller. Tedavi edilmemesi halinde, kapanan gözde görme kaybına bile neden olabilir.
İyi bir tedaviyle bir aylık zaman içerisinde normale dönülebilen yüz felcinde, vakit kaybetmeden nöroloğa ya da fizik tedavi uzmanına gidilmesi gerekir. Ödem çözücü ilaçlar kullanırken, fizyoterapiye başlanılması gerekir. En etkin tedavisi de yüz ve çene kaslarını güçlendirmek için sakız çiğneyip, balon şişirmektir.”
Sinüzit Ameliyatı
Kanamasız ve en geç 1 günde normal yaşamınıza dönmeyi sağlayan yeni bir tedavi gündemde...
Sinüzit hastalığının başlarında uygulanan ilaç tedavisi soruna çözüm getirse de orta ve ileri derecedeki hastalık için müdahale gerekir. Bugüne kadar ileri derecedeki hastalara, hastanede yatmayı gerektiren, kanamalı ve ameliyat sonrası istirahat gerektiren endoskopik cerrahi yöntemi kullanılıyordu. Kanama sonrası körlük ve beyin kanaması gibi ciddi komplikasyonların ortaya çıkması nedeniyle yeni tedavi yöntemleri arayışına girildi.
BALON SİNÜSOPLASTİ adı verilen bu teknik hastalık tedavisinde yeni bir dönem açtı.
Bu teknikle daralmış olan sinüs delikleri açılıyor ve sinüs ağzına bir balon yerleştiriliyor.Daha sonra balon serum ile şişirildikten sonra şişen balon tıkalı olan sinüsin ağzını genişletiyor.
BALON SİNÜSOPLASTİ ile, uygulanan diğer tekniklerin aksine burun içinde hiçbir dokuya zarar vermeden, kanamaya yol açmadan ve tampon gerekmeden hızlı bir şekilde iyileşme sağlanarak hastanın müdahaleden bir gün sonra günlük yaşantısına dönmesi sağlanıyor.
Günlük yaşantıdan uzak kalmadan, zaman kaybetmeden, hastanede yatmadan, uygulama yapılan bölgede herhangi bir kesiğe gerek duymadan kısa sürede sonuç alınan bu yöntem sinüzit tedavisinde yeni bir sayfa açıyor
Sinüzit hastalığının başlarında uygulanan ilaç tedavisi soruna çözüm getirse de orta ve ileri derecedeki hastalık için müdahale gerekir. Bugüne kadar ileri derecedeki hastalara, hastanede yatmayı gerektiren, kanamalı ve ameliyat sonrası istirahat gerektiren endoskopik cerrahi yöntemi kullanılıyordu. Kanama sonrası körlük ve beyin kanaması gibi ciddi komplikasyonların ortaya çıkması nedeniyle yeni tedavi yöntemleri arayışına girildi.
BALON SİNÜSOPLASTİ adı verilen bu teknik hastalık tedavisinde yeni bir dönem açtı.
Bu teknikle daralmış olan sinüs delikleri açılıyor ve sinüs ağzına bir balon yerleştiriliyor.Daha sonra balon serum ile şişirildikten sonra şişen balon tıkalı olan sinüsin ağzını genişletiyor.
BALON SİNÜSOPLASTİ ile, uygulanan diğer tekniklerin aksine burun içinde hiçbir dokuya zarar vermeden, kanamaya yol açmadan ve tampon gerekmeden hızlı bir şekilde iyileşme sağlanarak hastanın müdahaleden bir gün sonra günlük yaşantısına dönmesi sağlanıyor.
Günlük yaşantıdan uzak kalmadan, zaman kaybetmeden, hastanede yatmadan, uygulama yapılan bölgede herhangi bir kesiğe gerek duymadan kısa sürede sonuç alınan bu yöntem sinüzit tedavisinde yeni bir sayfa açıyor
Thursday, April 26, 2007
Dişlerinize Yeniden Kavuşun
Sebebi her ne olursa olsun dişlerinizden bir veya bir kaçını kaybettiyseniz, o dişlerin yerine mutlaka yenilerini koydurmanız gerekir. Yapılan araştırmalar, birçok kişinin kaybettikleri dişlerinin yerine yenilerini koydurmasının nedenlerinin, daha iyi göründüklerine inandıkları ve kötü görünen bir gülümseme yerine daha güzel gülümsemek, daha rahat konuşabilmek ve sonuçta bilinç altında yer alan kendilerine olan güvenlerini artırmak olduğunu göstermektedir. Estetik kaygılar önemli olmakla birlikte, kaybedilen dişlerin yerine yeni dişlerin konmasının, ağız sağlığı ve ileride olabilecek daha kötü sorunları önlemek açısından büyük önemi ve aciliyeti vardır.
Labels:
sağlık
Grip, Kalp Krizini Tetikleyebilir
Gribin, ölümle sonuçlanan kalp krizinin tetikleyicisi olabileceği bildirildi.
European Heart Journal'da yayınlanan araştırmaya göre, mevsimsel grip virüsü kalp hastalıklarını artırabiliyor ve grip mevsiminde kalpten ölümlerde artış görülüyor. Araştırma başkanı Texas-Houston Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Muhammed Mecid, her yıl insanların yüzde 10 ila 20'sinin gribe yakalandığını belirterek, koroner kalp hastalıkları riski olanların aşı yaptırmasının iyi olacağını söyledi. Mecid ile St. Petersburg'daki Grip Araştırma Enstitüsünden meslektaşları, St. Petersburg'da 1993-2000 yılları arasında kalpten ölen insanların otopsi raporlarını inceledi. Araştırma kapsamındaki 11 bin 892 kişinin kalp krizinden, 23 bin kişinin de kronik kalp hastalıklarından öldüğü, kalp krizinden ölümlerin grip sezonunda üçte bir oranında, kronik kalp hastalığından ölüm riskinin de onda bir oranında arttığı saptandı. Mecid, "Bu araştırma, gribin kalp krizlerinin önemli bir tetikleyicisi olduğunu gösteriyor" dedi. Araştırmanın, uzmanların uzun zamandır inandığı, "insanlar doğrudan gripten ölmeseler de grip öldürebilir" görüşünü desteklediği belirtildi.
European Heart Journal'da yayınlanan araştırmaya göre, mevsimsel grip virüsü kalp hastalıklarını artırabiliyor ve grip mevsiminde kalpten ölümlerde artış görülüyor. Araştırma başkanı Texas-Houston Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Muhammed Mecid, her yıl insanların yüzde 10 ila 20'sinin gribe yakalandığını belirterek, koroner kalp hastalıkları riski olanların aşı yaptırmasının iyi olacağını söyledi. Mecid ile St. Petersburg'daki Grip Araştırma Enstitüsünden meslektaşları, St. Petersburg'da 1993-2000 yılları arasında kalpten ölen insanların otopsi raporlarını inceledi. Araştırma kapsamındaki 11 bin 892 kişinin kalp krizinden, 23 bin kişinin de kronik kalp hastalıklarından öldüğü, kalp krizinden ölümlerin grip sezonunda üçte bir oranında, kronik kalp hastalığından ölüm riskinin de onda bir oranında arttığı saptandı. Mecid, "Bu araştırma, gribin kalp krizlerinin önemli bir tetikleyicisi olduğunu gösteriyor" dedi. Araştırmanın, uzmanların uzun zamandır inandığı, "insanlar doğrudan gripten ölmeseler de grip öldürebilir" görüşünü desteklediği belirtildi.
Labels:
sağlık
Sihirli Diziler ve Çocuklarımız
Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sihir unsuru içeren dizileri izlerken, anne babaların çocuklarına yanlışı ve doğruyu anlatması gerektiğini söyledi.
Tarhan, yaptığı açıklamada, 7-8 yaşına kadar çocukların gerçeklik duygusunun gelişmediğini, sanalla gerçek arasındaki farkları ayırt edemediğini ifade ederek, özellikle 0-6 yaş arası çocukların bu dizilerdeki sihirleri gerçek gibi algılayabileceklerini belirtti. Çocuklarla ebeveynlerin, dizilerden ne anladıklarını ve aslında ne anlatılmak istendiğini konuşmaları gerektiğini vurgulayan Tarhan, ''Çocuk, bir şey izlerken kafasında kavramlar oluşur. Bu tür dizileri izlerken de anne babalar çocuklarına yanlışı ve doğruyu anlatmalı. Yani bu yaşlarda çocuklara 'gerçek algılama' öğretilmeli'' diye konuştu. -''ÇOCUĞU TEMBELLİĞE İTEBİLİR''- Sihir unsuru içeren dizilerin bazı olumlu yönleri de olabileceğini belirten Tarhan, şunları kaydetti: ''Bu tür dizilerin içeriğinde, iyilik yapmak ve kötülüklere karşı savaşmak gibi bazı toplumsal değerler var. Ayrıca, çocukların hayal dünyasını da genişletiyor. Zihinsel becerilerine katkı sağlıyor. Ancak, hayal kurmak zamanla çocuğu tembelliğe itebilir. Ya da gerçeklerden kaçıp, egosunu tatmin etme, kolaycılık ve zahmete girmeden elde etme yoluna götürebilir. Çünkü çocuk, gerçek dünyada yapamadığını hayal dünyasında yaparak kendini rahatlatıyor. Bu da çocuğu tembelliğe itiyor.'' Tarhan, çocukların haftada 20 saatten fazla televizyon izlemelerinin risk oluşturduğuna işaret ederek, ebeveynlerin mümkün olduğunca çocuklarını gözlemlemeleri gerektiğini, böylece çocuklarını olumsuz etkilerden koruyabileceklerini belirtti. -''GERÇEKLİKTEN UZAK BİR DÜNYA SUNUYOR''- Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Öznur Özdoğan da sihir unsuru içeren dizilerin, eylem gücü olmayan, gerçeklikten uzak, hayal dünyasında yaşayan çocuklar yetiştirdiğini söyledi. Özdoğan, sihir unsuru içeren dizilerin çocukların eylem yapma güçlerini elinden aldığını ifade ederek, izletilmemesi gerektiğini belirten Özdoğan, şunları söyledi: ''Bu tür diziler, çocukların hayal dünyalarını etkileyerek, onların dünyayı bu dizilerdeki gibi sihirli algılamalarına neden oluyor. Çocukları, her şeyin hemen olacağına inandırıyor. Sonra sabırsız, aceleci bir toplum ortaya çıkıyor. Ayrıca, bu diziler gerçeklikten uzak bir dünya sunduğu için çocukları eylemsizliğe de yönlendiriyor ve onların zihinlerinde gerçek olmayan bir hayal dünyası yaratıyor.'' Bu tür dizilerin, çocukların zihinlerindeki ''Allah'' kavramını da yanlış oluşturduğunu belirten Özdoğan, ''Çocukların zekaları somut zekalardır, soyutlukları algılayamazlar. Bu dizilerle çocuklar, bilimsel olarak ''Tanrı tasavvuru'' diye adlandırılan 'Yaratıcı' imajını da yanlış anlıyorlar. Çocuklar, Allah'ın insanları sihir yaparak yarattığını düşünmeye başlıyor'' dedi. Sihir unsuru içeren dizilerin televizyon kanallarında özellikle çocukların izleyebileceği saatlerde yayınlandığını belirten Özdoğan, şunları kaydetti: ''Bu dizilerin kalkması konusunda belki bireylerin yetkileri yok. Fakat herkesin, bu dizileri çevresine, yakınlarına, çocuklarına izletmeme gibi bir gücü var. Yani, aile olarak o düğmeye basma gibi çok güzel bir yetkimiz var. O zaman bu konuda daha bilinçli davranabiliriz ve çocuklarımıza bu dizileri izletmeyebiliriz. Nasıl sağlığımıza sakıncalı şeyleri yemiyorsak, bu dizileri de izlememeliyiz. Çünkü bu diziler de ruh sağlığımız için zararlı.'' -''AİLELER FİLTRE GÖREVİ ÜSTLENMELİ''- Büyü ve sihir içeren dizilerin çocukların ilgisini çektiğini belirten Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Ahmet Çevikaslan da şunları söyledi: ''Kötülerin hakkından gelen çocuk kahramanlar, isteklerini yaptırmak amacıyla büyüklere kafa tutan küçükler, oyunbazlık yapan çocuklar ve doğa üstü güçler çocukların bu dizileri izlemelerine neden oluyor. Ekranlardaki çocuk karakterler, gerçek hayattakilere göre daha başarılı, güçlü, zeki ve bazen de üstün güçlerle donatılmış durumda ve hep iyiler kazanıyor. Bu durum ise çocuğun günlük yaşamdaki davranışlarını olumsuz yönde etkiliyor.'' Kendisine gelen hastalar arasında ailelerine cep telefonu aldırmak için kavga eden çocuklar ve okulda kendi aralarında cin, büyü ve sihir sohbetlerinden etkilenen çocukların başı çektiğini vurgulayan Çevikaslan, sihir ve büyü içeren dizilerin yapımcılarına ve ailelere tavsiyede bulunarak, ''Çocuk izleyicilerin duygusal ve zihinsel özellikleri hesaba katılmalı. Yapımcıların sorumluluğu yanında, anne babaların da evlerinde bu tür diziler için çocuklarına filtre görevi üstlenmeleri gerekiyor'' diye konuştu.
Tarhan, yaptığı açıklamada, 7-8 yaşına kadar çocukların gerçeklik duygusunun gelişmediğini, sanalla gerçek arasındaki farkları ayırt edemediğini ifade ederek, özellikle 0-6 yaş arası çocukların bu dizilerdeki sihirleri gerçek gibi algılayabileceklerini belirtti. Çocuklarla ebeveynlerin, dizilerden ne anladıklarını ve aslında ne anlatılmak istendiğini konuşmaları gerektiğini vurgulayan Tarhan, ''Çocuk, bir şey izlerken kafasında kavramlar oluşur. Bu tür dizileri izlerken de anne babalar çocuklarına yanlışı ve doğruyu anlatmalı. Yani bu yaşlarda çocuklara 'gerçek algılama' öğretilmeli'' diye konuştu. -''ÇOCUĞU TEMBELLİĞE İTEBİLİR''- Sihir unsuru içeren dizilerin bazı olumlu yönleri de olabileceğini belirten Tarhan, şunları kaydetti: ''Bu tür dizilerin içeriğinde, iyilik yapmak ve kötülüklere karşı savaşmak gibi bazı toplumsal değerler var. Ayrıca, çocukların hayal dünyasını da genişletiyor. Zihinsel becerilerine katkı sağlıyor. Ancak, hayal kurmak zamanla çocuğu tembelliğe itebilir. Ya da gerçeklerden kaçıp, egosunu tatmin etme, kolaycılık ve zahmete girmeden elde etme yoluna götürebilir. Çünkü çocuk, gerçek dünyada yapamadığını hayal dünyasında yaparak kendini rahatlatıyor. Bu da çocuğu tembelliğe itiyor.'' Tarhan, çocukların haftada 20 saatten fazla televizyon izlemelerinin risk oluşturduğuna işaret ederek, ebeveynlerin mümkün olduğunca çocuklarını gözlemlemeleri gerektiğini, böylece çocuklarını olumsuz etkilerden koruyabileceklerini belirtti. -''GERÇEKLİKTEN UZAK BİR DÜNYA SUNUYOR''- Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Öznur Özdoğan da sihir unsuru içeren dizilerin, eylem gücü olmayan, gerçeklikten uzak, hayal dünyasında yaşayan çocuklar yetiştirdiğini söyledi. Özdoğan, sihir unsuru içeren dizilerin çocukların eylem yapma güçlerini elinden aldığını ifade ederek, izletilmemesi gerektiğini belirten Özdoğan, şunları söyledi: ''Bu tür diziler, çocukların hayal dünyalarını etkileyerek, onların dünyayı bu dizilerdeki gibi sihirli algılamalarına neden oluyor. Çocukları, her şeyin hemen olacağına inandırıyor. Sonra sabırsız, aceleci bir toplum ortaya çıkıyor. Ayrıca, bu diziler gerçeklikten uzak bir dünya sunduğu için çocukları eylemsizliğe de yönlendiriyor ve onların zihinlerinde gerçek olmayan bir hayal dünyası yaratıyor.'' Bu tür dizilerin, çocukların zihinlerindeki ''Allah'' kavramını da yanlış oluşturduğunu belirten Özdoğan, ''Çocukların zekaları somut zekalardır, soyutlukları algılayamazlar. Bu dizilerle çocuklar, bilimsel olarak ''Tanrı tasavvuru'' diye adlandırılan 'Yaratıcı' imajını da yanlış anlıyorlar. Çocuklar, Allah'ın insanları sihir yaparak yarattığını düşünmeye başlıyor'' dedi. Sihir unsuru içeren dizilerin televizyon kanallarında özellikle çocukların izleyebileceği saatlerde yayınlandığını belirten Özdoğan, şunları kaydetti: ''Bu dizilerin kalkması konusunda belki bireylerin yetkileri yok. Fakat herkesin, bu dizileri çevresine, yakınlarına, çocuklarına izletmeme gibi bir gücü var. Yani, aile olarak o düğmeye basma gibi çok güzel bir yetkimiz var. O zaman bu konuda daha bilinçli davranabiliriz ve çocuklarımıza bu dizileri izletmeyebiliriz. Nasıl sağlığımıza sakıncalı şeyleri yemiyorsak, bu dizileri de izlememeliyiz. Çünkü bu diziler de ruh sağlığımız için zararlı.'' -''AİLELER FİLTRE GÖREVİ ÜSTLENMELİ''- Büyü ve sihir içeren dizilerin çocukların ilgisini çektiğini belirten Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Ahmet Çevikaslan da şunları söyledi: ''Kötülerin hakkından gelen çocuk kahramanlar, isteklerini yaptırmak amacıyla büyüklere kafa tutan küçükler, oyunbazlık yapan çocuklar ve doğa üstü güçler çocukların bu dizileri izlemelerine neden oluyor. Ekranlardaki çocuk karakterler, gerçek hayattakilere göre daha başarılı, güçlü, zeki ve bazen de üstün güçlerle donatılmış durumda ve hep iyiler kazanıyor. Bu durum ise çocuğun günlük yaşamdaki davranışlarını olumsuz yönde etkiliyor.'' Kendisine gelen hastalar arasında ailelerine cep telefonu aldırmak için kavga eden çocuklar ve okulda kendi aralarında cin, büyü ve sihir sohbetlerinden etkilenen çocukların başı çektiğini vurgulayan Çevikaslan, sihir ve büyü içeren dizilerin yapımcılarına ve ailelere tavsiyede bulunarak, ''Çocuk izleyicilerin duygusal ve zihinsel özellikleri hesaba katılmalı. Yapımcıların sorumluluğu yanında, anne babaların da evlerinde bu tür diziler için çocuklarına filtre görevi üstlenmeleri gerekiyor'' diye konuştu.
Labels:
çocuk gelişimi,
sağlık
Kundak Kalça Çıkıklığı Yapıyor
Prof. Dr. Akın Kapubağlı, doğuştan kalça çıkığının her bin canlı doğumda iki üç tane görüldüğünü belirterek, “Ülkemizde her yıl 3-4 bin doğuştan birinde kalça çıkığı görülmektedir” dedi.
Doğuştan kalça çıkığında tedavi imkanının erken teşhisle yüzde 100'e yaklaştığını kaydeden Kapubağlı, “Birtakım alışkanlıklar, doğuştan kalça çıkıklarının erken teşhisini engellediği gibi tedaviyi de güçleştirmektedir. Kundak geleneği bulunan toplumlarda bu rahatsızlığın görülme oranı çok yüksektir. Bebeklere kesinlikle kundak yapılmamalıdır” diye konuştu. Uzman doktor, genetik bazı özellikleri olan çocuklarda ise kundak yapıldığı takdirde hastalığın görülme ihtimali daha da artmaktadır” dedi.
Doğuştan kalça çıkığında tedavi imkanının erken teşhisle yüzde 100'e yaklaştığını kaydeden Kapubağlı, “Birtakım alışkanlıklar, doğuştan kalça çıkıklarının erken teşhisini engellediği gibi tedaviyi de güçleştirmektedir. Kundak geleneği bulunan toplumlarda bu rahatsızlığın görülme oranı çok yüksektir. Bebeklere kesinlikle kundak yapılmamalıdır” diye konuştu. Uzman doktor, genetik bazı özellikleri olan çocuklarda ise kundak yapıldığı takdirde hastalığın görülme ihtimali daha da artmaktadır” dedi.
Labels:
sağlık
Kadınlarda Miyom
Miyom 30 yaş üzeri kadınların yaklaşık yüzde 20'sinde görülebiliyor. Ancak gerekli önlemler alındığında günlük yaşama devam edilebiliyor.
Uzmanlar özellikle 35 yaş üzerindeki bütün kadınların miyomlar ve rahim kanseri açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bahçelievler Medicana Hastanesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Bölümü'nden Op. Dr. Özlem Dülger, rahim urları hakkında merak edilenleri ve tedavi yöntemlerini anlattı.
KISIRLIK NEDENİ OLABİLİYOR
“Miyomlar 30 yaş üzeri kadınların yaklaşık yüzde 20'sinde görülebilmektedir. Çoğunluğu hiç belirti vermemekle birlikte, belirtiler değişkin olabilmektedir. Miyomlar, rahmin tek düz kas hücrelerinde oluşmaya başlarlar ve bağ dokusu elemanlarını da içine alarak büyümeye devam ederler. Miyom birçok klinik tabloda karşımıza çıkabilir. Genellikle pelvik kitle veya gebelikte görülürse ayına göre büyük rahim olarak değerlendirilebilir. Bazı durumlarda yumurtalık tümörlerinden ayırt edilemeyebilir. Miyomun diğer önemli bulgusu anormal kanamadır. Kanamada âdet dönemi dışında ana kanamalar şeklinde olabildiği gibi âdet kanamasının miktarında artış biçiminde de olabilmektedir. Diğer bir bulgu pelvik ağrıdır. Büyüyen rahmin mesaneye baskı yapması, sık idrara çıkma şeklinde de belirti verebilmektedir. Miyomlar kısırlık problemine de sebep olabilir. Kansızlık en sık görülen bulgudur ve kanamanın şiddetine göre değişir. Bu tarz şikâyetleri olanlar vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmalıdır. Ne kadar erken hareket edilirse tedavi o kadar başarılı olur.Miyom tanısında en fazla kullanılan cihaz ultrasondur, bazen BT veya MR görüntülemeden de faydalanılabilir. Laparaskopik ve histereskopik teşhis ve bazen tedavi amaçlı kullanılan endoskopik yöntemdir.”
Kişinin isteğine bağlı tedavi
“Belirti vermeyen ve kitlesi küçük olan miyomlar için periyodik muayene ile takip etmek genellikle yeterlidir.Hasta eğer menopoza girmeye yakın yaşlarda ise tedavi yapmadan menopoza girmesi beklenebilir. Daha genç yaşlarda ise tedavi, hastanın çocuk isteyip istememesine göre değişir. Çocuk isteğini tamamlamış, yaşı 40 civarında iri miyomlu hastalar için rahim alınması tedavisi uygulanabilir. Bu işlem sırasında yumurtalıkları alıp almamak diğer bir tartışma konusudur. Ailesinde yumurtalık ya da diğer genital kanserler bulunanlar için yumurtalıkları almak tartışmasız gereklidir. Ancak böyle bir şey söz konusu olmayıp yumurtalıklar fonksiyon görüyorsa ve yaşı da fazla ileri değilse yumurtalıklar bırakılabilir. Seçim hastanın durumuna göre yapılır. Çocuk sahibi olmak isteyenlerde sadece miyomun çıkarılması tercih edilen cerrahi yöntem olmalıdır.“
Uzmanlar özellikle 35 yaş üzerindeki bütün kadınların miyomlar ve rahim kanseri açısından değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Bahçelievler Medicana Hastanesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Bölümü'nden Op. Dr. Özlem Dülger, rahim urları hakkında merak edilenleri ve tedavi yöntemlerini anlattı.
KISIRLIK NEDENİ OLABİLİYOR
“Miyomlar 30 yaş üzeri kadınların yaklaşık yüzde 20'sinde görülebilmektedir. Çoğunluğu hiç belirti vermemekle birlikte, belirtiler değişkin olabilmektedir. Miyomlar, rahmin tek düz kas hücrelerinde oluşmaya başlarlar ve bağ dokusu elemanlarını da içine alarak büyümeye devam ederler. Miyom birçok klinik tabloda karşımıza çıkabilir. Genellikle pelvik kitle veya gebelikte görülürse ayına göre büyük rahim olarak değerlendirilebilir. Bazı durumlarda yumurtalık tümörlerinden ayırt edilemeyebilir. Miyomun diğer önemli bulgusu anormal kanamadır. Kanamada âdet dönemi dışında ana kanamalar şeklinde olabildiği gibi âdet kanamasının miktarında artış biçiminde de olabilmektedir. Diğer bir bulgu pelvik ağrıdır. Büyüyen rahmin mesaneye baskı yapması, sık idrara çıkma şeklinde de belirti verebilmektedir. Miyomlar kısırlık problemine de sebep olabilir. Kansızlık en sık görülen bulgudur ve kanamanın şiddetine göre değişir. Bu tarz şikâyetleri olanlar vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmalıdır. Ne kadar erken hareket edilirse tedavi o kadar başarılı olur.Miyom tanısında en fazla kullanılan cihaz ultrasondur, bazen BT veya MR görüntülemeden de faydalanılabilir. Laparaskopik ve histereskopik teşhis ve bazen tedavi amaçlı kullanılan endoskopik yöntemdir.”
Kişinin isteğine bağlı tedavi
“Belirti vermeyen ve kitlesi küçük olan miyomlar için periyodik muayene ile takip etmek genellikle yeterlidir.Hasta eğer menopoza girmeye yakın yaşlarda ise tedavi yapmadan menopoza girmesi beklenebilir. Daha genç yaşlarda ise tedavi, hastanın çocuk isteyip istememesine göre değişir. Çocuk isteğini tamamlamış, yaşı 40 civarında iri miyomlu hastalar için rahim alınması tedavisi uygulanabilir. Bu işlem sırasında yumurtalıkları alıp almamak diğer bir tartışma konusudur. Ailesinde yumurtalık ya da diğer genital kanserler bulunanlar için yumurtalıkları almak tartışmasız gereklidir. Ancak böyle bir şey söz konusu olmayıp yumurtalıklar fonksiyon görüyorsa ve yaşı da fazla ileri değilse yumurtalıklar bırakılabilir. Seçim hastanın durumuna göre yapılır. Çocuk sahibi olmak isteyenlerde sadece miyomun çıkarılması tercih edilen cerrahi yöntem olmalıdır.“
Labels:
sağlık
Uyku Apnesi Nedir?
Uyku bozuklukları toplumda gün geçtikçe artan önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Kaliteli bir uyku uyumadan ertesi güne sağlıklı ve mutlu başlamamız mümkün olamıyor.
Uyku bozuklukları toplumda gün geçtikçe artan önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Kaliteli bir uyku uyumadan ertesi güne sağlıklı ve mutlu başlamamız mümkün olamıyor. Gün boyu şehir hayatı veya iş hayatına bağlı yaşanan stres, dengesiz beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik uyku bozukluklarına neden olabiliyor veya varolan uyku bozukluklarını da artırabiliyor. Uykusuzluk, horlama, uyku apnesi başlıca uyku bozukları olarak bilinse de uykuda bacak hareketler bozukluğu, huzursuz bacak sendromu, narkolepsi, katapleksi, diş gıcırdatma (bruksizm), gece yatağı ıslatma gibi oldukça geniş bir yelpazeye sahip. Sema Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Ayşe Türközü, Obstrüktif Uyku Apne, uykuda periyodik olarak nefes durmalarından (apne) kaynaklanan bir hastalık olarak tanımlıyor. Bu durum hastanın uyku kalitesini bozarak gün içi uykululuk ve halsizliğe neden oluyor. Horlama, uykuda nefesin durması, gün içi uykululuk, dikkatte azalma, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, gece terlemesi, uykuda boğulur tarzda uyanma gibi başlıca bulgularla karşımıza çıkıyor. Ağır uyku apne sendromunda, ileri dönemde kalp ritim bozuklukları, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon ve inme riskini artırdığı saptanmıştır. Uyku apnesi oldukça sık görülen bir hastalık. Orta yaş erkeklerde görülme sıklığı %24 iken, orta yaş kadınlarda da %9 civarında. Erkek hastaların %4’ünde, kadın hastalarında %2’sinde uyku apne hastalığına ait gündüz uykululuk, geceleri nefes durması gibi bulgular görülmektedir. Dr. Ayşe Türközü, hastalık eğer hastanın yaşam kalitesini bozuyorsa veya sağlık riski oluşturuyorsa mutlaka tedavi edilmelidir, dedi. Sağlık riski ise genelde ağır olgularda ortaya çıkıyor. Eğer uyku apneyi düşündüren bulgularınız varsa uyku çalışması yapılması gerekiyor. Polisomnografi ile beyin dalga aktivitesi, göz hareketleri, kas hareketleri ve solunum eforu değerlendiriliyor. Uyku apne dışındaki hastalıkların tanısında ve tedavinin yönlendirilmesinde kullanılmaktadır. Uyku apnenin tedavisinde birçok yöntemi kullanılıyor. Tedavi yöntemine hastalığın şiddetine göre karar veriliyor. Hafif şiddette uyku apne hastalarında eğer obezite sorunları varsa kilo vermeleri öneriliyor. Orta şiddetteki olgulara, eğer hasta cerrahi tedaviden fayda görecekse öneriliyor. Cerrahi yöntemlerde, boğazın arka kısmı açık tutulmaya çalışılıyor. Uvula ve nazofarenks bölgesine lazer yöntemi ile farklı cerrahi uygulamalar yapılabiliyor. Ağır şiddette Uyku Apnesinde ise maskeli cihaz kullanımı öneriliyor. CPAP dediğimiz bu cihaz apne esnasında sürekli pozitif basınç uygulayarak hava yolları açık tutmaya çalışılıyor. Uyku apnesi olan yetişkinler hastaların, iş verimi düşüyor. Yapılan araştırmalar sonucu bu kişilerde tansiyon sorunu ve kalp damar hastalıkları daha çok görülüyor. Beyin felci ve kalpte ritim bozukluğu, depresyon, insülin direnci geliştirme riskleri daha çok görülebiliyor. Uyku apnesi çocuklarda da görülebiliyor. Büyük bademciği ve geniz eti olan çoçuklarda da horlama ve uyku apnesi gözlenebilinir. Çocuklarda ortaya çıkan uyku apnelerinin erken teşhisi çok büyük önem arzediyor. Çünkü ihmal edilmiş teşhisler büyüme-gelişme geriliği, beynin oksijensiz kalması gibi çok ciddi problemlere veya uzun vadede akciğer ve kalp rahatsızlıklarına yol açabiliyor. Bunun yanında farklı nedenlere bağlanan okul başarısında azalma, öğrenme güçlüğü, sosyal izolasyon, çekingenlik, sinirlilik gibi sosyal problemlerin de ortaya çıkmasına neden olabiliyor.
Haber7
Uyku bozuklukları toplumda gün geçtikçe artan önemli sorunlardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Kaliteli bir uyku uyumadan ertesi güne sağlıklı ve mutlu başlamamız mümkün olamıyor. Gün boyu şehir hayatı veya iş hayatına bağlı yaşanan stres, dengesiz beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik uyku bozukluklarına neden olabiliyor veya varolan uyku bozukluklarını da artırabiliyor. Uykusuzluk, horlama, uyku apnesi başlıca uyku bozukları olarak bilinse de uykuda bacak hareketler bozukluğu, huzursuz bacak sendromu, narkolepsi, katapleksi, diş gıcırdatma (bruksizm), gece yatağı ıslatma gibi oldukça geniş bir yelpazeye sahip. Sema Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Ayşe Türközü, Obstrüktif Uyku Apne, uykuda periyodik olarak nefes durmalarından (apne) kaynaklanan bir hastalık olarak tanımlıyor. Bu durum hastanın uyku kalitesini bozarak gün içi uykululuk ve halsizliğe neden oluyor. Horlama, uykuda nefesin durması, gün içi uykululuk, dikkatte azalma, unutkanlık, konsantrasyon güçlüğü, gece terlemesi, uykuda boğulur tarzda uyanma gibi başlıca bulgularla karşımıza çıkıyor. Ağır uyku apne sendromunda, ileri dönemde kalp ritim bozuklukları, koroner kalp hastalığı, hipertansiyon ve inme riskini artırdığı saptanmıştır. Uyku apnesi oldukça sık görülen bir hastalık. Orta yaş erkeklerde görülme sıklığı %24 iken, orta yaş kadınlarda da %9 civarında. Erkek hastaların %4’ünde, kadın hastalarında %2’sinde uyku apne hastalığına ait gündüz uykululuk, geceleri nefes durması gibi bulgular görülmektedir. Dr. Ayşe Türközü, hastalık eğer hastanın yaşam kalitesini bozuyorsa veya sağlık riski oluşturuyorsa mutlaka tedavi edilmelidir, dedi. Sağlık riski ise genelde ağır olgularda ortaya çıkıyor. Eğer uyku apneyi düşündüren bulgularınız varsa uyku çalışması yapılması gerekiyor. Polisomnografi ile beyin dalga aktivitesi, göz hareketleri, kas hareketleri ve solunum eforu değerlendiriliyor. Uyku apne dışındaki hastalıkların tanısında ve tedavinin yönlendirilmesinde kullanılmaktadır. Uyku apnenin tedavisinde birçok yöntemi kullanılıyor. Tedavi yöntemine hastalığın şiddetine göre karar veriliyor. Hafif şiddette uyku apne hastalarında eğer obezite sorunları varsa kilo vermeleri öneriliyor. Orta şiddetteki olgulara, eğer hasta cerrahi tedaviden fayda görecekse öneriliyor. Cerrahi yöntemlerde, boğazın arka kısmı açık tutulmaya çalışılıyor. Uvula ve nazofarenks bölgesine lazer yöntemi ile farklı cerrahi uygulamalar yapılabiliyor. Ağır şiddette Uyku Apnesinde ise maskeli cihaz kullanımı öneriliyor. CPAP dediğimiz bu cihaz apne esnasında sürekli pozitif basınç uygulayarak hava yolları açık tutmaya çalışılıyor. Uyku apnesi olan yetişkinler hastaların, iş verimi düşüyor. Yapılan araştırmalar sonucu bu kişilerde tansiyon sorunu ve kalp damar hastalıkları daha çok görülüyor. Beyin felci ve kalpte ritim bozukluğu, depresyon, insülin direnci geliştirme riskleri daha çok görülebiliyor. Uyku apnesi çocuklarda da görülebiliyor. Büyük bademciği ve geniz eti olan çoçuklarda da horlama ve uyku apnesi gözlenebilinir. Çocuklarda ortaya çıkan uyku apnelerinin erken teşhisi çok büyük önem arzediyor. Çünkü ihmal edilmiş teşhisler büyüme-gelişme geriliği, beynin oksijensiz kalması gibi çok ciddi problemlere veya uzun vadede akciğer ve kalp rahatsızlıklarına yol açabiliyor. Bunun yanında farklı nedenlere bağlanan okul başarısında azalma, öğrenme güçlüğü, sosyal izolasyon, çekingenlik, sinirlilik gibi sosyal problemlerin de ortaya çıkmasına neden olabiliyor.
Haber7
Labels:
sağlık
Ses Kısıklığı Nedenleri
Ege Üniversitesi (EÜ) Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fatih Öğüt, ses kısıklığını önlemek için kafein ve sodalı içeceklerin alınmaması, sigara ve alkolün kullanılmaması gerektiğini bildirdi.
Prof. Dr. Öğüt, yaptığı yazılı açıklamada, ses kısıklığının en sık nedeninin larenjit denen ses tellerinin enfeksiyonu olduğunu, bu durumun soğuk algınlığı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında ya da aşırı bağırmaktan kaynaklanan ses zorlanmalarında ortaya çıktığını kaydetti. Sesin yanlış kullanılması sonucunda ses tellerinde nodül adı verilen küçük şişliklerin oluşabileceğini belirten Prof. Dr. Öğüt, nodüllerin ses eğitimi ile ses kullanma alışkanlığı düzeltilmediği sürece kendiliğinden kaybolmayacağını ifade etti. Erişkinlerde ses kısıklığının en sık görülen nedeninin mide içindeki asitli sıvının yemek borusundan gırtlak seviyesine yükselerek, ses tellerini tahriş etmesi (Reflü) olduğunu bildiren Prof. Dr. Öğüt, açıklamasında şu görüşlere yer verdi: ''Ses kısıklığı, özellikle sabahları fazladır ve gün içinde azalır. Ses kısıklığı ile birlikte boğazda takılma ve boğaz temizleme alışkanlığı da sık görülen belirtilerdir. Ses kısıklığına neden olan durumların çoğu, ses hijyeniyle ses istirahati ve doğru ses kullanma alışkanlığını kazanmakla düzelir. Ses kısıklığını önlemek için kafein ve sodalı içecekler alınmamalıdır. Sigara ve alkol kullanılmamalı, ses kısıklığı oluştuğunda ses dinlendirilmelidir. Çok uzun süre konuşmaktan kaçınılmalı, bol su içilmelidir. Boğaz kazınarak temizlenmemeli, gürültülü ortamlarda konuşulmamalıdır. İçinde bulunulan ortamın nemi ve ısısı uygun olmalıdır.''
Prof. Dr. Öğüt, yaptığı yazılı açıklamada, ses kısıklığının en sık nedeninin larenjit denen ses tellerinin enfeksiyonu olduğunu, bu durumun soğuk algınlığı ve diğer üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında ya da aşırı bağırmaktan kaynaklanan ses zorlanmalarında ortaya çıktığını kaydetti. Sesin yanlış kullanılması sonucunda ses tellerinde nodül adı verilen küçük şişliklerin oluşabileceğini belirten Prof. Dr. Öğüt, nodüllerin ses eğitimi ile ses kullanma alışkanlığı düzeltilmediği sürece kendiliğinden kaybolmayacağını ifade etti. Erişkinlerde ses kısıklığının en sık görülen nedeninin mide içindeki asitli sıvının yemek borusundan gırtlak seviyesine yükselerek, ses tellerini tahriş etmesi (Reflü) olduğunu bildiren Prof. Dr. Öğüt, açıklamasında şu görüşlere yer verdi: ''Ses kısıklığı, özellikle sabahları fazladır ve gün içinde azalır. Ses kısıklığı ile birlikte boğazda takılma ve boğaz temizleme alışkanlığı da sık görülen belirtilerdir. Ses kısıklığına neden olan durumların çoğu, ses hijyeniyle ses istirahati ve doğru ses kullanma alışkanlığını kazanmakla düzelir. Ses kısıklığını önlemek için kafein ve sodalı içecekler alınmamalıdır. Sigara ve alkol kullanılmamalı, ses kısıklığı oluştuğunda ses dinlendirilmelidir. Çok uzun süre konuşmaktan kaçınılmalı, bol su içilmelidir. Boğaz kazınarak temizlenmemeli, gürültülü ortamlarda konuşulmamalıdır. İçinde bulunulan ortamın nemi ve ısısı uygun olmalıdır.''
Labels:
sağlık
Tansiyon Neden Düşürülemiyor
Halk Sağlığı ve İç Hastalıkları Uzmanı Dr. M. Emin Dinççağ, tansiyon tedavisinde başarı elde edilemediğini söyledi.
Yüksek tansiyon tedavisinde başarısızlığa dikkat çeken Dr. Dinççağ, ilaç kullanan hastaların bile sadece üçte birinden azının tansiyonu kontrol altında olduğunu belirterek, "Normal tansiyonun 120/80 mm/hg olması gerekir. 140/90 mm/hg'nin üzerinde olan tansiyon için düşürmek için gayret göstermeliyiz" dedi. Dr. M. Emin Dinççağ, tansiyon tedavisinde başarılı olamayışımızın sebepleriyle ilgili olarak, "Hasta ilaç alıyorum nasılsa deyip, gerisini önemsemiyor. Yemeklerdeki tuz miktarını azaltmıyor. Hekim hastası için ısrarlı olmuyor. Tansiyon ölçümleri sık sık yapılmıyor. Normal tansiyonun kaç olduğu konusunda bilgimiz yok. Kilo kontrolü, egzersiz önemsenmiyor. Tansiyon ilaçlarının alışkanlık yapacağı konusunda korku ve tedirginlik var. Ekonomik nedenlerden ilaç alamayanlar var. Kaderimde varsa ölürüm deyip işi kadere bırakanlar var. Limon, sarımsak gibi gıdalarla tansiyonun düşeceğine inananlar var" şeklinde açıklamalarda bulundu.Bu 10 nedenden dolayı tansiyon tedavisinde başarılı olunamadığını ifade eden Dr. Dinççağ, "Aslında her üç kişiden birinin tansiyonun yüksek olduğundan haberi yok. Her üç kişiden birinin tansiyonu kontrol altında değil. Özellikle orta ve yüksek derecedeki hipertansiyon hastalarında, yani büyük tansiyonu 160'dan yukarıda olanlara bazen ikinci tansiyon ilacı uygulayarak tansiyonlarını 140/90 mm/hg'nın altına düşürmek gerekir" diye konuştu.Tansiyonunun düşürülmediği ve tedavisinin yapılamadığı taktirde kalp yetmezliği, myokard inafarktüsü (kalp krizi), felç ,böbrek yetmezliği, ani ölümlere neden olduğunun altını çizen Dr. Dinççağ, "Ortaya çıkması muhtemel sağlık problemlerini önleyebilmek için tansiyonun normal sınırlara çekilmesi şarttır. Yüksek tansiyonlu olanların, şeker hastalığı, kan yağlarının yüksekliği (kolesterol, trigliserid), obesite gibi diğer sağlık problemlerinin de tedavi edilmesi de şarttır. Bu konuda hekimin verdiği tedaviye uyulmalıdır" şeklinde konuştu.İHA
Yüksek tansiyon tedavisinde başarısızlığa dikkat çeken Dr. Dinççağ, ilaç kullanan hastaların bile sadece üçte birinden azının tansiyonu kontrol altında olduğunu belirterek, "Normal tansiyonun 120/80 mm/hg olması gerekir. 140/90 mm/hg'nin üzerinde olan tansiyon için düşürmek için gayret göstermeliyiz" dedi. Dr. M. Emin Dinççağ, tansiyon tedavisinde başarılı olamayışımızın sebepleriyle ilgili olarak, "Hasta ilaç alıyorum nasılsa deyip, gerisini önemsemiyor. Yemeklerdeki tuz miktarını azaltmıyor. Hekim hastası için ısrarlı olmuyor. Tansiyon ölçümleri sık sık yapılmıyor. Normal tansiyonun kaç olduğu konusunda bilgimiz yok. Kilo kontrolü, egzersiz önemsenmiyor. Tansiyon ilaçlarının alışkanlık yapacağı konusunda korku ve tedirginlik var. Ekonomik nedenlerden ilaç alamayanlar var. Kaderimde varsa ölürüm deyip işi kadere bırakanlar var. Limon, sarımsak gibi gıdalarla tansiyonun düşeceğine inananlar var" şeklinde açıklamalarda bulundu.Bu 10 nedenden dolayı tansiyon tedavisinde başarılı olunamadığını ifade eden Dr. Dinççağ, "Aslında her üç kişiden birinin tansiyonun yüksek olduğundan haberi yok. Her üç kişiden birinin tansiyonu kontrol altında değil. Özellikle orta ve yüksek derecedeki hipertansiyon hastalarında, yani büyük tansiyonu 160'dan yukarıda olanlara bazen ikinci tansiyon ilacı uygulayarak tansiyonlarını 140/90 mm/hg'nın altına düşürmek gerekir" diye konuştu.Tansiyonunun düşürülmediği ve tedavisinin yapılamadığı taktirde kalp yetmezliği, myokard inafarktüsü (kalp krizi), felç ,böbrek yetmezliği, ani ölümlere neden olduğunun altını çizen Dr. Dinççağ, "Ortaya çıkması muhtemel sağlık problemlerini önleyebilmek için tansiyonun normal sınırlara çekilmesi şarttır. Yüksek tansiyonlu olanların, şeker hastalığı, kan yağlarının yüksekliği (kolesterol, trigliserid), obesite gibi diğer sağlık problemlerinin de tedavi edilmesi de şarttır. Bu konuda hekimin verdiği tedaviye uyulmalıdır" şeklinde konuştu.İHA
Labels:
sağlık
Wednesday, April 25, 2007
Polen Mevsimi
Selçuk Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Alerjik Hastalıklar Ana Bilim Dalı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Özer, bu yıl havaların daha ılıman seyretmesi nedeniyle bitkilerin polen yayma döneminin de erken başladığını belirtti. Bu dönemde polenlerin, alerjik nezlesi ve astım hastalığı olanların sorunlarını artırdığını ifade ifade eden Prof. Dr. Özer, “Burunda tıkanıklık, kaşıntı, gözlerde yanma şikayetleri olanların bahar alerjisi olma ihtimali yüksektir” dedi. Şikayetlerin önlenmesi ya da en aza indirilmesi için alınacak bazı tedbirlerin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özer, şunları kaydetti: “Polen alerjisi belirtileri görülen kişiler, açık havada uzun süre bulunmamalı, özellikle polen miktarının yoğun olduğu sabahtan öğleye kadarki zaman dilimi içinde zorunlu olmayan hallerde dışarı çıkılmamalıdır. Polenlerin etkisini en aza indirmek için alerji belirtileri görülenler, eve gidince duş alıp elbiselerini değiştirebilir.” Polenden etkilenenlere bu dönemde pencereleri havanladırma amacıyla fazla açmamalarını tavsiye eden Prof. Dr. Özer, ev ve iş yerlerinde polen filtreli klimalar kullanılabileceğini de sözlerine ekledi.AA
Labels:
sağlık
Şişmanlatan Gen Bulundu
İngiltere’de Oxford Üniversitesi ve Peninsula Tıp Fakültesi bilim adamlarının ortaklaşa yürüttükleri araştırmada, şişmanlığa yol açan bir genin tespit edildiği açıklandı.
Bilim adamları, İngiltere’de her 6 kişiden birinin bu genin etkisiyle obezite sınırında şişmanlaması ihtimalinin yüzde 70 olduğunu belirtirken, bu kişilerin vücutlarında diğerlerine göre yüzde 15 oranında daha fazla yağ olduğuna işaret etti. Araştırmacılar, ayrıca gelecekte kişilerin bu geni taşıyıp taşımadıklarına dair testler yaptırmalarının mümkün olabileceğini, hatta çiftlerin şişmanlık geni taşımayan çocuk doğurmalarının da mümkün olabileceğini belirtti. İngiliz basını bilim adamlarının bulgularının, modern yaşamın en önemli hastalıklarından biri olan obezitenin yenilmesinde önemli bir adım olabileceğine dikkati çekti. Şişmanlık geninin bulunmasında rol oynayan bilim adamlarının 40 bin yetişkinin DNA yapılarıyla sağlıkları ve vücut yapıları arasındaki ilişkiyi incelediği kaydedildi.
Bilim adamları, İngiltere’de her 6 kişiden birinin bu genin etkisiyle obezite sınırında şişmanlaması ihtimalinin yüzde 70 olduğunu belirtirken, bu kişilerin vücutlarında diğerlerine göre yüzde 15 oranında daha fazla yağ olduğuna işaret etti. Araştırmacılar, ayrıca gelecekte kişilerin bu geni taşıyıp taşımadıklarına dair testler yaptırmalarının mümkün olabileceğini, hatta çiftlerin şişmanlık geni taşımayan çocuk doğurmalarının da mümkün olabileceğini belirtti. İngiliz basını bilim adamlarının bulgularının, modern yaşamın en önemli hastalıklarından biri olan obezitenin yenilmesinde önemli bir adım olabileceğine dikkati çekti. Şişmanlık geninin bulunmasında rol oynayan bilim adamlarının 40 bin yetişkinin DNA yapılarıyla sağlıkları ve vücut yapıları arasındaki ilişkiyi incelediği kaydedildi.
Labels:
sağlık
Erkek Kısırlığı Tarih Olmak Üzere
Bilim adamları, kemik iliğinden olgunlaşmamış sperm hücreleri elde etti.
Bu hücrelerin tam olarak gelişmiş spermlere dönüştürülmesi halinde, bunun kısırlık tedavilerinde çığır açan bir yöntem olacağı belirtildi. Bununla birlikte, yöntemin erkekleri çocuk yapmada devre dışı bırakabileceği belirtiliyor. BBC ve Daily Mail'in internet sitelerindeki habere göre, Göttingen ve Münster üniversiteleri ile Hannover Tıp Okulundan araştırmacılar, kemik iliğinden alınan kök hücrelerin, testislerde bulunan ve spermleri oluşturan hücrelerin benzerlerine dönüşmesini sağladı. New Castle Üniversitesi Kuzey-Doğu İngiltere Kök Hücre Enstitüsünden Prof. Nayernia, bu hücrelerin sperme dönüşmediğini, ancak bunun kısa zaman içinde başarılacağına inandığını söyledi. Fare embriyonlarından alınan kök hücrelerden laboratuar ortamında sperm elde edilmiş ve bu yapay spermle döllenen yumurtalardan fare yavruları doğmuştu. Ancak sağlık sorunları olan yavru fareler bir süre sonra ölmüştü. Prof. Nayernia, "Bu keşiften büyük heyecan duyduk, çünkü fareler üzerinde yaptığımız daha önceki araştırma, bu konuda çalışmalarımızı daha ileri götürebileceğimizi gösteriyor" dedi. Nayernia "Bir sonraki amacımız, bu sperm hücrelerini laboratuarda olgun spermlere dönüştürmek. Bu 3 ila 5 yıl alabilir" diye konuştu. -YAPAY YÖNTEMLERLE ÇOCUK- Başarılı olması halinde yöntemin, kemoterapi yüzünden kısır kalmış kanser hastası erkekler de dahil olmak üzere erkek kısırlığı açısından başarılı bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceği belirtildi. Bununla birlikte, yöntemin kötüye kullanılması halinde, çocuk yapmada erkeklerin tamamen devre dışı bırakılabileceği belirtiliyor. Hatta, yapay spermin, laboratuarda geliştirilmiş yumurtayla döllenmesiyle, bebeklerin tamamen laboratuar ortamında elde edilebileceği kaydediliyor. Bunun yanı sıra laboratuarda elde edilmiş yumurta ve spermle, iki kadının genetik materyalini taşıyan bebek dünyaya getirilebileceği de yazılan senaryolar arasında. İngiltere'de yeni çıkacak yasalarla, yapay spermlerin kısırlık tedavisinde kullanılmasının yasaklanabileceği belirtiliyor.
Bu hücrelerin tam olarak gelişmiş spermlere dönüştürülmesi halinde, bunun kısırlık tedavilerinde çığır açan bir yöntem olacağı belirtildi. Bununla birlikte, yöntemin erkekleri çocuk yapmada devre dışı bırakabileceği belirtiliyor. BBC ve Daily Mail'in internet sitelerindeki habere göre, Göttingen ve Münster üniversiteleri ile Hannover Tıp Okulundan araştırmacılar, kemik iliğinden alınan kök hücrelerin, testislerde bulunan ve spermleri oluşturan hücrelerin benzerlerine dönüşmesini sağladı. New Castle Üniversitesi Kuzey-Doğu İngiltere Kök Hücre Enstitüsünden Prof. Nayernia, bu hücrelerin sperme dönüşmediğini, ancak bunun kısa zaman içinde başarılacağına inandığını söyledi. Fare embriyonlarından alınan kök hücrelerden laboratuar ortamında sperm elde edilmiş ve bu yapay spermle döllenen yumurtalardan fare yavruları doğmuştu. Ancak sağlık sorunları olan yavru fareler bir süre sonra ölmüştü. Prof. Nayernia, "Bu keşiften büyük heyecan duyduk, çünkü fareler üzerinde yaptığımız daha önceki araştırma, bu konuda çalışmalarımızı daha ileri götürebileceğimizi gösteriyor" dedi. Nayernia "Bir sonraki amacımız, bu sperm hücrelerini laboratuarda olgun spermlere dönüştürmek. Bu 3 ila 5 yıl alabilir" diye konuştu. -YAPAY YÖNTEMLERLE ÇOCUK- Başarılı olması halinde yöntemin, kemoterapi yüzünden kısır kalmış kanser hastası erkekler de dahil olmak üzere erkek kısırlığı açısından başarılı bir tedavi yöntemi olarak kullanılabileceği belirtildi. Bununla birlikte, yöntemin kötüye kullanılması halinde, çocuk yapmada erkeklerin tamamen devre dışı bırakılabileceği belirtiliyor. Hatta, yapay spermin, laboratuarda geliştirilmiş yumurtayla döllenmesiyle, bebeklerin tamamen laboratuar ortamında elde edilebileceği kaydediliyor. Bunun yanı sıra laboratuarda elde edilmiş yumurta ve spermle, iki kadının genetik materyalini taşıyan bebek dünyaya getirilebileceği de yazılan senaryolar arasında. İngiltere'de yeni çıkacak yasalarla, yapay spermlerin kısırlık tedavisinde kullanılmasının yasaklanabileceği belirtiliyor.
Labels:
sağlık
Elma Neye İyi Geliyor?
Hamilelik sırasında tüketilen elma, bebeği astımdan koruyabilir.
Hamilelik sırasında annenin yediği elmanın, bebeği astımdan koruyabileceği bildirildi.
Hollandalı ve İskoç bilim adamlarının yaptığı araştırma çerçevesinde, yaklaşık 2 bin hamile kadının beslenme biçimleri izlendi ve 1253 bebeğin akciğer işlevleri kontrol edildi. Utrecht Üniversitesi'nden S. M. Willers'ın yazarlığını yaptığı araştırmada, 5 yaşlarına geldiklerinde 145 çocuğun astıma yakalandığı görüldü. Thorax dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, annelerin gebelikleri sırasında tükettikleri yiyeceklerden çocukların astıma yakalanmasında koruyucu etkiye sahip tek gıdanın elma olduğu tespit edildi. Anneleri haftada 4'den fazla elma yiyen çocukların astıma yakalanma riskinin, haftada hiç ya da bir elma yiyen annelerin çocuklarından yüzde 53 daha az olduğu gözlendi. Araştırma ayrıca, hamilelik sırasında balık yemenin, çocuklarda egzamaya yakalanma olasılığını azalttığını gösterdi. Haftada bir kez ya da daha fazla balık tüketen gebelerin çocuklarında, diğerleriyle kıyaslandığında egzama riskinin yüzde 43 daha az olduğu belirtildi.
Hamilelik sırasında annenin yediği elmanın, bebeği astımdan koruyabileceği bildirildi.
Hollandalı ve İskoç bilim adamlarının yaptığı araştırma çerçevesinde, yaklaşık 2 bin hamile kadının beslenme biçimleri izlendi ve 1253 bebeğin akciğer işlevleri kontrol edildi. Utrecht Üniversitesi'nden S. M. Willers'ın yazarlığını yaptığı araştırmada, 5 yaşlarına geldiklerinde 145 çocuğun astıma yakalandığı görüldü. Thorax dergisinde yayımlanan araştırmaya göre, annelerin gebelikleri sırasında tükettikleri yiyeceklerden çocukların astıma yakalanmasında koruyucu etkiye sahip tek gıdanın elma olduğu tespit edildi. Anneleri haftada 4'den fazla elma yiyen çocukların astıma yakalanma riskinin, haftada hiç ya da bir elma yiyen annelerin çocuklarından yüzde 53 daha az olduğu gözlendi. Araştırma ayrıca, hamilelik sırasında balık yemenin, çocuklarda egzamaya yakalanma olasılığını azalttığını gösterdi. Haftada bir kez ya da daha fazla balık tüketen gebelerin çocuklarında, diğerleriyle kıyaslandığında egzama riskinin yüzde 43 daha az olduğu belirtildi.
Labels:
sağlık
''Sıfır beden'' uyarısı
Yaz ayları yaklaşırken ''mucize'' olarak sunulan ve hızlı kilo kaybına neden olan diyetler pek çok genç tarafından ''sıfır beden'' olma isteğiyle bilinçsizce uygulanıyor.
Güzelliğin ''sıfır beden'' anlayışına indirgenmesi, özellikle gelişme çağındakiler üzerinde psikolojik ve fizyolojik olumsuzluklar yaratıyor.''Manken diyeti'', ''mucize diyet'' ve ''şok diyet'' diye lanse edilen ve hızlı kilo kaybına neden olan, ancak uzun vadede önemli sağlık sorunlarına yol açan diyetler, pek çok genç tarafından ''Sıfır beden'' olma isteğiyle bilinçsizce uygulanıyor.Ergen yaştakiler arasında moda haline gelen sıfır beden tutkusu sağlığı önemli ölçüde tehdit ediyor.Özellikle 11-16 yaşları arasında boy uzunluğunun hızla arttığını ifade eden yetkililer, 2-3 yıl süren bu büyüme atağı sırasında erişkinlikte sahip olunacak ağırlığın yaklaşık yarısı ile total kemik kitlesinin yüzde 37'sinin kazanıldığını belirtti.Gençlerin vücutlarına odaklandıkları bu dönemde, yeterli ve dengeli beslenmeyle düzenli fiziksel aktivitenin büyüme hızını yakından etkilediğinin altı çizildi.Yetkililer, ''Özellikle genç kızlar, beğenilen ince bir vücuda sahip olma isteğiyle bilinçsizce ve kontrolsüzce çevreden duyduğu çok düşük kalorili zayıflama diyetlerini uygulayabiliyor. Ancak, bu durum büyüme ve gelişmede duraklama, adet yaşında gecikme, adet düzensizlikleri, iskelet sisteminin gelişiminde anormallik gibi pek çok sağlık probleminin ortaya çıkmasına neden olabiliyor'' şeklinde konuştular.Yetkililerden alınan bilgiye göre, bilinçsizce yapılan sağlıksız zayıflama diyetleri şu sağlık sorunlarına yol açıyor:-''Baş ağrısı,-Konsantrasyon bozukluğu,-Yorgunluk,-Kalp ritminde bozukluk,-Tansiyon düşüklüğü,-Adet düzensizlikleri,-Kabızlık,-Kansızlık,-Ciltte kuruluk,-Saç dökülmesi.''Bu diyetlerin bazal metabolizma hızının düşmesine neden olduğu, diyetbırakıldıktan sonra, verilen kiloların tekrar hızla alınması nedeniyle de bukişilerin sürekli olarak zayıflama diyeti uygular hale geldiği uyarısındabulunuldu.
Güzelliğin ''sıfır beden'' anlayışına indirgenmesi, özellikle gelişme çağındakiler üzerinde psikolojik ve fizyolojik olumsuzluklar yaratıyor.''Manken diyeti'', ''mucize diyet'' ve ''şok diyet'' diye lanse edilen ve hızlı kilo kaybına neden olan, ancak uzun vadede önemli sağlık sorunlarına yol açan diyetler, pek çok genç tarafından ''Sıfır beden'' olma isteğiyle bilinçsizce uygulanıyor.Ergen yaştakiler arasında moda haline gelen sıfır beden tutkusu sağlığı önemli ölçüde tehdit ediyor.Özellikle 11-16 yaşları arasında boy uzunluğunun hızla arttığını ifade eden yetkililer, 2-3 yıl süren bu büyüme atağı sırasında erişkinlikte sahip olunacak ağırlığın yaklaşık yarısı ile total kemik kitlesinin yüzde 37'sinin kazanıldığını belirtti.Gençlerin vücutlarına odaklandıkları bu dönemde, yeterli ve dengeli beslenmeyle düzenli fiziksel aktivitenin büyüme hızını yakından etkilediğinin altı çizildi.Yetkililer, ''Özellikle genç kızlar, beğenilen ince bir vücuda sahip olma isteğiyle bilinçsizce ve kontrolsüzce çevreden duyduğu çok düşük kalorili zayıflama diyetlerini uygulayabiliyor. Ancak, bu durum büyüme ve gelişmede duraklama, adet yaşında gecikme, adet düzensizlikleri, iskelet sisteminin gelişiminde anormallik gibi pek çok sağlık probleminin ortaya çıkmasına neden olabiliyor'' şeklinde konuştular.Yetkililerden alınan bilgiye göre, bilinçsizce yapılan sağlıksız zayıflama diyetleri şu sağlık sorunlarına yol açıyor:-''Baş ağrısı,-Konsantrasyon bozukluğu,-Yorgunluk,-Kalp ritminde bozukluk,-Tansiyon düşüklüğü,-Adet düzensizlikleri,-Kabızlık,-Kansızlık,-Ciltte kuruluk,-Saç dökülmesi.''Bu diyetlerin bazal metabolizma hızının düşmesine neden olduğu, diyetbırakıldıktan sonra, verilen kiloların tekrar hızla alınması nedeniyle de bukişilerin sürekli olarak zayıflama diyeti uygular hale geldiği uyarısındabulunuldu.
Depresyon şeker hastalığına yol açıyor
Bilimsel araştırmalar, depresyonun ileri yaşlarda şeker hastalığına yol açabileceğini ortaya koydu.ABD'de 3 eyalette 65 yaşını geçmiş erkek ve kadınlar üzerinde yapılan incelemelerde, şeker hastalığıyla uzun dönemli depresyon arasında irtibat bulundu. Chicago'daki Northwestern Üniversitesi bilim adamları, Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan araştırmalarında, "Kronik depresyon ya da zamanla ilerleyen depresyon, yaşlılarda şeker hastalığına sebep olabilir" dedi.Raporu yazan Mercedes Carnethon, "felaket" olarak nitelendirdiği şeker hastalığı konusunda doktorların depresyon belirtilerine dikkat etmeleri gerektiğini ifade etti.
Labels:
sağlık
Alkol, kadınların beynine daha hızlı zarar veriyor
Rusya'da yapılan bir araştırmada alkolün, kadınların beynine erkeklerinkinden daha hızlı zarar verdiği belirtildi.Amerikan ''Alcoholism: Clinical and Experimental Research'' dergisinde yayımlanan haberde, daha önceki araştırmalarda, alkolün kadınların kalp ve karaciğerine erkeklerde olduğundan daha hızlı zarar verdiğinin belirlendiği hatırlatıldı.Habere göre, Rus araştırmacılar, 2 cinsiyetin alkolden nasıl etkilendiklerinin belirlenmesi için, 18-40 yaşlarındaki 24'ü kadın 78'i erkek 102 alkol bağımlısına testler yaptı. Genelde hafızayla ilgili aynı testler alkol bağımlısı olmayan 68 erkek ve kadından oluşan bir kontrol grubuna da uygulandı.Testlerin yapılmasından önce alkoliklere 3-4 hafta alkol verilmedi.Görsel hafıza, düşünme ve problem çözümleriyle ilgili testlerde erkeklerle kıyaslandığında kadınların daha az başarılı olduğu ortaya çıktı.Maryland eyaletindeki Baltimore Uluslararası Araştırma Merkezi'nden Doktor Barbara Flannery, kadın organizmasının erkek organizmasından farklı olduğunu vekadınların vücutlarında erkeklerinkinden daha az su bulunması nedeniyle kadın organizmasında alkolün yoğunluğunun daha fazla olduğunu söyledi.
Labels:
sağlık
Kirli çoraplar tırnak mantarına yol açıyor
Değiştirilmeyen kirli çoraplar ile ortak kullanılan duş ve banyoların tırnak mantarına yol açtığı bildirildi. Uzmanlar, tırnak mantarına yakalanmamak için el ve ayakların sürekli temiz tutulması konusunda vatandaşları uyardı.İHA muhabirinin bu konuda derlediği bilgilere göre, 'Onikomikoz' olarak adlandırılan tırnak mantarı enfeksiyonu 'Dermatofit' adı verilen organizmalar tarafından oluşturuluyor. Tedavisi mümkün bulaşıcı bir hastalık olan tırnak mantarının mutlaka doktor gözetiminde tedavi edilmesini öneren uzmanlar, "Bu yalnızca bir kozmetik sorun değil, tırnak yatağı ve plağını tutan bir enfeksiyondur. Tırnak mantarı tüm tırnak hastalıklarının yaklaşık yüzde 50'sini oluşturur" uyarısında bulundu.Tırnakta mantar enfeksiyonu varsa bunun görülebildiğini, kokusunun veya ağrının hissedilebildiğini vurgulayan uzmanlar, hastalığın, tırnaklarda sarı, yeşil veya kahverengi renklenme, tırnaklarda pul pul kalkma, tırnak altında kir birikmesi, ayaklarda kötü koku ve ayak tırnaklarında acı ile ortaya çıktığını kaydetti. Yavaş ve kronik seyreden tırnak mantarının en sık rastlanılan tırnak hastalığı olduğunu belirten uzmanlar, tüm dünyada tırnak mantarının görülme sıklığının değiştiğini ifade ettiler. Mantarın genellikle tırnağın altına girerek burada etkili olmaya başladığını ifade eden uzmanlar şu bilgileri verdi:"Tırnağa hasar veren her şey mantarın içeri girmesini kolaylaştırabilir. Zedelenme, el ve ayak tırnağına sert bir cisimle vurulması, ayak tırnağına basılması, tırnakların çok dipten kesilmesi, ayak parmaklarını sıkıştıran küçük ucu sivri ayakkabılar tırnak mantarına yol açabilir. Tırnak mantarı bulaşıcıdır. Enfeksiyona neden olan mantarlar ortak kullanıma açık, ılık ve nemli yerlerde bulunurlar. Soyunma odaları, yüzme havuzu, ortak kullanılan duş ve banyolar, bahçe, manikür veya pedikür aletleri tırnak mantarı bulaştırabilirler. Tırnak mantar enfeksiyonu kendiliğinden iyileşmez. Doktor tarafından önerilen ilaç tedavisi ve önerilere uymak gerekir. Mantar enfeksiyonunda doktorunuz tarafından önerilen ilaç, hastalığa neden olan mantarın yaşadığı ve geliştiği yere tırnak yatağına yaklaşır ve enfeksiyonu ortadan kaldırır. Bu şekilde oktorunuz tarafından önerilen doz ve sürede kullanacağınız ilaç ile tedaviniz gerçekleşir. Doktorunuz, mantar enfeksiyonunuz için ağızdan alabileceğiniz ilaç yazabilir.Ayak tırnak mantarında tedavi yaklaşık 3 ay sürer. El tırnak mantarında tedavi yaklaşık 2 ay sürer. Hangi tedavinin sizin için uygun olduğunu öğrenmek için lütfen doktorunuza başvurunuz."Uzmanlar, tırnak mantarından korunmak için şu önerilerde bulunuyor:"- Ayaklarınızı olabildiğince temiz ve kuru tutun.- Halka açık yüzme havuzu ve duş alanlarında terlik kullanın.- Ayak tırnaklarınızı, parmağın ucunu geçmeyecek şekilde düz olarak kesin.- Manikür ve pedikür için sterilize aletler veya en iyisi kendi aletlerinizi kullandırın.- Ayağınıza uyan, sivri burunlu olmayan rahat ayakkabılar giyin.- Ev içinde kullanılan havluların kişiye özel olmasına dikkat edin.- Ayaklarınız çok fazla terliyor veya nemli kalıyor ise gün içinde çoraplarınızı değiştirin."Tırnak mantarına yakalanma riski yüksek olanlar ise şöyle sıralanıyor:"- Diyabeti olanlar- Dolaşım sorunları olanlar- Bağışıklık yetersizliği olanlar (AIDS/HIV enfeksiyonu)- 65 yaş ve üzeri olanlar- Ayak derisinde mantar enfeksiyonu olanlar- Ayakları çok terleyen veya sürekli nemli kalanlar- Atletler, koşucular ve dansçılar gibi ayaklarına fazla yüklenenler."
Monday, April 23, 2007
Saç dökülmelerine karşı fototerapi
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı tarafından uygulanan fototerapi (ışın tedavisi) ile saç dökülmelerinin engellendiği bildirildi.Dermatoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Can Ceylan, fototerapide iki tür ışın verildiğini, bir grup hastada ultraviyole A adı verilen ışın kullanıldığını belirtti. Bu hastalara Psovaleren denilen ışığa duyarlılığı arttırıcı ilaçlar verildiğini, 2 saat sonra özel kabinlerde tüm vücuda ışın uygulandığını ifade eden Ceylan, şunları kaydetti:''Bu tedavi haftada 2-3 kez tekrarlanıyor. Aynı yöntem saç dökülmelerinin yanı sıra sedef hastalığında da kullanılabiliyor. Eğer olumlu cevap alınırsa tedaviye belirli bir süre daha devam ediliyor. Ultraviyole B ışınlarında ise hastaya yine özel kabinlerde ağızdan ilaç vermeden direkt ışın uygulanıyor. Işın tüm vücuda verildiği gibi, belirli bir bölgeye lokal olarak da uygulanabiliyor. Bu sayede kıl dibinde saç dökülmelerine neden olan hücreler ortadan kaldırılarak, saçların uyarılması sağlanıyor.''Saç dökülmelerinin birçok nedeni olabileceğini anlatan Ceylan, bunlar arasında hormonal faktörler, stres, yanlış kozmetik madde kullanımlarının yer aldığına dikkati çekti. Hormonal nedenlerle erkeklerde daha erken yaşlarda saç dökülmelerine rastlandığını belirten Ceylan, kadınlar da özellikle hamilelik, menopoz dönemlerinde saç dökülmelerinin ortaya çıkabildiğine işaret etti.
Wednesday, April 18, 2007
Günde 2 litre su ve 1 bardak soda
Vücudun gün içinde kaybettiği sıvı ve minerallerin tamamlanması için günde 2 litre su ve 1 bardak soda içilmesi önerildi.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Yüksek Okulu Müdürü Prof. Dr. Günhan Erdem, küresel ısınma nedeniyle artması beklenen sıcaklıkla havadakinem oranının da daha fazla olacağı uyarısında bulunarak, ''Havadaki nem oranına ve sıcaklığa bağlı olarak bazı zorluklar ortaya çıkıyor. Bu nedenle mümkünolduğunca sıvı alımının artması gerekiyor. En önemli şeylerin başında su geliyor'' dedi.Vücudun terlemeyle birlikte su, tuz ve diğer mineralleri de kaybettiğine dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, vücudun elektrolit dengesinin sıvı alarak korunması gerektiğini kaydetti.Yaz sıcaklığına maruz kalınmaması için öğle saatlerinde dışarı çıkılmaması uyarısında bulunulduğunu anımsatan Prof. Dr. Erdem, ''Şimdi artık küresel ısınmanın etkisi, ozon tabakasının incelmesi gibi nedenlerle yaz aylarında gün içerisinde 11.00'den 16.00'ya kadar güneşte dolaşılmamalı. Dışarı çıkılmışsa mutlaka bir şemsiye altında durulmalı'' diye konuştu.Vücudun hava sirkülasyonunun sağlanması için açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler giyilmesi gerektiğine de dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, rahat ayakkabıkullanmanın kişiyi yormaması için önemli olduğunu söyledi.
Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Sağlık Yüksek Okulu Müdürü Prof. Dr. Günhan Erdem, küresel ısınma nedeniyle artması beklenen sıcaklıkla havadakinem oranının da daha fazla olacağı uyarısında bulunarak, ''Havadaki nem oranına ve sıcaklığa bağlı olarak bazı zorluklar ortaya çıkıyor. Bu nedenle mümkünolduğunca sıvı alımının artması gerekiyor. En önemli şeylerin başında su geliyor'' dedi.Vücudun terlemeyle birlikte su, tuz ve diğer mineralleri de kaybettiğine dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, vücudun elektrolit dengesinin sıvı alarak korunması gerektiğini kaydetti.Yaz sıcaklığına maruz kalınmaması için öğle saatlerinde dışarı çıkılmaması uyarısında bulunulduğunu anımsatan Prof. Dr. Erdem, ''Şimdi artık küresel ısınmanın etkisi, ozon tabakasının incelmesi gibi nedenlerle yaz aylarında gün içerisinde 11.00'den 16.00'ya kadar güneşte dolaşılmamalı. Dışarı çıkılmışsa mutlaka bir şemsiye altında durulmalı'' diye konuştu.Vücudun hava sirkülasyonunun sağlanması için açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler giyilmesi gerektiğine de dikkati çeken Prof. Dr. Erdem, rahat ayakkabıkullanmanın kişiyi yormaması için önemli olduğunu söyledi.
Labels:
sağlık
Şehir hayatı sinir hastası yapıyor
İnsan ve toplum hayatının hızla değişmesi, ekonomik ve sosyal problemler, psikolojik tedavi gören hasta sayısında artışlara neden oluyor.
Ordu'da son 7 yılda bin 717 kişinin psikolojik tedavi gördüğü bildirildi.Ordu İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hazırlanan raporda, psikolojik tedavi görenlerin sayısında 1999 yılından itibaren büyük artış tespit edildiği belirtildi. Buna göre, 1998 yılında sadece 1 kişinin psikolojik tedavi gördüğünün belirlendiği Ordu'da, 1999 yılında 171 kişi psikolojik yönden ruh sağlığının tehdit altında olduğunu belirterek sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi gördü. 2000 yılında ise bu rakam yüzde 11'lik bir artışla 186'ya yükseldi. 2001 yılında 181 kişinin psikolojik tedavi gördüğü belirtilirken, 2002 yılının 198, 2003 yılında 182, 2004 yılında 260 kişi, 2005 yılında 303 ve 2006 yılında ise 235 kişi bu hastalıktan dolayı sağlık kuruluşlarına başvurdu.Uzmanlar, psikolojik tedavi görenleri kent ve kırsal kesimlerde yaşayanlar olarak ikiye ayırarak, "Şehirlerde gürültü ve kent kirliliği ile insan yaşamındaki düzensizlikler, kırsal kesimde ise ekonomik ve sosyal problemler, psikolojik tedavi gören insan sayısının artmasına sebep olan başlıca etkenleri oluşturuyor" diye konuştu.
Ordu'da son 7 yılda bin 717 kişinin psikolojik tedavi gördüğü bildirildi.Ordu İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hazırlanan raporda, psikolojik tedavi görenlerin sayısında 1999 yılından itibaren büyük artış tespit edildiği belirtildi. Buna göre, 1998 yılında sadece 1 kişinin psikolojik tedavi gördüğünün belirlendiği Ordu'da, 1999 yılında 171 kişi psikolojik yönden ruh sağlığının tehdit altında olduğunu belirterek sağlık kuruluşlarına başvurarak tedavi gördü. 2000 yılında ise bu rakam yüzde 11'lik bir artışla 186'ya yükseldi. 2001 yılında 181 kişinin psikolojik tedavi gördüğü belirtilirken, 2002 yılının 198, 2003 yılında 182, 2004 yılında 260 kişi, 2005 yılında 303 ve 2006 yılında ise 235 kişi bu hastalıktan dolayı sağlık kuruluşlarına başvurdu.Uzmanlar, psikolojik tedavi görenleri kent ve kırsal kesimlerde yaşayanlar olarak ikiye ayırarak, "Şehirlerde gürültü ve kent kirliliği ile insan yaşamındaki düzensizlikler, kırsal kesimde ise ekonomik ve sosyal problemler, psikolojik tedavi gören insan sayısının artmasına sebep olan başlıca etkenleri oluşturuyor" diye konuştu.
Anne adaylarına kaçak çay uyarısı
Harran Üniversitesi'nde yapılan bir araştırma, kaçak çayda bulunan anilin boyasının anne de hamilelik süresince B12 vitamini eksikliği meydana getirdiği belirlendi.
Harran Üniversitesi Araştırma Hastanesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Bölümü'nün hazırladığı raporda, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yoğun kullanılan kaçak çayda bulunan anilin boyasının yeni doğan çocuklarda 'meningosel doğumsal anormallik' hastalığına yol açtığı belirtildi.
Raporda ayrıca, 'Meningosel, meningomiyosel' denilen doğumsal anormallik hastalığında beyin omurilik suyunun yeni doğan çocukların bazılarında sırt ve bel bölgelerinde toplandığının görüldüğü belirtildi. Kaçak çayda anilin denilen bir boya olduğu anlatılan raporda şöyle denildi:
"Bu boya da B12 vitamini eksikliğine yol açıyor. Anne adayları hamileliklerinin ilk 3 ayı içerisinde kaçak çay içtikleri zaman vücut B12 vitamini alamıyor ve bu çocuğa doğumsal anormallik olarak yansıyor."
Harran Üniversitesi Araştırma Hastanesi Tıp Fakültesi Beyin Cerrahi Bölümü'nün hazırladığı raporda, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yoğun kullanılan kaçak çayda bulunan anilin boyasının yeni doğan çocuklarda 'meningosel doğumsal anormallik' hastalığına yol açtığı belirtildi.
Raporda ayrıca, 'Meningosel, meningomiyosel' denilen doğumsal anormallik hastalığında beyin omurilik suyunun yeni doğan çocukların bazılarında sırt ve bel bölgelerinde toplandığının görüldüğü belirtildi. Kaçak çayda anilin denilen bir boya olduğu anlatılan raporda şöyle denildi:
"Bu boya da B12 vitamini eksikliğine yol açıyor. Anne adayları hamileliklerinin ilk 3 ayı içerisinde kaçak çay içtikleri zaman vücut B12 vitamini alamıyor ve bu çocuğa doğumsal anormallik olarak yansıyor."
Terlemeye botokslu çözüm
Koltuk altı, el ve ayaklarda yoğunlaşan ve tıp dilinde ''hiperhidroz'' olarak adlandırılan terleme hastalığına karşı botoksun olumlu sonuç verdiği bildirildi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Memişoğlu, vücut için doğal, fizyolojik bir olay olan, özellikle yaz aylarında hemen hemen herkesin şikayet ettiği terlemenin, bazı kişilerde hastalık düzeyinde olduğunu belirtti.Tıp dilinde (hiperhidroz) olarak adlandırılan aşırı terlemenin, çoğunlukla 13-19 ve 20'li yaşlarda başladığını ve her 100 kişiden birinde bu hastalığın görüldüğünü ifade eden Memişoğlu, ''Bu kişilerin şikayetleri yaz kış devam eder. Öyle ki biriyle tokalaşmaktan, önemli bir toplantıda takım elbise giymekten bile korkarlar. Terleme şikayetleri vücudun genelinde görülebildiği gibi eller, ayaklar ve koltuk altlarında yoğunlaşır'' dedi.Memişolğu, ter bezlerinin aşırı aktivitesinin neden olduğu hastalığın nedeninin tam olarak bilinmediğini, ancak hastaların yaklaşık 3'te birinde benzer bir sorunu olan bir akrabasının bulunmasının, genetik olma olasılığını artırdığını kaydetti.Hastalar için bugüne kadar ilaçlı tedavi ve deodorant uygulamasının da yer aldığı çeşitli tedavi yöntemleri geliştirildiğini, ancak son dönemlerde otoks uygulamasının tedavideki etkinliğinin kanıtlandığını ifade eden Prof. Dr. Memişoğlu, şunları söyledi:''Bugüne kadar estetik amaçlı olarak yüzdeki kırışıklıklara karşı uygulanan botoks, kişinin sosyal yaşantısını olumsuz etkileyen aşırı terlemeye karşı en geçerli tedavi yöntemi haline geldi. Deri altına enjekte edilen bir ilaç olan botoksu, terleme hastalarına öneriyoruz. Terlemenin yoğun olduğu deri altına çok az miktarda enjekte edilen botoks, ter bezlerine ulaşan sinirlerin çalışmasını geçici süre bloke ederek ter üretimini engelliyor.Bu yöntemin herhangi bir yan etkisine de bugüne kadar rastlanmadı.'' Prof. Dr. Memişoğlu, botoksun, yapıldığı bölgedeki duyu hislerini etkilemediğini, sadece ter bezlerine etki yaptığını vurgulayarak, şöyle konuştu:''Botoks, çok ince uçlu iğnelerle terleyen bölgeye sık aralıklarla uygulanır. Uygulama en fazla yarım saat sürer. Uygulamadan sonraki ilk hafta İçerisinde iyileşme gözlenir. Botoksun etkisi genellikle 7 ile 12 ay sürer, etki geçmeye başladığında ikinci uygulama yapılır.'' Botoks uygulamalarına devam edilmemesi halinde ise uygulanan bölgelerde kalıcı bir değişiklik olmayacağını ve terleme düzeyinin yavaş yavaş tedaviye başlanılan seviyeye geleceğini dile getiren Prof. Dr. Memişoğlu, ''Ancak, uygulamanın belirli aralıklarla devamı halinde kişiye büyük rahatsızlık veren, giyilen giysinin üzerinden kendini gösteren olumsuz görüntülerin neden olduğu rahatsızlıklar yaşanmayacaktır'' dedi.Prof. Dr. Memişoğlu, terlemeyi tetikleyen en önemli faktörlerin ise egzersiz, sıcak veya soğuk, alkol, kahve, çay, baharatlı gıdalar ve stres olduğunu, hasta kişilerin en azından aldıkları gıdalara dikkat ederek hastalığın seyrini yavaşlatabileceklerini sözlerine ekledi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hamdi Memişoğlu, vücut için doğal, fizyolojik bir olay olan, özellikle yaz aylarında hemen hemen herkesin şikayet ettiği terlemenin, bazı kişilerde hastalık düzeyinde olduğunu belirtti.Tıp dilinde (hiperhidroz) olarak adlandırılan aşırı terlemenin, çoğunlukla 13-19 ve 20'li yaşlarda başladığını ve her 100 kişiden birinde bu hastalığın görüldüğünü ifade eden Memişoğlu, ''Bu kişilerin şikayetleri yaz kış devam eder. Öyle ki biriyle tokalaşmaktan, önemli bir toplantıda takım elbise giymekten bile korkarlar. Terleme şikayetleri vücudun genelinde görülebildiği gibi eller, ayaklar ve koltuk altlarında yoğunlaşır'' dedi.Memişolğu, ter bezlerinin aşırı aktivitesinin neden olduğu hastalığın nedeninin tam olarak bilinmediğini, ancak hastaların yaklaşık 3'te birinde benzer bir sorunu olan bir akrabasının bulunmasının, genetik olma olasılığını artırdığını kaydetti.Hastalar için bugüne kadar ilaçlı tedavi ve deodorant uygulamasının da yer aldığı çeşitli tedavi yöntemleri geliştirildiğini, ancak son dönemlerde otoks uygulamasının tedavideki etkinliğinin kanıtlandığını ifade eden Prof. Dr. Memişoğlu, şunları söyledi:''Bugüne kadar estetik amaçlı olarak yüzdeki kırışıklıklara karşı uygulanan botoks, kişinin sosyal yaşantısını olumsuz etkileyen aşırı terlemeye karşı en geçerli tedavi yöntemi haline geldi. Deri altına enjekte edilen bir ilaç olan botoksu, terleme hastalarına öneriyoruz. Terlemenin yoğun olduğu deri altına çok az miktarda enjekte edilen botoks, ter bezlerine ulaşan sinirlerin çalışmasını geçici süre bloke ederek ter üretimini engelliyor.Bu yöntemin herhangi bir yan etkisine de bugüne kadar rastlanmadı.'' Prof. Dr. Memişoğlu, botoksun, yapıldığı bölgedeki duyu hislerini etkilemediğini, sadece ter bezlerine etki yaptığını vurgulayarak, şöyle konuştu:''Botoks, çok ince uçlu iğnelerle terleyen bölgeye sık aralıklarla uygulanır. Uygulama en fazla yarım saat sürer. Uygulamadan sonraki ilk hafta İçerisinde iyileşme gözlenir. Botoksun etkisi genellikle 7 ile 12 ay sürer, etki geçmeye başladığında ikinci uygulama yapılır.'' Botoks uygulamalarına devam edilmemesi halinde ise uygulanan bölgelerde kalıcı bir değişiklik olmayacağını ve terleme düzeyinin yavaş yavaş tedaviye başlanılan seviyeye geleceğini dile getiren Prof. Dr. Memişoğlu, ''Ancak, uygulamanın belirli aralıklarla devamı halinde kişiye büyük rahatsızlık veren, giyilen giysinin üzerinden kendini gösteren olumsuz görüntülerin neden olduğu rahatsızlıklar yaşanmayacaktır'' dedi.Prof. Dr. Memişoğlu, terlemeyi tetikleyen en önemli faktörlerin ise egzersiz, sıcak veya soğuk, alkol, kahve, çay, baharatlı gıdalar ve stres olduğunu, hasta kişilerin en azından aldıkları gıdalara dikkat ederek hastalığın seyrini yavaşlatabileceklerini sözlerine ekledi.
Labels:
sağlık
Anne sütü, anne ve bebek arasında özel bir bağ
Doğumun ilk 6 ayında sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde daha az hastalık görülürken, anne sütü anne ve bebek arasında özel bir bağın kurulmasını sağlıyor.Amasya Sağlık İl Müdürlüğü'nden alınan bilgilere göre, bebeğin vücut ve ruh sağlığı için en uygun besinin annenin kendi sütü olduğu, emzirmenin doğumdan hemen sonra başlatılması gerektiği ve sık emzirmenin süt yapımını kolaylaştırdığı, erken emzirme ile annede doğum sonu kanamaların çabuk kesildiği, memelerde şişme ve iltihaplanmanın önlendiği ve lohusalığın kolaylaştığı belirtildi. Ayrıca anne sütüyle beslenen bebeğin D vitamini dışında su dahil hiçbir ek sıvıya ve ek besine ihtiyacı olmadığı, bebeğe ek sıvı ya da besinlerin verilmesinin annenin süt yapımını azalttığı, ilk 6 ay yalnız anne sütü ile beslenen bebeklerin sağlıklı büyüdüğü ve daha az hastalandıkları, annenin bebeğini emzirmesiyle anne bebek ilişkisinin güçlendiği, annenin bebeğini benimsemesi, bebeğin sağlıklı bir kişilik kazanmasını kolaylaştırdığı ve sağlıklı her annenin bebeği için yeterli süt üretebildiği ifade edildi.Bebeğin memeden alacağı ilk besine 'ilk süt', 'ağız sütü' ya da 'kolostrum' adı verilirken, genellikle sarı renkte ve kıvamlı olan ilk sütün çok besleyici ve bebeği pek çok hastalıktan koruduğu bildirildi. İlk sütün sarımtırak renkte olmasına karşın, olgun süt beyaz ve inek sütünden daha sulu görünümde olduğu, renginin mavimsi bile olabileceği açıklanırken, bebeğin büyüdükçe anne sütünün renginin değiştiği, bunun nedeninin de bebek büyüdükçe ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde sütün içeriğinin değişmesi olduğu kaydedildi. Anne sütünün faydaları ise şöyle:"Anne sütü bebeğin beslenmesi için ideal besindir. Anne sütü en doğal ve taze besindir. Anne sütü her zaman temiz ve mikropsuzdur. Anne sütü daima hazırdır, ekonomiktir. Anne sütü tamamıyla ve kolaylıkla sindirilir. Anne sütü alan bebeklerde karın ağrısı ve kabızlık daha az görülür. Anne sütü bebek ile anne arasında özel sevgi bağı kurulmasını sağlar. Anne sütü alan bebekler, diğer besinlerle beslenen bebeklerden daha zeki olurlar. Emziren annenin doğum sonu kanamaları daha az olur."
Labels:
sağlık
Subscribe to:
Comments (Atom)