Tuesday, March 20, 2007
İNSAN SAĞLIĞININ BAŞ DÜŞMANI TUZ..
Aşırı tuz tüketiminin kalp hastalıkları, felç, yüksek tansiyon, kemik erimesi, astım ve böbrek taşı oluşumunun başlıca sebeplerinden biri olduğunu kaydeden uzmanlar hem tüketicilere hem de gıda firmalarına “tuzu azaltın” mesajı vermek için kampanya başlattı. Uzmanlar tarafından yapılan araştırmaya göre insanın günlük tuz ihtiyacı yaklaşık 4 gram. En fazla alınması gereken miktar ise 6 gram dolayında. Ancak gelişmiş ülkelerde özellikle hazır gıdalar nedeniyle insanların günde aldığı tuz miktarı 12-18 grama kadar ulaşmış durumda. Bu, insanların bile bile kalp krizi ve felce sürüklenmesi anlamına geliyor. Bu rakamın 3 grama inmesi durumunda dünyadaki felç oranları yüzde 22, kalp krizinden ölenlerin sayısı da yüzde 16 düşüyor. Bilim adamları insanların tükettiği birçok ürünle zaten tuz aldığını kaydederek günlük tuz tüketiminin yüzde 80’inin bu hazır gıdalardan geldiğini, geri kalanının sofra tuzundan alındığını fakat sofra tuzunun kesinlikle masalardan kaldırılmasını tavsiye etti. Gelişmiş ülkelerde her 15 dakikada 1 kişi aşırı tuz tüketiminden kaynaklanan hastalıklar nedeniyle ölüyor.
Aşırı Hijyen, Allerjiyi Tetikliyor
Son yıllarda allerjik hastalıklar özellikle gelişmiş ülkelerde inanılmaz bir artış gösteriyor.
Allerji dünyada en sık görülen hastalıklar arasında altıncı sırada yer alıyor. Hava kirliliği, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, şehir yaşamı, temizlik şartları gibi bazı çevresel faktörler allerjik hastalıkları artıran en önemli etkenler… Son yıllarda artış gösteren hastalıklardan biri olan allerji özellikle gelişmiş ülkelerde daha sık görülüyo
Evler Allerjiye Davetiye Çıkarıyor
1990’lı yılların başlarından itibaren ev içi ortamın hızla değiştiği bir gerçek. Eskiden evlerde yaz ayları geldiğinde mevcut halılar kaldırılırken, son yıllarda bu alışkanlık neredeyse hiç kalmadı. Evler özellikle yatak odaları tümüyle duvardan duvara halılarla kaplı. Bu durum ev içinde ev tozu akarlarının seviyesini arttırıyor. Ayrıca evler eskiden sobalarla ısıtılırken, genellikle yatak odası daha soğuktu ve soğukta akarlar üreyemiyordu. Ancak kaloriferlerin yaygın kullanımı yatak odalarında ısısının artmasına, dolayısıyla ev tozu akarlarının daha kolay üremesine neden oluyor. Şehir hayatının gelişimi ile iç ortamlarda daha fazla zaman geçiriliyor. Dolayısıyla ev tozu akarları ve küf mantarları gibi iç ortam alerjenlerine daha çok maruz kalıyoruz. Evlerde kedi, köpek gibi hayvan besleme alışkanlığının artması da allerjenlerle karşılaşma oranını yükseltiyor.
Yeni Yaşam Koşulları Olumsuz Etki Yaratıyor
Allerjinin artmasının tek nedeni hijyen teorisi değil. Diğer etkenler konusunda Dr. Karakış şunları söylüyor: “Özellikle kadınlar arasında sigara içme alışkanlığının artması, annelerin hamilelikte ve emzirme döneminde sigara içmiş olmaları, kapalı ortamlarda sigara dumanına maruz kalmaları dış ortamda çoğalan arabaların egzos dumanları allerjik hastalık riskini arttırıyor. Bununla birlikte sanayi bölgelerindeki atıkların neden olduğu dumanın dış ortamdaki hava kirliliğini arttırması sonucu solunan kirli havada var olan karbon monoksit, nitrojen dioksit, ozon, sülfür dioksit gibi gazların solunması astım gibi solunum yolu hastalıklarının görülme sıklığını artırmaktadır. Endüstrileşme ile birlikte diyet alışkanlıklarını değişmesi, doğal gıdalar yerine hazır, katkı maddeleri içeren allerjen düzeyi yüksek gıdaların tüketiminin artması besin allerjilerine neden olmaktadır. Ayrıca günümüzde hastalıklar arttıkça bunlara yönelik çok fazla ilaç üretilmekte ve çoğu zaman bu ilaçlar bilinçsizce, belki de gereğinden daha fazla kullanılmaktadır. Duyarlı kişilerde bazı ilaçların fazla tüketilmesi de zamanla ilaçlara karşı allerjilerin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.”
Allerjiye Karşı Önlem Alın
Bu hastalıkların oluşumunu engellemek için öncelikle korunmak gerekiyor. Peki bunu gerçekleştirmek için ne yapmalı:
Birincil önlemler: Vücudun duyarlanmasını önlemeye yönelik olandır. Bu konuda elimizdeki veriler oldukça çelişkilidir. Kesin olmamakla birlikte annenin gebelikte ve emzirme döneminde sigara içmesinin engellenmesi ve allerjik gıdaları az tüketmesi, en az 6 ay anne sütü ile beslenmesi ve bebeğe allerjik besinlerin örneğin inek sütünün 1 yaşından önce, katı gıdaların 6 aydan önce verilmesinin allerji ve astım gelişimini engelleyebileceği belirtilmiştir. İkincil önlemler: Duyarlı kişilerde hastalık gelişimini önlemek amacıyla çevresel alerjenlerle temasın azaltılması, sigaraya ve kirli havaya maruziyetinin azaltılması bu önlemler arasında yer alıyor.Üçüncül önlemler: Allerjik hastalığın tedavisinde ilk yapılması gereken hastanın duyarlı olduğu allerjenlerle temasını önlemek. Birçok allerjik hastalıkta yakınmalar genellikle allerjenle teması takiben ortaya çıkıyor. Örneğin ev tozu akarlarına duyarlılık sonucu burun nezlesi gelişen hastanın evinde akarlara maruziyeti önleyecek korunma yöntemlerini uygulaması yakınmalarını azaltabiliyor.r. Bunun en önemli nedenlerden birisi olarak "hijyen teorisi" gösteriliyor.
Allerji dünyada en sık görülen hastalıklar arasında altıncı sırada yer alıyor. Hava kirliliği, beslenme alışkanlıklarının değişmesi, şehir yaşamı, temizlik şartları gibi bazı çevresel faktörler allerjik hastalıkları artıran en önemli etkenler… Son yıllarda artış gösteren hastalıklardan biri olan allerji özellikle gelişmiş ülkelerde daha sık görülüyo
Evler Allerjiye Davetiye Çıkarıyor
1990’lı yılların başlarından itibaren ev içi ortamın hızla değiştiği bir gerçek. Eskiden evlerde yaz ayları geldiğinde mevcut halılar kaldırılırken, son yıllarda bu alışkanlık neredeyse hiç kalmadı. Evler özellikle yatak odaları tümüyle duvardan duvara halılarla kaplı. Bu durum ev içinde ev tozu akarlarının seviyesini arttırıyor. Ayrıca evler eskiden sobalarla ısıtılırken, genellikle yatak odası daha soğuktu ve soğukta akarlar üreyemiyordu. Ancak kaloriferlerin yaygın kullanımı yatak odalarında ısısının artmasına, dolayısıyla ev tozu akarlarının daha kolay üremesine neden oluyor. Şehir hayatının gelişimi ile iç ortamlarda daha fazla zaman geçiriliyor. Dolayısıyla ev tozu akarları ve küf mantarları gibi iç ortam alerjenlerine daha çok maruz kalıyoruz. Evlerde kedi, köpek gibi hayvan besleme alışkanlığının artması da allerjenlerle karşılaşma oranını yükseltiyor.
Yeni Yaşam Koşulları Olumsuz Etki Yaratıyor
Allerjinin artmasının tek nedeni hijyen teorisi değil. Diğer etkenler konusunda Dr. Karakış şunları söylüyor: “Özellikle kadınlar arasında sigara içme alışkanlığının artması, annelerin hamilelikte ve emzirme döneminde sigara içmiş olmaları, kapalı ortamlarda sigara dumanına maruz kalmaları dış ortamda çoğalan arabaların egzos dumanları allerjik hastalık riskini arttırıyor. Bununla birlikte sanayi bölgelerindeki atıkların neden olduğu dumanın dış ortamdaki hava kirliliğini arttırması sonucu solunan kirli havada var olan karbon monoksit, nitrojen dioksit, ozon, sülfür dioksit gibi gazların solunması astım gibi solunum yolu hastalıklarının görülme sıklığını artırmaktadır. Endüstrileşme ile birlikte diyet alışkanlıklarını değişmesi, doğal gıdalar yerine hazır, katkı maddeleri içeren allerjen düzeyi yüksek gıdaların tüketiminin artması besin allerjilerine neden olmaktadır. Ayrıca günümüzde hastalıklar arttıkça bunlara yönelik çok fazla ilaç üretilmekte ve çoğu zaman bu ilaçlar bilinçsizce, belki de gereğinden daha fazla kullanılmaktadır. Duyarlı kişilerde bazı ilaçların fazla tüketilmesi de zamanla ilaçlara karşı allerjilerin ortaya çıkmasına neden olabilmektedir.”
Allerjiye Karşı Önlem Alın
Bu hastalıkların oluşumunu engellemek için öncelikle korunmak gerekiyor. Peki bunu gerçekleştirmek için ne yapmalı:
Birincil önlemler: Vücudun duyarlanmasını önlemeye yönelik olandır. Bu konuda elimizdeki veriler oldukça çelişkilidir. Kesin olmamakla birlikte annenin gebelikte ve emzirme döneminde sigara içmesinin engellenmesi ve allerjik gıdaları az tüketmesi, en az 6 ay anne sütü ile beslenmesi ve bebeğe allerjik besinlerin örneğin inek sütünün 1 yaşından önce, katı gıdaların 6 aydan önce verilmesinin allerji ve astım gelişimini engelleyebileceği belirtilmiştir. İkincil önlemler: Duyarlı kişilerde hastalık gelişimini önlemek amacıyla çevresel alerjenlerle temasın azaltılması, sigaraya ve kirli havaya maruziyetinin azaltılması bu önlemler arasında yer alıyor.Üçüncül önlemler: Allerjik hastalığın tedavisinde ilk yapılması gereken hastanın duyarlı olduğu allerjenlerle temasını önlemek. Birçok allerjik hastalıkta yakınmalar genellikle allerjenle teması takiben ortaya çıkıyor. Örneğin ev tozu akarlarına duyarlılık sonucu burun nezlesi gelişen hastanın evinde akarlara maruziyeti önleyecek korunma yöntemlerini uygulaması yakınmalarını azaltabiliyor.r. Bunun en önemli nedenlerden birisi olarak "hijyen teorisi" gösteriliyor.
Monday, March 19, 2007
Tiroid kanserinde önceden teşhis imkanı
Manisa Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) Biyokimya ve Klinik Biyokimyacı Yard. Doç. Dr. Funda Kosova ve ekibi Tiroid kanserinin önceden saptanabileceğini ispatladı:
CBÜ Biyokimya ve Klinik Biyokimyacı Yard. Doç. Dr. Funda Kosova´nın başkanlığında aralarında Ankara Onkoloji Hastanesi Genel Cerrahı Doç. Dr. Bahadır Çetin´inde bulunduğu ekip, tiroid kanserinin önceden saptanabileceğini belirledi. Tıp aleminde kabul edilen buluş, ABD´de A grubu bir dergi olan Annals Of Surgical Oncology dergisinde yayınlanarak duyuruldu.Buluşla ilgili olarak Yard. Doç. Dr. Funda Kosova, "Nasıl kolesterol değerlerinizi ölçtürerek kolesterolle ilgili gerekli tedbirleri alabiliyorsak, aynı şekilde AOPP, FOX, MDA değerlerini ölçtürerek tiroid kanseri riskini önceden saptayabilir ve gerekli tedbirleri alarak bu riski ortadan kaldırabiliriz." dedi. Yaptıkları buluşun tıp aleminde kabul edildiğini ve tezlerin ABD´de A grubu bir dergi olan Annals Of Surgical Oncology dergisinde yayınlanarak duyurulduğunu belirten Yard. Doç. Dr. Funda Kosova, "Bundan sonra kan tahlillerinde AOPP, FOX, MDA değerlerinin de ölçtürülmesinin, insanlarımızın tiroid kanserine yakalanma riskini azaltabileceği gibi tedavi edilmesi konusunda da büyük yararlar sağlayacağını" söyledi. Kosova ayrıca, insanlık yararına ekip olarak kanserlerle ilgili çalışmaları sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
CBÜ Biyokimya ve Klinik Biyokimyacı Yard. Doç. Dr. Funda Kosova´nın başkanlığında aralarında Ankara Onkoloji Hastanesi Genel Cerrahı Doç. Dr. Bahadır Çetin´inde bulunduğu ekip, tiroid kanserinin önceden saptanabileceğini belirledi. Tıp aleminde kabul edilen buluş, ABD´de A grubu bir dergi olan Annals Of Surgical Oncology dergisinde yayınlanarak duyuruldu.Buluşla ilgili olarak Yard. Doç. Dr. Funda Kosova, "Nasıl kolesterol değerlerinizi ölçtürerek kolesterolle ilgili gerekli tedbirleri alabiliyorsak, aynı şekilde AOPP, FOX, MDA değerlerini ölçtürerek tiroid kanseri riskini önceden saptayabilir ve gerekli tedbirleri alarak bu riski ortadan kaldırabiliriz." dedi. Yaptıkları buluşun tıp aleminde kabul edildiğini ve tezlerin ABD´de A grubu bir dergi olan Annals Of Surgical Oncology dergisinde yayınlanarak duyurulduğunu belirten Yard. Doç. Dr. Funda Kosova, "Bundan sonra kan tahlillerinde AOPP, FOX, MDA değerlerinin de ölçtürülmesinin, insanlarımızın tiroid kanserine yakalanma riskini azaltabileceği gibi tedavi edilmesi konusunda da büyük yararlar sağlayacağını" söyledi. Kosova ayrıca, insanlık yararına ekip olarak kanserlerle ilgili çalışmaları sürdüreceklerini sözlerine ekledi.
5 dakika yürümek sigarayı bıraktırabilir
Yeni yapılan bir araştırma, en az 5 dakika yürümenin sigarayı bırakmaya yardımcı olabileceğini ortaya koydu.
Uluslararası Bağımlılık (Addiction) tıp dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, yürümek gibi hafif egzersizler sigara içenlerde nikotin ihtiyacını önemli miktarda azaltıyor. Araştırmayı yapan Exter üniversitesinden egzersiz ve sağlık psikolojisi profesörü doktor Adrian Taylor ve meslektaşları, çalışmalarında yürümek ya da kasları esnetmek gibi spor salonu dışında yapılan egzersizler üzerinde odaklandı.
Araştırmacılar, hafif fiziksel gayret gösteren deneklere sigara isteyip istemediklerini sordu. Denekler sigara isteklerinin azaldığını ifade etti. Bu tür egzersizin etkisinin ne kadar sürebileceğinin bilinmediğine dikkat çeken araştırmacılar, insanların sigarayı bırakmalarında, bu tür egzersizlere diğer sigarayla mücadele tekniklerinin de eklenmesinin daha çok yardımcı olabileceğini belirtti.
Doktor Taylor, egzersizin mutluluğu artıran dopamin hormonunu üreteceği için, tiryakilerin nikotin bağımlılığın azalacağı teorisini öne sürüyor.
Uluslararası Bağımlılık (Addiction) tıp dergisinde yayımlanan araştırma sonuçlarına göre, yürümek gibi hafif egzersizler sigara içenlerde nikotin ihtiyacını önemli miktarda azaltıyor. Araştırmayı yapan Exter üniversitesinden egzersiz ve sağlık psikolojisi profesörü doktor Adrian Taylor ve meslektaşları, çalışmalarında yürümek ya da kasları esnetmek gibi spor salonu dışında yapılan egzersizler üzerinde odaklandı.
Araştırmacılar, hafif fiziksel gayret gösteren deneklere sigara isteyip istemediklerini sordu. Denekler sigara isteklerinin azaldığını ifade etti. Bu tür egzersizin etkisinin ne kadar sürebileceğinin bilinmediğine dikkat çeken araştırmacılar, insanların sigarayı bırakmalarında, bu tür egzersizlere diğer sigarayla mücadele tekniklerinin de eklenmesinin daha çok yardımcı olabileceğini belirtti.
Doktor Taylor, egzersizin mutluluğu artıran dopamin hormonunu üreteceği için, tiryakilerin nikotin bağımlılığın azalacağı teorisini öne sürüyor.
Depresyon tarihe karışacak
Depresyonla mücadele çalışmalarını yoğunlaştıran bilim adamları, laboratuvar ....
Depresyonla mücadele çalışmalarını yoğunlaştıran bilim adamları, laboratuvar ortamında "depresyonsuz fareler" üretmeyi başardı. Fransa'nın saygın eğitim kurumlarından Nice Üniversitesi ile Kanada'nın McGill Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, depresyonun oluşmasında etkili olan TREK-1 isimli gene sahip olmayan fareler üretildi.
Araştırmalar sonunda aynı şekilde bu gene sahip olmayan fareler üretmeyi planlayan bilim adamları, şu an dünya nüfusunun yüzde 10'unu etkileyen depresyonla asla karşı karşılaşmayacak insan ırkı oluşturulabileceğini söylüyor.
Depresyonla mücadele çalışmalarını yoğunlaştıran bilim adamları, laboratuvar ortamında "depresyonsuz fareler" üretmeyi başardı. Fransa'nın saygın eğitim kurumlarından Nice Üniversitesi ile Kanada'nın McGill Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, depresyonun oluşmasında etkili olan TREK-1 isimli gene sahip olmayan fareler üretildi.
Araştırmalar sonunda aynı şekilde bu gene sahip olmayan fareler üretmeyi planlayan bilim adamları, şu an dünya nüfusunun yüzde 10'unu etkileyen depresyonla asla karşı karşılaşmayacak insan ırkı oluşturulabileceğini söylüyor.
Alzheimer'e Karşı Meyve-Sebze Suyu
Haftada birkaç kez meyve ya da sebze suyu içmenin Alzheimer hastalığına yakalanma riskini azaltabileceği bildirildi :
ABD'nin Vanderbilt Üniversitesinden Profesör Qi Dai başkanlığındaki araştırmacılar, 1991-1992'den itiberen 9 yıl boyunca Seattle bölgesindeki sağlıklı 1836 kişinin yaşam biçimleri, beslenme alışkanları ve anlama yetilerini inceledi.
Araştırmanın sonucunda, haftada 3 defadan fazla meyve ya da sebze suyu içenlerin Alzheimer'a yakalanma riskinin yüzde 76 oranında azaldığı, bu oranın haftada bir kez meyve-sebze suyu içenlerdeyse sadece yüzde 16 olduğu ortaya çıktı.
Profesör Dai, C, E vitaminleri ve karoten gibi antioksidanların Alzheimer hastalığından koruduğunun uzun zamandır bilindiğini ancak bu araştırmayla farklı olarak polifenollerin etkisinin ortaya çıktığını söyledi.
Dai, hayvanlar üzerinde yapılan araştırmaların da bazı polifenol maddelerin (meyve-sebze suları, çay ve şarapta bulunan doğal antioksidan organik maddeler) antioksidan etkisi olan vitaminlerden daha fazla nöroprotektör (sinir koruyucu) etkisinin olduğunu doğruladığını, araştırmaların bundan böyle polifenoller üzerinde yoğunlaşacağını söyledi.
ABD'nin Vanderbilt Üniversitesinden Profesör Qi Dai başkanlığındaki araştırmacılar, 1991-1992'den itiberen 9 yıl boyunca Seattle bölgesindeki sağlıklı 1836 kişinin yaşam biçimleri, beslenme alışkanları ve anlama yetilerini inceledi.
Araştırmanın sonucunda, haftada 3 defadan fazla meyve ya da sebze suyu içenlerin Alzheimer'a yakalanma riskinin yüzde 76 oranında azaldığı, bu oranın haftada bir kez meyve-sebze suyu içenlerdeyse sadece yüzde 16 olduğu ortaya çıktı.
Profesör Dai, C, E vitaminleri ve karoten gibi antioksidanların Alzheimer hastalığından koruduğunun uzun zamandır bilindiğini ancak bu araştırmayla farklı olarak polifenollerin etkisinin ortaya çıktığını söyledi.
Dai, hayvanlar üzerinde yapılan araştırmaların da bazı polifenol maddelerin (meyve-sebze suları, çay ve şarapta bulunan doğal antioksidan organik maddeler) antioksidan etkisi olan vitaminlerden daha fazla nöroprotektör (sinir koruyucu) etkisinin olduğunu doğruladığını, araştırmaların bundan böyle polifenoller üzerinde yoğunlaşacağını söyledi.
Sunday, March 18, 2007
Annelere Sütü Arttıran Emzirme Çayı
Türkiye’deki ilk ve tek doğal bitki çayı olan Humana Still-Tee’nin içeriğinde, dengeli bir karışımla bir araya getirildi:
Bebeklerin sağlığı ve gelişiminde, özellikle ilk 6 ayda eşsiz ve mucizevi besin kaynağı olan anne sütü, bağışıklık sisteminden, zeka düzeyine kadar, insan hayatında etkisi bir ömür boyu sürecek inanılmaz ve son derece iyi sonuçlar yaratıyor. Yüzyıllar boyu anne sütünü artırıcı etkisi bilinen ve kanıtlanan bitkiler, anne sütünü artırmaya yardımcı, Türkiye’deki ilk ve tek doğal bitki çayı olan Humana Still-Tee’nin içeriğinde, dengeli bir karışımla bir araya getirildi.
Türkiye’de, eczanelerde satışa sunulan Humana Still-Tee’nin içeriğinde yer alan tamamen doğal bitkisel karışım, düzenli içildiğinde, doğum sonrasından başlayarak, tüm emzirme döneminde süt bezlerini uyarıyor ve böylece anne sütünün miktar olarak artmasına ve yapımının hızlanmasına yardımcı oluyor.
Humana Stil-Tee emzirme çayının içeriği, geleneksel olarak yüzyıllardan beri anne sütünü artırdığı bilinen ve tıbben galaktogog olarak isimlendirilen bitkilerin dengeli ve ideal karışımından oluşuyor. Bu bitkilerden anne sütünü artırıcı etkisi olanlar, Çemen Otu, Keçi Sedefi Otu, Rezene, Mine Çiçeği olarak sıralanırken, Amber Çiçeği, Ağaç Çileği ve Rooiboss bitkileri de çayın lezzetini artırmak, kokusunu ve tadını mükemmelleştirmek, vitaminler ve mineraller açısından zenginleştirmek için ilave edilmiş bulunuyor.
Humana Still – Tee emzirme çayının içerisinde bulunan galaktogog adı verilen bitkiler, anne sütünün yapılması için, emziren annede zaten mevcut olan prolaktin ve oksitosin adlı hormonların aktivitesini artırarak, anne sütü üretimini hızlandırıyor ve salgılanan anne sütü miktarını artırmaya yardımcı oluyor. Yüzde 100 doğal ve bitkisel olan Humana Stil-Tee, hiçbir boya ve katkı maddesi ile suni aroma içermiyor.
Humana Still – Tee emzirme çayının etkisi 24- 72 saat içinde ortaya çıkıyor
Humana Stil-Tee, bir bardak suya iki tatlı kaşığı ilave edilip karıştırılarak hazırlanıyor. Suda eriyen granül yapısı sayesinde kolayca hazırlanabilen Humana Still-Tee, isteğe bağlı olarak soğuk, ılık ya da sıcak içilebiliyor. Günde 3- 4 kez içilmesi tavsiye edilen Humana Still-Tee’nin anne sütünü artırmaya katkı sağlayıcı etkisi, 24- 48 saat içinde görülüyor. C vitamini ilaveli olduğu için annenin günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 72’sini karşılayan Humana Still-Tee, düşük kalorili olması nedeniyle de, anneler için doğumun ardından kilo endişesi yaşatmadan anne sütünü artırmaya yardımcı oluyor. Bir bardak Humana Still-Tee, 34 Kcal, yani sadece yarım dilim ekmek kadar kalori içeriyor. Emziren annenin süt verme döneminde artan sıvı ihtiyacını da gideren Humana Stil-Tee, eczanelerde 200 gramlık kutularda satışa sunuluyor ve bir kutudan 200 mililitrelik 22 fincan çay çıkıyor.
Avrupa’nın önde gelen bebek mamaları üreticisi HUMANA tarafından üretilen ve iki yıldır AB ülkelerindeki annelere sunulmakta olan doğal bitkisel emzirme çayı Humana Still-Tee, Mamsel İlaç Sanayi tarafından, Türkiye’de eczaneler kanalıyla sütü yeterli olmayan annelere ulaştırılıyor.
Bebeklerin sağlığı ve gelişiminde, özellikle ilk 6 ayda eşsiz ve mucizevi besin kaynağı olan anne sütü, bağışıklık sisteminden, zeka düzeyine kadar, insan hayatında etkisi bir ömür boyu sürecek inanılmaz ve son derece iyi sonuçlar yaratıyor. Yüzyıllar boyu anne sütünü artırıcı etkisi bilinen ve kanıtlanan bitkiler, anne sütünü artırmaya yardımcı, Türkiye’deki ilk ve tek doğal bitki çayı olan Humana Still-Tee’nin içeriğinde, dengeli bir karışımla bir araya getirildi.
Türkiye’de, eczanelerde satışa sunulan Humana Still-Tee’nin içeriğinde yer alan tamamen doğal bitkisel karışım, düzenli içildiğinde, doğum sonrasından başlayarak, tüm emzirme döneminde süt bezlerini uyarıyor ve böylece anne sütünün miktar olarak artmasına ve yapımının hızlanmasına yardımcı oluyor.
Humana Stil-Tee emzirme çayının içeriği, geleneksel olarak yüzyıllardan beri anne sütünü artırdığı bilinen ve tıbben galaktogog olarak isimlendirilen bitkilerin dengeli ve ideal karışımından oluşuyor. Bu bitkilerden anne sütünü artırıcı etkisi olanlar, Çemen Otu, Keçi Sedefi Otu, Rezene, Mine Çiçeği olarak sıralanırken, Amber Çiçeği, Ağaç Çileği ve Rooiboss bitkileri de çayın lezzetini artırmak, kokusunu ve tadını mükemmelleştirmek, vitaminler ve mineraller açısından zenginleştirmek için ilave edilmiş bulunuyor.
Humana Still – Tee emzirme çayının içerisinde bulunan galaktogog adı verilen bitkiler, anne sütünün yapılması için, emziren annede zaten mevcut olan prolaktin ve oksitosin adlı hormonların aktivitesini artırarak, anne sütü üretimini hızlandırıyor ve salgılanan anne sütü miktarını artırmaya yardımcı oluyor. Yüzde 100 doğal ve bitkisel olan Humana Stil-Tee, hiçbir boya ve katkı maddesi ile suni aroma içermiyor.
Humana Still – Tee emzirme çayının etkisi 24- 72 saat içinde ortaya çıkıyor
Humana Stil-Tee, bir bardak suya iki tatlı kaşığı ilave edilip karıştırılarak hazırlanıyor. Suda eriyen granül yapısı sayesinde kolayca hazırlanabilen Humana Still-Tee, isteğe bağlı olarak soğuk, ılık ya da sıcak içilebiliyor. Günde 3- 4 kez içilmesi tavsiye edilen Humana Still-Tee’nin anne sütünü artırmaya katkı sağlayıcı etkisi, 24- 48 saat içinde görülüyor. C vitamini ilaveli olduğu için annenin günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 72’sini karşılayan Humana Still-Tee, düşük kalorili olması nedeniyle de, anneler için doğumun ardından kilo endişesi yaşatmadan anne sütünü artırmaya yardımcı oluyor. Bir bardak Humana Still-Tee, 34 Kcal, yani sadece yarım dilim ekmek kadar kalori içeriyor. Emziren annenin süt verme döneminde artan sıvı ihtiyacını da gideren Humana Stil-Tee, eczanelerde 200 gramlık kutularda satışa sunuluyor ve bir kutudan 200 mililitrelik 22 fincan çay çıkıyor.
Avrupa’nın önde gelen bebek mamaları üreticisi HUMANA tarafından üretilen ve iki yıldır AB ülkelerindeki annelere sunulmakta olan doğal bitkisel emzirme çayı Humana Still-Tee, Mamsel İlaç Sanayi tarafından, Türkiye’de eczaneler kanalıyla sütü yeterli olmayan annelere ulaştırılıyor.
Ürünler...
hasta yataklari
hasta karyolasi
hasta yatagi
medikal
diyaliz karyolasi
hasta yataklari
hasta
hasta karyolalari
evde bakim
eletrikli hasta karyolasi
yeniyatak
karyola
hasta yataklari
diyaliz merkezleri
hasta paravan satis
hasta yatagi imalat
ucuz karyola
yatak
turmed
kiralik hasta karyolasi
kenmak
hastane yatagi
2.el hasta yataklari satan yerler
hasta karyolasi
hasta hava yatagi
kuröz
dolsan
hasta karyola
elektrikli hasta yatagi
tibbi medikal malzeme fiyati
hastane yatak
ayarli kademeli hasta yatagi
hasta karyolasi kiralama
medikal shop
yatak üreticileri
yatak odalari
hastane karyolasi
mariveaara hasta yataklari
hasta bezi nereden alinir
havali yatak
yatalak hasta resimleri
Yatalak hasta karyolasi
astranot yatagi
ankara betemar diyaliz
eskisehir medikallerdeki hasta yatagi
diyaliz ucretleri
yatalak hastalar icin urunler
medikaller
masaj yatagi
hasta su yatagi
arabali karyola
yatalak hasta sandalyesi
hastane paravan
muka hasta yataklari
muka hasta yatakları
medikaller
hasta sedyesi online satis
hasta karyolası online satış
hasta karyolası online satis
hastane yatak üreticileri
caregem masaj yatagi
hasta sevk
http://www.yeniyatak.com com.tr.
yogun bakım yatagı
yatak firmalari
yatak firmaları
Karyola firmaları
http://www.yeniyatak.com
optima hasta yataği
hasta muayene yatagi
emcare
medikal hasta yatagı+karyola
diyaliz karyolası
hasta karyolari
malatyada bulunan hasta yataklari
hasta bilgilendirme sistemeleri
kiralik hasta yataklari
kiralık hasta yatakları
http://www.yeniyatak.com
hasta sandelyeleri
bebek karyola
hasta sandalyeleri
medikal malzemeler
yogun bakım hasta yatakları
hasta yatak fiyat listesi
medikal
hasta karyolalari ankara
hasta yatakları üreticileri
2. el hasta yatağı
2. el hasta yatagi
hastane yatak modelleri
prokoz
hasta yatagı kiralama
hasta yatağı fiyat
hasta karyolası elektrikli
hasta yatagi findikzade
hasta odası
hasta odasi
hasta odası takımları
hasta odasi takimlari
http://www.yeniyatak.com
bebek karyola
satılık hasta yatağı
satilik hasta yatagi
ssk hemo diyaliz seans fiyatları
hastane
balikesir felçli hasta bakimi servisleri
hasta yatak modelleri
portatif karyola
tuvaletli hasta yatakları fiyatları
detaysan
Kenmak
Medikal2000
diyaliz
http://www.yeniyatak.com
www. medikal.com izmir
diyaliz resimleri
özel hastane
özel hastaneler
ozel hastaneler
hasta bakıcılar
hasta bakicilar
http://www.yeniyatak.com
teknoloji hasta yatak
teknoloji hasta yatakları
teknoloji hasta yataklari
hasta karyolası ev için
hasta karyolasi ev icin
ev icin hasta karyolasi
ev için hasta yatağı
hasta tuvaletleri
elektronik hasta yataklari
2.el hastane karyolası
diyaliz makinasi
refakatçi yatağı
refakatci yatagi
ankara motorlu karyola
motorlu karyola
motorlu hasta karyola
motorlu hasta karyolası
motorlu hasta karyolasi
diyaliz.com
hasta karyolasi üreticileri
medica hasta yatagı
medikal karyola
hasta yatak
hasta oturakları
yatalak
bel fıtığı yatagı
bel fitigi yatagi
www.yeniyatak.com
newlife medikal destek sistemleri
newlife medikal
yeniyatak
yeni yatak
yeniyatak.com
hillroom hastane yatak
hasta delikli karyolası
medikalci 1 0.2 %
hasta yatağı fiyatları
hasta yatagi fiyatlari
karyola takımları
karyola takimlari
çift motorlu hasta yatakları
cift motorlu hasta yataklari
iki motorlu hasta yatağı
iki motorlu hasta yatagi
elektrikli hasta yatakları
elektrikli hasta yatagi
elektrikli yatak
hastane yataklari
hastane yatakları
ahşap karyola
ahsap karyola
ahşap yatak
ahsap yatak
havalı hasta yatağı
hastane karyolası yurt içi fiyatları
kenmak hasta karyolası
kenmak hasta karyolasi
hasta yatakları tamiri
hasta yatagı
hastane karyolasi
karyola
ahşap karyola
ahsap karyola
www.yeniyatak.com
elektrikli hasta karyolası
elektrikli hasta karyolasi
hastane mobilyaları
hastane mobilyalari
kenmak hasta yataklarrı fiyat listesi
kullanılmış hasta karyolası arayanlar
kiralık hasta yatağı
kiralik hasta yatagi
lataı karyola
hastane yatak
karyola elektirikli
hasta
elektirikli hastane karyolası
elektirikli hastane karyolasi
hasata yatagi
dolsan hasta karyolası
jonson care hasta yatağı
ayarlı karyola
kenmak kumandalı hasta karyolası
kumandalı hasta karyolası
hasta yatagı hastane yatağı
hasta yatakları konya
konya
amerikan hastane yatakları
silikon hasta yatağı
detay hasta karyolası
kenmak hasta yatağı
hasta yatağı imalati konya
hasta yatagi imalati konya
hasta karyolası iamaltı
hasta karyolasi imalati konya
völker hasta karyolası motorsuz
elektrikli hasta karyolası imalatı
hasta ortapedik yatağı
felçli hasta yatağı
elektrikli hasta yatagı
http //www.yeniyatak.com
ortopedik hasta yatakları
hasta yatakları izmir
hasta yatakları kiralayan firmalar
hasta yatakları kiralama
motorlu hasta yatağı
yeniyatak.com
elektrikli karyola nova
medikal hasta yatağı
en ucuz hasta karyolası
otomatik hasta yatagı
akmetal istanbul hasta karyolası
hastane yatağı ankara
tibbi malzemeler
hasta yatak
hasta karyolasi
hasta yataklari
hastane mobilyalari
hastane yataklari
www.yeniyatak.com
hasta yatagı
hastane mobilyası
yeniyatak
elektrkli karyola
havali hasta yatak
hasta yatak fiyat
elektrikli karyola
2. el hasta karyolasi
site yeniyatak.com
hasta yatagi ankara
ortopedik yatak
elektirikli karyola
ortopedik yatak
http://www.yeniyatak.com
hastane yatagi
satilik hasta yatagi
ortopedik yatak istanbul
bıçakçılar hasta karyolası
yatak ortopedık yatak
ahşap karyola takım
tag group pte ltd singapore
çocuk hastane mobilyaları
md-medikal
yertut medikal
hastane mobilyasi
ladin ortopedik yatak
darwin development co.ltd
ankara medikal firmalar
hastane malzemeleri mobilyasi
mediport tıbbi sistemler
malhanlar dis. tic. a.s.
demirtaş hastane mobilyaları
medicorp pak group of companies
wudi xin hui chlorella co ltd 1
yatalak hasta için hasta yatagı
rexmed industries
zhejiang kanglidi medical articles co. ltd
yoğun bakım hastane yatakları
evde bakım yatakları
evde bakım hastane yatakları
yatagi
jellry pack
hasta yatagı nevresimi 1 0.3 %
motorlu hasta yatagi
aidoo aid hair food usa
hebei spring-tex i/e co. ltd.
yangzhou sinorun import & export
vinex usa cosmetic research and development
ayarlı hasta karyolası
ayarli hasta karyolasi
dündan bugüne hasta yatakları
yatan hasta yatağı
yatan hasta yatagi
silicone ware for kitchen for importer in canada
fastsize
ortopro bayileri
sekoya diyaliz ticaret
sinmed tıbbi gereçler
medikal hasta yatakları
hasta yatakları seyit zeytinoğlu istanbul
bebek karyola
yatalak hasta yatagi
saviour lifetech pharmaceuticals
hasta muayene yatağı
hasta muayene yatagi
cashew processors
hasta karyolası kiralık fındıkzade
maisam in homoeopathy
http://www.yeniyatak.com yatağı
http://www.yeniyatak.com yatagi
remedis naturals
medikom
otomatik çift kişilik hasta yatağı
otomatik cift kisilik hasta yatagi
grittery industrial co. ltd
arnmed
bingo
enucuz hasta karyolası
farmakim medikal
yeniyatak.com
dnc int l /oriental hair ltd
ortopedik yataklar
ortopedik yatak
ithal elektrikli karyola
ithal karyola
ithal yatak
hasta karyolası
tedomed medikal ltd. sti.
socompe group sowell corpration&tv tech usa
jash botanicals
med-say kimyevi maddeler
teknik çelik hastane yatakları
teknik celik hastane yataklari
hasta karyolasi imalatcilari
hasta yatağı alınacaktır
hasta yatagi alinacaktir
chengjiang county phos. chemical co.
ankarada kiralık hasta yatağı
ankarada kiralik hasta yatagi
asawi medical and biotech
ortopedi hastane yatakları
yeniyatak
kifidis ortopedi sabo
medit ticaret
hilroom hasta yatagi
hipokrat ortapedi
ortapedi
ortopedi
ortapedik
ortopedik
hasta yataklari kiralik
ikinci el hasta yatağı
ankara hasta karyolası
fanord enterprises
wick it designs
shanghai shenchuang environmental technologies
ortopedik yatak
otto bock ortapedi
aromajestic
konya tabib odası
white pharmacy international
nova kimyevi maddeler
euro skin source
diyaliz yatagi
diyaliz yatağı
izmir ahşap hasta karyolası
hasta yatakları
hasta yataklari
elektrikli sallanan karyola
doktorlar tarafından tavsiye edilen ortopedik yataklar
fizik tedavi yatakları
kiralık hasta yatağı
makro hasta yatağı
gaziantep lokman labratuvarı
viscoelastik yatak medikal firma
serges medikal
hazerhan iletişim adresi
hastane mobilyaları bursa
kiralık hastane yatakları
rosner-mautby meditrade ltd
medisante
cenogenics
doğal kimyavi madde ve ilaç
www.yeniyatak.com
hastane tipi bebek yatakları
elektirikli elle kumandalı ayarlı karyola
shanghai sheng nian trade
zirve ecza deposu
elektrikli hasta yatağı
kurtbay medikal
hasta karyola yatak
life caremore
ahşap karyola
kastal limited company
istanbul medfar ecza deposu
moda
horizon latex yatak
latex yatak
medikal destek
medikal yatak
hasta yatak
hastane mobilyası
hasta oda takımları
hasta oda takımı
elektrikli ahşap karyola
en ucuz hasta karyolası
akıllı hasta yataği
miray biomedical
nikomed\kocaeli
unibrite ultrasonic soap
Firma Linkleri : http://www.yeniyatak.com/files/hastane_karyalosi
Ürün Linkleri : http://www.yeniyatak.com/files/urunler.htm
hasta karyolasi
hasta yatagi
medikal
diyaliz karyolasi
hasta yataklari
hasta
hasta karyolalari
evde bakim
eletrikli hasta karyolasi
yeniyatak
karyola
hasta yataklari
diyaliz merkezleri
hasta paravan satis
hasta yatagi imalat
ucuz karyola
yatak
turmed
kiralik hasta karyolasi
kenmak
hastane yatagi
2.el hasta yataklari satan yerler
hasta karyolasi
hasta hava yatagi
kuröz
dolsan
hasta karyola
elektrikli hasta yatagi
tibbi medikal malzeme fiyati
hastane yatak
ayarli kademeli hasta yatagi
hasta karyolasi kiralama
medikal shop
yatak üreticileri
yatak odalari
hastane karyolasi
mariveaara hasta yataklari
hasta bezi nereden alinir
havali yatak
yatalak hasta resimleri
Yatalak hasta karyolasi
astranot yatagi
ankara betemar diyaliz
eskisehir medikallerdeki hasta yatagi
diyaliz ucretleri
yatalak hastalar icin urunler
medikaller
masaj yatagi
hasta su yatagi
arabali karyola
yatalak hasta sandalyesi
hastane paravan
muka hasta yataklari
muka hasta yatakları
medikaller
hasta sedyesi online satis
hasta karyolası online satış
hasta karyolası online satis
hastane yatak üreticileri
caregem masaj yatagi
hasta sevk
http://www.yeniyatak.com com.tr.
yogun bakım yatagı
yatak firmalari
yatak firmaları
Karyola firmaları
http://www.yeniyatak.com
optima hasta yataği
hasta muayene yatagi
emcare
medikal hasta yatagı+karyola
diyaliz karyolası
hasta karyolari
malatyada bulunan hasta yataklari
hasta bilgilendirme sistemeleri
kiralik hasta yataklari
kiralık hasta yatakları
http://www.yeniyatak.com
hasta sandelyeleri
bebek karyola
hasta sandalyeleri
medikal malzemeler
yogun bakım hasta yatakları
hasta yatak fiyat listesi
medikal
hasta karyolalari ankara
hasta yatakları üreticileri
2. el hasta yatağı
2. el hasta yatagi
hastane yatak modelleri
prokoz
hasta yatagı kiralama
hasta yatağı fiyat
hasta karyolası elektrikli
hasta yatagi findikzade
hasta odası
hasta odasi
hasta odası takımları
hasta odasi takimlari
http://www.yeniyatak.com
bebek karyola
satılık hasta yatağı
satilik hasta yatagi
ssk hemo diyaliz seans fiyatları
hastane
balikesir felçli hasta bakimi servisleri
hasta yatak modelleri
portatif karyola
tuvaletli hasta yatakları fiyatları
detaysan
Kenmak
Medikal2000
diyaliz
http://www.yeniyatak.com
www. medikal.com izmir
diyaliz resimleri
özel hastane
özel hastaneler
ozel hastaneler
hasta bakıcılar
hasta bakicilar
http://www.yeniyatak.com
teknoloji hasta yatak
teknoloji hasta yatakları
teknoloji hasta yataklari
hasta karyolası ev için
hasta karyolasi ev icin
ev icin hasta karyolasi
ev için hasta yatağı
hasta tuvaletleri
elektronik hasta yataklari
2.el hastane karyolası
diyaliz makinasi
refakatçi yatağı
refakatci yatagi
ankara motorlu karyola
motorlu karyola
motorlu hasta karyola
motorlu hasta karyolası
motorlu hasta karyolasi
diyaliz.com
hasta karyolasi üreticileri
medica hasta yatagı
medikal karyola
hasta yatak
hasta oturakları
yatalak
bel fıtığı yatagı
bel fitigi yatagi
www.yeniyatak.com
newlife medikal destek sistemleri
newlife medikal
yeniyatak
yeni yatak
yeniyatak.com
hillroom hastane yatak
hasta delikli karyolası
medikalci 1 0.2 %
hasta yatağı fiyatları
hasta yatagi fiyatlari
karyola takımları
karyola takimlari
çift motorlu hasta yatakları
cift motorlu hasta yataklari
iki motorlu hasta yatağı
iki motorlu hasta yatagi
elektrikli hasta yatakları
elektrikli hasta yatagi
elektrikli yatak
hastane yataklari
hastane yatakları
ahşap karyola
ahsap karyola
ahşap yatak
ahsap yatak
havalı hasta yatağı
hastane karyolası yurt içi fiyatları
kenmak hasta karyolası
kenmak hasta karyolasi
hasta yatakları tamiri
hasta yatagı
hastane karyolasi
karyola
ahşap karyola
ahsap karyola
www.yeniyatak.com
elektrikli hasta karyolası
elektrikli hasta karyolasi
hastane mobilyaları
hastane mobilyalari
kenmak hasta yataklarrı fiyat listesi
kullanılmış hasta karyolası arayanlar
kiralık hasta yatağı
kiralik hasta yatagi
lataı karyola
hastane yatak
karyola elektirikli
hasta
elektirikli hastane karyolası
elektirikli hastane karyolasi
hasata yatagi
dolsan hasta karyolası
jonson care hasta yatağı
ayarlı karyola
kenmak kumandalı hasta karyolası
kumandalı hasta karyolası
hasta yatagı hastane yatağı
hasta yatakları konya
konya
amerikan hastane yatakları
silikon hasta yatağı
detay hasta karyolası
kenmak hasta yatağı
hasta yatağı imalati konya
hasta yatagi imalati konya
hasta karyolası iamaltı
hasta karyolasi imalati konya
völker hasta karyolası motorsuz
elektrikli hasta karyolası imalatı
hasta ortapedik yatağı
felçli hasta yatağı
elektrikli hasta yatagı
http //www.yeniyatak.com
ortopedik hasta yatakları
hasta yatakları izmir
hasta yatakları kiralayan firmalar
hasta yatakları kiralama
motorlu hasta yatağı
yeniyatak.com
elektrikli karyola nova
medikal hasta yatağı
en ucuz hasta karyolası
otomatik hasta yatagı
akmetal istanbul hasta karyolası
hastane yatağı ankara
tibbi malzemeler
hasta yatak
hasta karyolasi
hasta yataklari
hastane mobilyalari
hastane yataklari
www.yeniyatak.com
hasta yatagı
hastane mobilyası
yeniyatak
elektrkli karyola
havali hasta yatak
hasta yatak fiyat
elektrikli karyola
2. el hasta karyolasi
site yeniyatak.com
hasta yatagi ankara
ortopedik yatak
elektirikli karyola
ortopedik yatak
http://www.yeniyatak.com
hastane yatagi
satilik hasta yatagi
ortopedik yatak istanbul
bıçakçılar hasta karyolası
yatak ortopedık yatak
ahşap karyola takım
tag group pte ltd singapore
çocuk hastane mobilyaları
md-medikal
yertut medikal
hastane mobilyasi
ladin ortopedik yatak
darwin development co.ltd
ankara medikal firmalar
hastane malzemeleri mobilyasi
mediport tıbbi sistemler
malhanlar dis. tic. a.s.
demirtaş hastane mobilyaları
medicorp pak group of companies
wudi xin hui chlorella co ltd 1
yatalak hasta için hasta yatagı
rexmed industries
zhejiang kanglidi medical articles co. ltd
yoğun bakım hastane yatakları
evde bakım yatakları
evde bakım hastane yatakları
yatagi
jellry pack
hasta yatagı nevresimi 1 0.3 %
motorlu hasta yatagi
aidoo aid hair food usa
hebei spring-tex i/e co. ltd.
yangzhou sinorun import & export
vinex usa cosmetic research and development
ayarlı hasta karyolası
ayarli hasta karyolasi
dündan bugüne hasta yatakları
yatan hasta yatağı
yatan hasta yatagi
silicone ware for kitchen for importer in canada
fastsize
ortopro bayileri
sekoya diyaliz ticaret
sinmed tıbbi gereçler
medikal hasta yatakları
hasta yatakları seyit zeytinoğlu istanbul
bebek karyola
yatalak hasta yatagi
saviour lifetech pharmaceuticals
hasta muayene yatağı
hasta muayene yatagi
cashew processors
hasta karyolası kiralık fındıkzade
maisam in homoeopathy
http://www.yeniyatak.com yatağı
http://www.yeniyatak.com yatagi
remedis naturals
medikom
otomatik çift kişilik hasta yatağı
otomatik cift kisilik hasta yatagi
grittery industrial co. ltd
arnmed
bingo
enucuz hasta karyolası
farmakim medikal
yeniyatak.com
dnc int l /oriental hair ltd
ortopedik yataklar
ortopedik yatak
ithal elektrikli karyola
ithal karyola
ithal yatak
hasta karyolası
tedomed medikal ltd. sti.
socompe group sowell corpration&tv tech usa
jash botanicals
med-say kimyevi maddeler
teknik çelik hastane yatakları
teknik celik hastane yataklari
hasta karyolasi imalatcilari
hasta yatağı alınacaktır
hasta yatagi alinacaktir
chengjiang county phos. chemical co.
ankarada kiralık hasta yatağı
ankarada kiralik hasta yatagi
asawi medical and biotech
ortopedi hastane yatakları
yeniyatak
kifidis ortopedi sabo
medit ticaret
hilroom hasta yatagi
hipokrat ortapedi
ortapedi
ortopedi
ortapedik
ortopedik
hasta yataklari kiralik
ikinci el hasta yatağı
ankara hasta karyolası
fanord enterprises
wick it designs
shanghai shenchuang environmental technologies
ortopedik yatak
otto bock ortapedi
aromajestic
konya tabib odası
white pharmacy international
nova kimyevi maddeler
euro skin source
diyaliz yatagi
diyaliz yatağı
izmir ahşap hasta karyolası
hasta yatakları
hasta yataklari
elektrikli sallanan karyola
doktorlar tarafından tavsiye edilen ortopedik yataklar
fizik tedavi yatakları
kiralık hasta yatağı
makro hasta yatağı
gaziantep lokman labratuvarı
viscoelastik yatak medikal firma
serges medikal
hazerhan iletişim adresi
hastane mobilyaları bursa
kiralık hastane yatakları
rosner-mautby meditrade ltd
medisante
cenogenics
doğal kimyavi madde ve ilaç
www.yeniyatak.com
hastane tipi bebek yatakları
elektirikli elle kumandalı ayarlı karyola
shanghai sheng nian trade
zirve ecza deposu
elektrikli hasta yatağı
kurtbay medikal
hasta karyola yatak
life caremore
ahşap karyola
kastal limited company
istanbul medfar ecza deposu
moda
horizon latex yatak
latex yatak
medikal destek
medikal yatak
hasta yatak
hastane mobilyası
hasta oda takımları
hasta oda takımı
elektrikli ahşap karyola
en ucuz hasta karyolası
akıllı hasta yataği
miray biomedical
nikomed\kocaeli
unibrite ultrasonic soap
Firma Linkleri : http://www.yeniyatak.com/files/hastane_karyalosi
Ürün Linkleri : http://www.yeniyatak.com/files/urunler.htm
Saturday, March 17, 2007
Kalp yetmezliğinde tansiyon önemli !!!
ABD’de yapılan bir araştırma, kalp yetmezliği durumunda “büyük tansiyondaki” düşük düzeyin, tehlikeli olduğunu ortaya koydu :
Araştırmayla ilgili olarak, Journal of the American Medical Association adlı tıp dergisinde yayımlanan makalede, ABD’deki 259 hastanede, Mart 2003’ten Aralık 2004’e kadar, kalp yetmezliği olan toplam 48 bin 612 hastanın incelendiği belirtildi.
Kalp yetmezliği hastalarının, hastaneye kabul edildikleri sırada tansiyonu daha yüksek düzeyde olanlar arasındaki ölüm oranının, daha düşük olduğu gözlendi. Bu istatistikte hem hastanede, hem de taburcu edildikten sonra ölenler dikkate alındı.
Araştırmanın başkanlığını yapan, Chicago’daki Northwestern Üniversitesinden Dr. Mihai Gheorghiade, sonucu, “düşük büyük tansiyon, yüksek ölüm oranı demek” şeklinde özetledi.
Kalp yetmezliğinde, bu organ vücuda yeterince kan pompalayamıyor ve kalp büyüyor.
Yalnızca ABD’de her yıl 500 bin yeni vaka belirleniyor.
Kalp yetmezliğine yüksek tansiyon, viral enfeksiyonlar veya kalp kapakçığının bozukluğu yol açabiliyor.
Araştırmayla ilgili olarak, Journal of the American Medical Association adlı tıp dergisinde yayımlanan makalede, ABD’deki 259 hastanede, Mart 2003’ten Aralık 2004’e kadar, kalp yetmezliği olan toplam 48 bin 612 hastanın incelendiği belirtildi.
Kalp yetmezliği hastalarının, hastaneye kabul edildikleri sırada tansiyonu daha yüksek düzeyde olanlar arasındaki ölüm oranının, daha düşük olduğu gözlendi. Bu istatistikte hem hastanede, hem de taburcu edildikten sonra ölenler dikkate alındı.
Araştırmanın başkanlığını yapan, Chicago’daki Northwestern Üniversitesinden Dr. Mihai Gheorghiade, sonucu, “düşük büyük tansiyon, yüksek ölüm oranı demek” şeklinde özetledi.
Kalp yetmezliğinde, bu organ vücuda yeterince kan pompalayamıyor ve kalp büyüyor.
Yalnızca ABD’de her yıl 500 bin yeni vaka belirleniyor.
Kalp yetmezliğine yüksek tansiyon, viral enfeksiyonlar veya kalp kapakçığının bozukluğu yol açabiliyor.
Başımız Ağrıyor!!!
Dünyada erkeklerin yaklaşık yüzde 90’nının, kadınların ise yakaşık yüzde 95’inin yılda en az bir kez başı ağrıyor. Başağrısının 200’in üzerinde farklı çeşidinin olması, hastalığın teşhis ve tedavisini zorlaştırıyor :
(Habersaglik-Istanbul) Dünyada ve Türkiye’de en çok rastlanan ağrı çeşidi olan “Başağrısı” nedenleri, teşhisi ve tedavi yöntemleri Antalya’da düzenlenen Akdeniz Başağrısı Kongresi’nde iki gün boyunca masaya yatırıldı. Kongrenin ev sahipliğini üstlenen Türkiye Başağrısı Derneği Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay ve kongre için Türkiye’ye gelen Avrupa’nın en önemli nörologlarından Cologne City Üniversitesi Nöroloji Bölüm Başkanı ve Uluslararası Başağrısı Derneği Üyesi Prof. Dr. Volker Limmroth başağrısı ile ilgili bir basın sohbet toplantısı düzenledi.
Prof. Dr. Cankat Tulunay yapılan araştırmalara göre Türkiye’de en çok rastlanan ağrı çeşidinin yüzde 29 ile başağrısı olduğunu söyledi. En çok yaşanan ağrı olmasına rağmen ağrı yaşayanların yüzde 11’i baş ağrısının nedenini bilediğini belirten Prof. Dr.Tulunay, doğru teşhis ve tedavi edilememesi nedeni ile Türkiye’de en çok kronikleşen ağrı çeşidinin yüzde 39 ile başağrısı olduğunu açıkladı. Kadınların erkeklerden daha çok ağrı çektiğine değinen Prof. Dr. Tulunay, Türk kadınlarının yüzde 11'inde migren görüldüğünü söyledi.
200’den fazla başağrısı çeşidi var
Prof. Dr. Volker Limmroth ise yapılan araştırmalara göre dünyada her yıl erkeklerin yaklaşık yüzde 90’nının, kadınların ise yakaşık yüzde 95’inin en az bir kez başağrısı hissettiğini belirtti. Başağrısının her yaştan insanı etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Limmroth, yoğun olarak 20-40 yaş arası kişilerin sıklıkla başağrısı ile mücadele ettiğini vurguladı. Prof. Dr. Limmroth, dünya nüfusunun yüzde 40’ının başağrısı, yüzde 12’sinin ise migren ile mücadele ettiğini açıkladı.
Tıp dünyasında yürütülen çalışmalarda bugüne kadar 200’in üzerinde farklı başağrısı çeşidinin tespit edildiğini açıklayan Prof. Dr. Limmroth, farklı tiplerdeki başağrılarının hastalığın teşhis ve tedavisini zorlaştırdığını belirtti.
Prof. Dr. Limmroth yüz yılı aşkın süredir tıp dünyasının hizmetinde olan Aspirin’in tüm dünyada başağrısı ve migrende etkili bir ilaç olarak kullanıldığını belirtti. Prof. Dr. Volker Limmroth yan etkisi az ve ekonomik bir ilaç olması nedeni ile dünyada yılda yaklaşık 80 milyar tablet Aspirin’in ağrı nedeni ile kullanıldığını açıkladı.
(Habersaglik-Istanbul) Dünyada ve Türkiye’de en çok rastlanan ağrı çeşidi olan “Başağrısı” nedenleri, teşhisi ve tedavi yöntemleri Antalya’da düzenlenen Akdeniz Başağrısı Kongresi’nde iki gün boyunca masaya yatırıldı. Kongrenin ev sahipliğini üstlenen Türkiye Başağrısı Derneği Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay ve kongre için Türkiye’ye gelen Avrupa’nın en önemli nörologlarından Cologne City Üniversitesi Nöroloji Bölüm Başkanı ve Uluslararası Başağrısı Derneği Üyesi Prof. Dr. Volker Limmroth başağrısı ile ilgili bir basın sohbet toplantısı düzenledi.
Prof. Dr. Cankat Tulunay yapılan araştırmalara göre Türkiye’de en çok rastlanan ağrı çeşidinin yüzde 29 ile başağrısı olduğunu söyledi. En çok yaşanan ağrı olmasına rağmen ağrı yaşayanların yüzde 11’i baş ağrısının nedenini bilediğini belirten Prof. Dr.Tulunay, doğru teşhis ve tedavi edilememesi nedeni ile Türkiye’de en çok kronikleşen ağrı çeşidinin yüzde 39 ile başağrısı olduğunu açıkladı. Kadınların erkeklerden daha çok ağrı çektiğine değinen Prof. Dr. Tulunay, Türk kadınlarının yüzde 11'inde migren görüldüğünü söyledi.
200’den fazla başağrısı çeşidi var
Prof. Dr. Volker Limmroth ise yapılan araştırmalara göre dünyada her yıl erkeklerin yaklaşık yüzde 90’nının, kadınların ise yakaşık yüzde 95’inin en az bir kez başağrısı hissettiğini belirtti. Başağrısının her yaştan insanı etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Limmroth, yoğun olarak 20-40 yaş arası kişilerin sıklıkla başağrısı ile mücadele ettiğini vurguladı. Prof. Dr. Limmroth, dünya nüfusunun yüzde 40’ının başağrısı, yüzde 12’sinin ise migren ile mücadele ettiğini açıkladı.
Tıp dünyasında yürütülen çalışmalarda bugüne kadar 200’in üzerinde farklı başağrısı çeşidinin tespit edildiğini açıklayan Prof. Dr. Limmroth, farklı tiplerdeki başağrılarının hastalığın teşhis ve tedavisini zorlaştırdığını belirtti.
Prof. Dr. Limmroth yüz yılı aşkın süredir tıp dünyasının hizmetinde olan Aspirin’in tüm dünyada başağrısı ve migrende etkili bir ilaç olarak kullanıldığını belirtti. Prof. Dr. Volker Limmroth yan etkisi az ve ekonomik bir ilaç olması nedeni ile dünyada yılda yaklaşık 80 milyar tablet Aspirin’in ağrı nedeni ile kullanıldığını açıkladı.
Friday, March 16, 2007
Botoksa iğnesiz rakip: Botu-Like
Alın, göz çevresi, boyun, kaş ortası veya dudak kenarlarınızdaki çizgilerden kurtulmak istiyor ama iğne tedavisinden de çekiniyorsanız işte size müjde!... Yeni botu-like, yüzünüzdeki kırışıklıklara kremle çare oluyor :
Bitkisel özler ve deniz canlılarından elde edilen botu - like, alındaki yatay kırışıklıklar, kaş ortası, göz çevresindeki kaz ayağı denilen çizgiler, burun ve dudak arasındaki çökmeler ile dudak altında bulunan ince çizgilerin giderilmesinde kullanılıyor. Yöntemin en önemli özelliği ise yüzünüze batırılan iğnelerin olmaması. Tamamen bitkiler ve deniz canlılarından elde edilen özel serum yüzdeki belirli bölgelere sürülerek, cildin canlanmasını sağlıyor. Serumun içinde bulunan 'filloxs' maddesi ise dolgu etkisi yaparak kırışıklıkları gideriyor. Herhangi bir enjeksiyon yapılmadığı için, işlemin ardından yüzde herhangi bir ağrı ya da şişme de olmuyor.
ACI YOK, AĞRI YOK
NK Med Güzellik ve Estetik Merkezi estetisyenlerinden Özlem Toydaş, yeni yöntemin botokstan farkını şöyle anlatıyor: "Botu-like tedavisinde acı yok, yan etki yok. Cilde herhangi bir enjeksiyon yapılmıyor. Yüzdeki çizgilerin üzerine özel bir serum uygulanıyor. Daha sonra serumun üzerine stikır yapıştırılarak, ısı maskesi ile serumun cildin derinliklerine işlemesi sağlanıyor. Öte yandan botoks yüzdeki sinirlerle kaslar arasındaki bağlantıyı keserek, yani küçük kasları felç ederek etki gösterirken, botu -like daha doğal bir görünüm vaad ediyor. Yöntemi botokstan ayıran diğer bir özelliği ise boyunda oluşan çizgilere de uygulanabiliyor olması. Ayrıca, botoksun ardından uygulandığında işlemin etkisini uzatıyor."
HAFTADA 1 SEANS
Haftada bir seans olmak üzere toplam 4 seanslık kür halinde uygulanan botu-like, yılda 2-3 kez tekrarlanabiliyor. Bir seans yaklaşık 1 saat 15 dakika sürüyor. İlk uygulamadan itibaren kırışıklıklarda gözle görülür bir iyileşme gözleniyor. İşlemin etkisini uzatmak için, canlı hücre ekstresinden hazırlanmış evde bakım ürünleri de var. Botu - like tedavisinin bir seansı uygulanan bölgeye göre değişmekle birlikte yaklaşık 150 YTL.
Bitkisel özler ve deniz canlılarından elde edilen botu - like, alındaki yatay kırışıklıklar, kaş ortası, göz çevresindeki kaz ayağı denilen çizgiler, burun ve dudak arasındaki çökmeler ile dudak altında bulunan ince çizgilerin giderilmesinde kullanılıyor. Yöntemin en önemli özelliği ise yüzünüze batırılan iğnelerin olmaması. Tamamen bitkiler ve deniz canlılarından elde edilen özel serum yüzdeki belirli bölgelere sürülerek, cildin canlanmasını sağlıyor. Serumun içinde bulunan 'filloxs' maddesi ise dolgu etkisi yaparak kırışıklıkları gideriyor. Herhangi bir enjeksiyon yapılmadığı için, işlemin ardından yüzde herhangi bir ağrı ya da şişme de olmuyor.
ACI YOK, AĞRI YOK
NK Med Güzellik ve Estetik Merkezi estetisyenlerinden Özlem Toydaş, yeni yöntemin botokstan farkını şöyle anlatıyor: "Botu-like tedavisinde acı yok, yan etki yok. Cilde herhangi bir enjeksiyon yapılmıyor. Yüzdeki çizgilerin üzerine özel bir serum uygulanıyor. Daha sonra serumun üzerine stikır yapıştırılarak, ısı maskesi ile serumun cildin derinliklerine işlemesi sağlanıyor. Öte yandan botoks yüzdeki sinirlerle kaslar arasındaki bağlantıyı keserek, yani küçük kasları felç ederek etki gösterirken, botu -like daha doğal bir görünüm vaad ediyor. Yöntemi botokstan ayıran diğer bir özelliği ise boyunda oluşan çizgilere de uygulanabiliyor olması. Ayrıca, botoksun ardından uygulandığında işlemin etkisini uzatıyor."
HAFTADA 1 SEANS
Haftada bir seans olmak üzere toplam 4 seanslık kür halinde uygulanan botu-like, yılda 2-3 kez tekrarlanabiliyor. Bir seans yaklaşık 1 saat 15 dakika sürüyor. İlk uygulamadan itibaren kırışıklıklarda gözle görülür bir iyileşme gözleniyor. İşlemin etkisini uzatmak için, canlı hücre ekstresinden hazırlanmış evde bakım ürünleri de var. Botu - like tedavisinin bir seansı uygulanan bölgeye göre değişmekle birlikte yaklaşık 150 YTL.
Organ bulunamadığı için her yıl 10 bin Türk ölüyor
Karaciğer naklinin dünyada yaygınlaşmasını sağlayan, Türkiye’nin dünya çapındaki tıp adamlarından Prof. Dr. Münci Kalayoğlu, Türkiye’de her yıl 10 bin hastanın organ bulunamadığından boşu boşuna öldüğünü bildirdi :
ABD’nin Wisconsin Hastanesi’ndeki başarı operasyonlarıyla alanında uluslararası bir üne kavuştuktan sonra İstanbul Memorial Hastanesi ile anlaşarak Türkiye’ye kesin dönüş yapan Prof. Kalayoğlu, dün Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir konferans verdi. Türkiye’de dünyanın en iyi transplantasyon uzmanlarının görev yaptığını vurgulayan Kalayoğlu, şöyle devam etti: "TBMM Sağlık Komisyonu’nun daveti ile Trabzon’a gittim. Son günlerde bir cinayetle gündeme gelen bu ilimizde bugüne kadar bir tek organ bağışı yapılmamış. Bunu düşünebiliyor musunuz? Sonra Edirne’ye davet ettiler. Orada da aynı. Organsızlıktan yılda 10 bin insanımız ölüyor. Bu kadar insanımız niye ölsün? Affedersiniz ama, bu aptallık."
ABD’nin Wisconsin Hastanesi’ndeki başarı operasyonlarıyla alanında uluslararası bir üne kavuştuktan sonra İstanbul Memorial Hastanesi ile anlaşarak Türkiye’ye kesin dönüş yapan Prof. Kalayoğlu, dün Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir konferans verdi. Türkiye’de dünyanın en iyi transplantasyon uzmanlarının görev yaptığını vurgulayan Kalayoğlu, şöyle devam etti: "TBMM Sağlık Komisyonu’nun daveti ile Trabzon’a gittim. Son günlerde bir cinayetle gündeme gelen bu ilimizde bugüne kadar bir tek organ bağışı yapılmamış. Bunu düşünebiliyor musunuz? Sonra Edirne’ye davet ettiler. Orada da aynı. Organsızlıktan yılda 10 bin insanımız ölüyor. Bu kadar insanımız niye ölsün? Affedersiniz ama, bu aptallık."
Soğuk algınlığına ekinezya!
İlk olarak Kuzey Amerika yerlileri tarafından keşfedilen çiçekli bitki ekinezya; birçok yararlı maddenin yanı sıra tanenler, protein, yağ asitleri, A, C ve E vitamini de içeriyor :
Eski zamanlarda zehirli böcek ve yılan sokmalarına karşı kullanılan ekinezya, bağışıklık sistemini güçlendirerek vücut direncini artırıyor. Zengin içeriği ile enfeksiyon tedavilerine de katkı sağlıyor. Uçuk, grip ve bademcik iltihabı gibi virütik hastalıklara karşı kullanılan ekinezya, soğuk algınlığının önlenmesinde çok yaygın olarak tercih edilen mucizevi bir bitki. Ekinezyayı; pastil veya kapsül olarak bulabileceğiniz gibi çay olarak da içebilir ve kış aylarını zinde geçirebilirsiniz.
Eski zamanlarda zehirli böcek ve yılan sokmalarına karşı kullanılan ekinezya, bağışıklık sistemini güçlendirerek vücut direncini artırıyor. Zengin içeriği ile enfeksiyon tedavilerine de katkı sağlıyor. Uçuk, grip ve bademcik iltihabı gibi virütik hastalıklara karşı kullanılan ekinezya, soğuk algınlığının önlenmesinde çok yaygın olarak tercih edilen mucizevi bir bitki. Ekinezyayı; pastil veya kapsül olarak bulabileceğiniz gibi çay olarak da içebilir ve kış aylarını zinde geçirebilirsiniz.
KORDON KANI HAYAT KURTARICI DEĞİL !
4. Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi Uludağ’da gerçekleşti. Kongrede Türk Hematoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, bir basın toplantısı yaparak hematoloji alanında hükümetten beklentilerine, dünyada yapılan transplantasyon işlemlerine ve kordon kanı konusuna değindi.
Bu yıl dördüncüsünü gerçekleştirdikleri Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi hakkında, ''Geriye yönelik verileri incelediğimizde, sürekli ileriye gittiğimizi görüyoruz. 1990''lı yıllarda bir ilaç bulundu, başarı oranları yüzde 40''lardan yüzde 60''lara çıktı. Önümüzdeki yıllarda mutlaka bir ilaç daha bulunacak, yüzde 20 daha artacak. Hedef yüzde 100''lere ulaşmak. Ne oluyor? İnanılmaz yeni ilaçlar çıkıyor. Kongrelerle teşhiste korkunç imkanlar doğuyor. Bir sürü şey daha önceden teşhis ediliyor. Daha çok öğreniyoruz ve hastalara daha iyi hizmet sunuyoruz. Bunların hepsi birer milat. Burada olan her türlü sunum, kemik transplantasyonunda kanserlerin tedavisinin başarısını korkunç artırıyor'' ifadelerini kullanan Prof. Dr. Özcan, kongrelerin bilgiyi paylaştırma ve Türk bilim adamlarının Avrupa''daki cemiyetlerde görev almasını sağlama hedeflerini güttüğünü vurguladı.
Transplantasyon tedavisi 10 kat arttırılmalı
Prof. Dr. Özcan, '' Türkiye''de kemik iliği transplantasyonu konusundaki hevesi canlı tutmak. Genç hematologları güncel bilgilerle donatabilmek. Onları Avrupa''ya ya da yurt dışına gitmek zorunda kalmaktan kurtarmak ve Türkiye''de transplantasyon yapılmasını desteklemek. Türkiye''de transplantasyon tedavisi, tahminlerimize göre yapılması gerekenin onda biri kadar yapılıyor. O yüzden bunun için biz bilgiyi paylaştırıyoruz. '' dedi.
Hematoloji alanında sıkıntıları bulunduğunu ve bu sıkıntıların giderilmesinde hükümetten çok büyük beklentilerinin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özcan, en büyük problemlerini ''üniversitelerin içinde bulunduğu finansal sıkıntılar, yetişmiş eleman azlığı ve kemik iliği nakillerinde yapılan geri ödemelerin yetersiz kalması'' olarak sıralayarak, ''En büyük sıkıntımız, üniversitelerin içinde bulunduğu finansal sıkıntıdır. İkinci beklentimiz ise, yetişmiş eleman sıkıntımızın giderilmesi. 4 yıldır yan dala eleman alamıyoruz. Bu konuda çok büyük bir zaafiyet içerisindeyiz. IMF''nin direktifleri şunlar bunlar ama sağlıktan tasarruf yapılamaz, yapılmamalıdır. Bir de hükümetin geri ödemelerdeki ciddi sıkıntıyı da çözmesi lazım. Yurt dışından doku buluyoruz, Türk insanının hayatını kurtarmak için. İlik buluyoruz, getiriyoruz. Devlet bunun paralarını ödemiyor yurt dışına. Son gelen mektupta diyor ki ''Bu paraları ödemezseniz, size bundan sonra doku vermeyeceğiz. Kemik iliği vermeyeceğiz.'' Düşünebiliyor musunuz? Türkiye''de bir hastaya iyi gelecek doku Almanya''da var, ''Vermem'' diyor. Niye? Sen çünkü ona 20 bin euro borcunu ödememişsin. Borcunu ödeyemeyen, bu nedenle kemik iliği bulamayan ülke konuma geliyoruz. Yetişmiş eleman sıkıntımız da had safhada. Devletin sağlıktaki eleman politikasına mutlaka farklı bir yaklaşım getirmesi, sağlıktaki tasarruf tedbirlerini biraz gevşetmesi gerekiyor. Sıkışmış durumdayız. Kemik iliği naklinin başarısı için bazen iki hastaya bir hemşire düşmesi gerekirken, geceleri 20 hastaya bir hemşireyi zor buluyoruz. Sağlık Bakanlığı''na bu konuda 2 ay önce resmi bir yazı yazdık. ''Biz her şeyi yapmak istiyoruz, hemşire yetiştireceğiz, dersi biz yapacağız. Lütfen düzenlemeyi yapın'' dedik. Ve düzenlemeyi de hazırlayıp gönderdik. ''Şuna bir bakın, onaylayın'' dedik. Daha cevap gelmedi. Bizim istediğimiz para değil, önümüz açılsın'' diye konuştu.
Sağlık Bakanlığı kök hücre araştırmalarını rayına sokmalı
Prof. Dr. Özcan, Türkiye ve dünyadaki transplantasyon işlemlerinin kan kanseri, lenf bezi kanserleri, akdeniz anemisi ve apilastik anemi gibi hastalıklarda şifa sağladığını, transplantasyonun diğer hastalıklarda tedavi edici özelliğinin bulunup bulunmadığının araştırıldığını kaydederek, ''Bunlar henüz tedavi aşamasında değil, araştırma safhasında. Türkiye''de de bu araştırmalar, yapılan düzenlemeler nedeniyle durmuş vaziyette. Sağlık Bakanlığı''nın bu araştırmaları açacak düzenlemeleri bir önce yapması ve bu araştırmaların önünü açması gerekiyor. Burada şunun altını kalın harflerle çizmek isterim. Nöroloji ve Kardiyoloji''de bunlar deney aşamasında. Sağlık Bakanlığı bu araştırmaların önünü açarsa, biz de dünyayla entegre oluruz. Dünyadan geri kalmayız. Bu araştırmaları dünya ile birlikte götürürüz. Çünkü Türkiye''nin bunu yapacak gücü ve potansiyeli var. Sağlık Bakanlığı, bir an önce bu düzenlemeleri yaparak, Türkiye''de kök hücre araştırmalarını rayına sokmalı'' şeklinde konuştu.
Kordon kanı hayat kurtarıcı değil
Prof. Dr. Muhit Özcan, konuşmasında son günlerde tartışma konusu olan kordon kanı tartışmalarına da değindi. Özcan, kordon kanının hayat kurtarıcı niteliğinin bulunmadığını hatırlatarak, ''Kordon kanının geleceği kurtarması konusunu Türkiye''de aştık. Böyle bir şeyin olmadığını, herkese iyice benimsettik. Kordon kanı önemli bir tedavi aracıdır ama çocuğun geleceğini kurtaracak mutlak tedavi şekli değildir. Bu zaten dünyada kabul ediliyor. Bunu Dünya Doku Bankası''nın bir parçası olarak kabul etmek gerekiyor. Orada 10 milyon verici kayıtlı. Bu kordon kanları da oradaki parçalardan biri. Sadece umudun bir parçası, kendisi değil'' ifadelerini kullandı.
Bu yıl dördüncüsünü gerçekleştirdikleri Ulusal Kemik İliği Transplantasyonu ve Kök Hücre Tedavileri Kongresi hakkında, ''Geriye yönelik verileri incelediğimizde, sürekli ileriye gittiğimizi görüyoruz. 1990''lı yıllarda bir ilaç bulundu, başarı oranları yüzde 40''lardan yüzde 60''lara çıktı. Önümüzdeki yıllarda mutlaka bir ilaç daha bulunacak, yüzde 20 daha artacak. Hedef yüzde 100''lere ulaşmak. Ne oluyor? İnanılmaz yeni ilaçlar çıkıyor. Kongrelerle teşhiste korkunç imkanlar doğuyor. Bir sürü şey daha önceden teşhis ediliyor. Daha çok öğreniyoruz ve hastalara daha iyi hizmet sunuyoruz. Bunların hepsi birer milat. Burada olan her türlü sunum, kemik transplantasyonunda kanserlerin tedavisinin başarısını korkunç artırıyor'' ifadelerini kullanan Prof. Dr. Özcan, kongrelerin bilgiyi paylaştırma ve Türk bilim adamlarının Avrupa''daki cemiyetlerde görev almasını sağlama hedeflerini güttüğünü vurguladı.
Transplantasyon tedavisi 10 kat arttırılmalı
Prof. Dr. Özcan, '' Türkiye''de kemik iliği transplantasyonu konusundaki hevesi canlı tutmak. Genç hematologları güncel bilgilerle donatabilmek. Onları Avrupa''ya ya da yurt dışına gitmek zorunda kalmaktan kurtarmak ve Türkiye''de transplantasyon yapılmasını desteklemek. Türkiye''de transplantasyon tedavisi, tahminlerimize göre yapılması gerekenin onda biri kadar yapılıyor. O yüzden bunun için biz bilgiyi paylaştırıyoruz. '' dedi.
Hematoloji alanında sıkıntıları bulunduğunu ve bu sıkıntıların giderilmesinde hükümetten çok büyük beklentilerinin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Özcan, en büyük problemlerini ''üniversitelerin içinde bulunduğu finansal sıkıntılar, yetişmiş eleman azlığı ve kemik iliği nakillerinde yapılan geri ödemelerin yetersiz kalması'' olarak sıralayarak, ''En büyük sıkıntımız, üniversitelerin içinde bulunduğu finansal sıkıntıdır. İkinci beklentimiz ise, yetişmiş eleman sıkıntımızın giderilmesi. 4 yıldır yan dala eleman alamıyoruz. Bu konuda çok büyük bir zaafiyet içerisindeyiz. IMF''nin direktifleri şunlar bunlar ama sağlıktan tasarruf yapılamaz, yapılmamalıdır. Bir de hükümetin geri ödemelerdeki ciddi sıkıntıyı da çözmesi lazım. Yurt dışından doku buluyoruz, Türk insanının hayatını kurtarmak için. İlik buluyoruz, getiriyoruz. Devlet bunun paralarını ödemiyor yurt dışına. Son gelen mektupta diyor ki ''Bu paraları ödemezseniz, size bundan sonra doku vermeyeceğiz. Kemik iliği vermeyeceğiz.'' Düşünebiliyor musunuz? Türkiye''de bir hastaya iyi gelecek doku Almanya''da var, ''Vermem'' diyor. Niye? Sen çünkü ona 20 bin euro borcunu ödememişsin. Borcunu ödeyemeyen, bu nedenle kemik iliği bulamayan ülke konuma geliyoruz. Yetişmiş eleman sıkıntımız da had safhada. Devletin sağlıktaki eleman politikasına mutlaka farklı bir yaklaşım getirmesi, sağlıktaki tasarruf tedbirlerini biraz gevşetmesi gerekiyor. Sıkışmış durumdayız. Kemik iliği naklinin başarısı için bazen iki hastaya bir hemşire düşmesi gerekirken, geceleri 20 hastaya bir hemşireyi zor buluyoruz. Sağlık Bakanlığı''na bu konuda 2 ay önce resmi bir yazı yazdık. ''Biz her şeyi yapmak istiyoruz, hemşire yetiştireceğiz, dersi biz yapacağız. Lütfen düzenlemeyi yapın'' dedik. Ve düzenlemeyi de hazırlayıp gönderdik. ''Şuna bir bakın, onaylayın'' dedik. Daha cevap gelmedi. Bizim istediğimiz para değil, önümüz açılsın'' diye konuştu.
Sağlık Bakanlığı kök hücre araştırmalarını rayına sokmalı
Prof. Dr. Özcan, Türkiye ve dünyadaki transplantasyon işlemlerinin kan kanseri, lenf bezi kanserleri, akdeniz anemisi ve apilastik anemi gibi hastalıklarda şifa sağladığını, transplantasyonun diğer hastalıklarda tedavi edici özelliğinin bulunup bulunmadığının araştırıldığını kaydederek, ''Bunlar henüz tedavi aşamasında değil, araştırma safhasında. Türkiye''de de bu araştırmalar, yapılan düzenlemeler nedeniyle durmuş vaziyette. Sağlık Bakanlığı''nın bu araştırmaları açacak düzenlemeleri bir önce yapması ve bu araştırmaların önünü açması gerekiyor. Burada şunun altını kalın harflerle çizmek isterim. Nöroloji ve Kardiyoloji''de bunlar deney aşamasında. Sağlık Bakanlığı bu araştırmaların önünü açarsa, biz de dünyayla entegre oluruz. Dünyadan geri kalmayız. Bu araştırmaları dünya ile birlikte götürürüz. Çünkü Türkiye''nin bunu yapacak gücü ve potansiyeli var. Sağlık Bakanlığı, bir an önce bu düzenlemeleri yaparak, Türkiye''de kök hücre araştırmalarını rayına sokmalı'' şeklinde konuştu.
Kordon kanı hayat kurtarıcı değil
Prof. Dr. Muhit Özcan, konuşmasında son günlerde tartışma konusu olan kordon kanı tartışmalarına da değindi. Özcan, kordon kanının hayat kurtarıcı niteliğinin bulunmadığını hatırlatarak, ''Kordon kanının geleceği kurtarması konusunu Türkiye''de aştık. Böyle bir şeyin olmadığını, herkese iyice benimsettik. Kordon kanı önemli bir tedavi aracıdır ama çocuğun geleceğini kurtaracak mutlak tedavi şekli değildir. Bu zaten dünyada kabul ediliyor. Bunu Dünya Doku Bankası''nın bir parçası olarak kabul etmek gerekiyor. Orada 10 milyon verici kayıtlı. Bu kordon kanları da oradaki parçalardan biri. Sadece umudun bir parçası, kendisi değil'' ifadelerini kullandı.
Tavuk Beslemekten Vazgeçin
Göçmen kuşların yolu üzerinde bulunan Türkiye risk altında. Bakan Akdağ kanatlı hayvan besleyenleri uyardı.
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, arka bahçelerde 3-5 tavuk, 20 kanatlı hayvan yetiştirmek gibi alışkanlıklardan vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Akdağ, sağlık çalışanları için bilgisayar desteği kampanyası nedeniyle düzenlenen toplantıdan ayrılırken, bazı yerlerde kanatlılarda görülen kuş gribi vakalarıyla ilgili gazetecilerin sorusu üzerine, hükümet olarak bu meselede hızlı hareket etmeye ve şeffaflığa önem verdiklerini söyledi.
Bu konuda insanı korumanın önemli olduğunu kaydeden Akdağ, şunlara dikkati çekti: ''Köylerimizde, belde ve kasabalarımızda bazen şehirlerde bile rastlıyoruz, arka bahçelerimizde 3-5 tavuk, 20 kanatlı hayvan yetiştirmek gibi alışkanlıklardan kanaatimce vazgeçmeliyiz. Daha büyük sayıda tavuk, kaz, hindi yetiştiriciliği yapılacaksa, yetiştirilecek yerlerin mutlaka Tarım ve Köyişleri Bakanlığının öngördüğü biçimde kapalı alanlar olması gerekiyor. Kendi bahçemizde birkaç tane tavuk yetiştirmenin gerçekten kendimiz, ailemiz, toplumumuz için nelere mal olacağını artık bilmeliyiz.''
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, arka bahçelerde 3-5 tavuk, 20 kanatlı hayvan yetiştirmek gibi alışkanlıklardan vazgeçilmesi gerektiğini söyledi. Akdağ, sağlık çalışanları için bilgisayar desteği kampanyası nedeniyle düzenlenen toplantıdan ayrılırken, bazı yerlerde kanatlılarda görülen kuş gribi vakalarıyla ilgili gazetecilerin sorusu üzerine, hükümet olarak bu meselede hızlı hareket etmeye ve şeffaflığa önem verdiklerini söyledi.
Bu konuda insanı korumanın önemli olduğunu kaydeden Akdağ, şunlara dikkati çekti: ''Köylerimizde, belde ve kasabalarımızda bazen şehirlerde bile rastlıyoruz, arka bahçelerimizde 3-5 tavuk, 20 kanatlı hayvan yetiştirmek gibi alışkanlıklardan kanaatimce vazgeçmeliyiz. Daha büyük sayıda tavuk, kaz, hindi yetiştiriciliği yapılacaksa, yetiştirilecek yerlerin mutlaka Tarım ve Köyişleri Bakanlığının öngördüğü biçimde kapalı alanlar olması gerekiyor. Kendi bahçemizde birkaç tane tavuk yetiştirmenin gerçekten kendimiz, ailemiz, toplumumuz için nelere mal olacağını artık bilmeliyiz.''
Thursday, March 15, 2007
Baharı rehavetsiz geçirin
Baharı mutlu geçirmek için beslenme alışkanlığı ve yaşam tarzına özen gösterilmesi, monotonluktan uzaklaşmak gerektiği bildirildi.
Vücut metabolizmasının hava değişimine adapte olamamasından kaynaklanan bahar rehavetinin biyolojik rahatsızlıkları da tetikleyebileceği, baharı mutlu geçirmek için beslenme alışkanlığı ve yaşam tarzına özen gösterilmesi, monotonluktan uzaklaşmak gerektiği bildirildi.
Uzmanlar, ''yorgunluk, mutsuzluk ve çalışma isteğinde azalma, sürekli uyku hali, stres ve adale ağrılarıyla'' belirti veren bahar yorgunluğuna karşı herkesin rahatça uygulayabileceği tedavi yöntemleri öneriyor. Çukurova Üniversitesi Mediko-Sosyal birimi uzmanlarından psikiyatr Sabri Yurdakul, yaptığı açıklamada, bahar yorgunluğunun, vücut metabolizmasının hava değişimine adapte olamamasından kaynaklandığını söyledi. Yurdakul, ''Hava ve mevsim değişikliği insan biyoritmini olumsuz etkiler. Bahar mevsiminde havadaki elektrik yükü artar. Bu yük havada bulunan pozitif ve negatif yüklü iyonlar aracılığıyla taşınır. İşte bu taşıma dengesi bozuklukları, iklim değişikliği dönemlerinde sıkça karşımıza çıkıyor ve ruhsal sıkıntılara yol açıyor'' dedi.
Şehir hayatının, gürültü kirliliği, trafik yoğunluğu gibi faktörlerin etkisiyle bahar sendromu riskini yükselttiğini belirten Yurdakul, bu dönemde beslenme ve yaşam tarzına dikkat edilmesi gerektiğini, aksi takdirde bu durumun biyolojik rahatsızlıkları da tetikleyebileceğini belirtti.
Yurdakul, yönetici konumunda çalışan, sorumluluğu fazla olanların bahar yorgunluğunu daha fazla yaşadıklarına dikkati çekti.
Vücut metabolizmasının hava değişimine adapte olamamasından kaynaklanan bahar rehavetinin biyolojik rahatsızlıkları da tetikleyebileceği, baharı mutlu geçirmek için beslenme alışkanlığı ve yaşam tarzına özen gösterilmesi, monotonluktan uzaklaşmak gerektiği bildirildi.
Uzmanlar, ''yorgunluk, mutsuzluk ve çalışma isteğinde azalma, sürekli uyku hali, stres ve adale ağrılarıyla'' belirti veren bahar yorgunluğuna karşı herkesin rahatça uygulayabileceği tedavi yöntemleri öneriyor. Çukurova Üniversitesi Mediko-Sosyal birimi uzmanlarından psikiyatr Sabri Yurdakul, yaptığı açıklamada, bahar yorgunluğunun, vücut metabolizmasının hava değişimine adapte olamamasından kaynaklandığını söyledi. Yurdakul, ''Hava ve mevsim değişikliği insan biyoritmini olumsuz etkiler. Bahar mevsiminde havadaki elektrik yükü artar. Bu yük havada bulunan pozitif ve negatif yüklü iyonlar aracılığıyla taşınır. İşte bu taşıma dengesi bozuklukları, iklim değişikliği dönemlerinde sıkça karşımıza çıkıyor ve ruhsal sıkıntılara yol açıyor'' dedi.
Şehir hayatının, gürültü kirliliği, trafik yoğunluğu gibi faktörlerin etkisiyle bahar sendromu riskini yükselttiğini belirten Yurdakul, bu dönemde beslenme ve yaşam tarzına dikkat edilmesi gerektiğini, aksi takdirde bu durumun biyolojik rahatsızlıkları da tetikleyebileceğini belirtti.
Yurdakul, yönetici konumunda çalışan, sorumluluğu fazla olanların bahar yorgunluğunu daha fazla yaşadıklarına dikkati çekti.
Bıldırcın yumurtası neye iyi geliyor?
Tavuk yumurtasına nazaran 5 kat daha fazla fosfor, 8 kat demir, 9 kat protein içeren bıldırcın yumurtasının süt ve balla karıştırıldığında astım, öksürük ve alerjiye çok iyi geldiği bildirildi.
Anadolu Üniversitesi Sağlık Kulubü'nün internet sitesinde yer alan makalade, öksürük rahatsızlığı yaşayan bir doktor başından geçen ilginç olayları anlattı. Operatör Doktor Aytekin Ertuğrul, 6 ay boyunca yaşadığı öksürük rahatsızlığı için uzmanlara gittiğini, ilaç kullandığını ve iyileşemediğini anlattı. Bir arkadaşının tavsiyesi ile bıldırcın yumurtasını sütle birlikte kullanarak içtiğini anlatan Ertuğrul, bunun çok faydasını gördüğünü söyledi.Doktor Aytekin Ertuğrul, Avrupa'da astım, öksürük ve alerji gibi rahatsızlıkların bıldırcın yumurtası yardımı ile tedavi edildiğini öne sürerek, "Gramajca 5 bıldırcın yumurtası, bir tavuk yumurtasına tekabül etmektedir. Bıldırcın yumurtası 5 kat fazla fosfor, 8 kat fazla demir, 6 kat fazla B1, 15 kat fazla B2 vitamini, 9 kat fazla protein ihtiva ediyor. Güç ve zindelik vermesi, solunum, alerjik astım sorunları için tabii bir antibiyotik olması, lezzeti, salataların, mezelerin süsü, çocuklar için eğlenceli bir vitamin hapı olması ürünün en bilinen özellikleridir. Tavuk yumurtası ile yapılan her şey ve pişirme biçimi bıldırcın yumurtası ile aynen yapılabilir" dedi.Aytekin Ertuğrul, bıldırcın yumurtasının nasıl kullanılacağını da şöyle anlattı:"Bir adet bıldırcın yumurtasını bir bardağın içine kırıyorsunuz. Bir kaşık balla karıştırıyorsunuz. Çalkalıyorsunuz. Bir bardak süte tamamlıyorsunuz. Süt oda sıcaklığında veya buzdolabından çıkarıldıktan 10 dakika sonra içilecek. 15 gün süreyle sabahları aç karnına bu kürü yapıyorsunuz. Öksürük kalmıyor, alerjik şikayet kalmıyor. Siz de iyileşme sevincini yaşıyorsunuz. İdame dozu (tedavisi) olarak ayda 5-10 adet yumurta içmeye devam. En az 3 ay."
Anadolu Üniversitesi Sağlık Kulubü'nün internet sitesinde yer alan makalade, öksürük rahatsızlığı yaşayan bir doktor başından geçen ilginç olayları anlattı. Operatör Doktor Aytekin Ertuğrul, 6 ay boyunca yaşadığı öksürük rahatsızlığı için uzmanlara gittiğini, ilaç kullandığını ve iyileşemediğini anlattı. Bir arkadaşının tavsiyesi ile bıldırcın yumurtasını sütle birlikte kullanarak içtiğini anlatan Ertuğrul, bunun çok faydasını gördüğünü söyledi.Doktor Aytekin Ertuğrul, Avrupa'da astım, öksürük ve alerji gibi rahatsızlıkların bıldırcın yumurtası yardımı ile tedavi edildiğini öne sürerek, "Gramajca 5 bıldırcın yumurtası, bir tavuk yumurtasına tekabül etmektedir. Bıldırcın yumurtası 5 kat fazla fosfor, 8 kat fazla demir, 6 kat fazla B1, 15 kat fazla B2 vitamini, 9 kat fazla protein ihtiva ediyor. Güç ve zindelik vermesi, solunum, alerjik astım sorunları için tabii bir antibiyotik olması, lezzeti, salataların, mezelerin süsü, çocuklar için eğlenceli bir vitamin hapı olması ürünün en bilinen özellikleridir. Tavuk yumurtası ile yapılan her şey ve pişirme biçimi bıldırcın yumurtası ile aynen yapılabilir" dedi.Aytekin Ertuğrul, bıldırcın yumurtasının nasıl kullanılacağını da şöyle anlattı:"Bir adet bıldırcın yumurtasını bir bardağın içine kırıyorsunuz. Bir kaşık balla karıştırıyorsunuz. Çalkalıyorsunuz. Bir bardak süte tamamlıyorsunuz. Süt oda sıcaklığında veya buzdolabından çıkarıldıktan 10 dakika sonra içilecek. 15 gün süreyle sabahları aç karnına bu kürü yapıyorsunuz. Öksürük kalmıyor, alerjik şikayet kalmıyor. Siz de iyileşme sevincini yaşıyorsunuz. İdame dozu (tedavisi) olarak ayda 5-10 adet yumurta içmeye devam. En az 3 ay."
Sigaraya karşı "Biorezonans" yöntemi
9 Şubat Dünya Sigarayı Bırakma Günü öncesinde bu alışkanlıktan vazgeçmek isteyenler için farklı bir yöntem önerildi: Biorezonans
Biorezonans Uzmanı Zerrin Özgenç, ''tamamlayıcı tıp yöntemi'' olarak tanımladığı biorezonans ile biofiziksel olarak sigara içiminin engellendiğini söyledi. Özgenç, yöntemin hamile kadınlar ya da kalp pili kullananlar dışındaki tüm tiryakilere uygulanabileceğini dile getirdi.
Özgenç, biorezonans tedavisinin ardından, tıpkı sigara içmeyen kişilerde olduğu gibi, sigaranın artık yabancı bir madde olarak algılandığını ve isteğin ortadan kalktığını belirterek, kişilerin sigara kokusundan rahatsız olduklarını belirtti. Özgenç, sistemin en önemli özelliğinin 45 dakikalık bir seansın ardından etkisini hemen göstermesi olduğunu belirtti.
Sigara içme isteğinin ortaya çıkması durumunda hemen iki bardak su içilmesi gerektiğini belirten Özgenç, içilen son sigaranın küllerinin bulunduğu tüpün de kişinin yanında taşınmasının tavsiye edildiğini belirtti. Özgenç, bir diğer önerilerinin ise tükenmez kalemin arkasına 15-20 kez bastırılması ya da tespih çekilmesi olduğunu söyledi.
Biorezonans Uzmanı Zerrin Özgenç, ''tamamlayıcı tıp yöntemi'' olarak tanımladığı biorezonans ile biofiziksel olarak sigara içiminin engellendiğini söyledi. Özgenç, yöntemin hamile kadınlar ya da kalp pili kullananlar dışındaki tüm tiryakilere uygulanabileceğini dile getirdi.
Özgenç, biorezonans tedavisinin ardından, tıpkı sigara içmeyen kişilerde olduğu gibi, sigaranın artık yabancı bir madde olarak algılandığını ve isteğin ortadan kalktığını belirterek, kişilerin sigara kokusundan rahatsız olduklarını belirtti. Özgenç, sistemin en önemli özelliğinin 45 dakikalık bir seansın ardından etkisini hemen göstermesi olduğunu belirtti.
Sigara içme isteğinin ortaya çıkması durumunda hemen iki bardak su içilmesi gerektiğini belirten Özgenç, içilen son sigaranın küllerinin bulunduğu tüpün de kişinin yanında taşınmasının tavsiye edildiğini belirtti. Özgenç, bir diğer önerilerinin ise tükenmez kalemin arkasına 15-20 kez bastırılması ya da tespih çekilmesi olduğunu söyledi.
Depresyona alternatif tedavi
İsrailli uzmanlar, her gün sayıları artan depresyon hastalarına alternatif bir tedavi yöntemi sunuyor :
Klinik deneyleri hala süren yöntemle, beyne elektrik sinyalleri gönderilerek depresyon tedavi edilmeye çalışılıyor.
İsrailli bilimadamları, depresyon tedavisi için alternatif bir teknik geliştirdi. Henüz klinik deneyleri devam eden bu tedavi yöntemi, hastaların beynine 15 dakika boyunca elektrik sinyali gönderilmesi esasına dayanıyor.
Sinyaller beynin çalışmayan bazı bölgelerini harekete geçiriyor. Uzmanlar, henüz bu yöntemin depresyon tedavisine nasıl katkıda bulunduğunu bilimsel olarak açıklayamasa da hastalar memnun.
Uzmanlar, uykusuzluk, iştahsızlık, kendisini mutsuz ve değersiz hissetme, umutsuzluk gibi depresyon belirtilerinde deneyler sonrasında azalma olduğunu belirtiyor.
Klinik deneyleri hala süren yöntemle, beyne elektrik sinyalleri gönderilerek depresyon tedavi edilmeye çalışılıyor.
İsrailli bilimadamları, depresyon tedavisi için alternatif bir teknik geliştirdi. Henüz klinik deneyleri devam eden bu tedavi yöntemi, hastaların beynine 15 dakika boyunca elektrik sinyali gönderilmesi esasına dayanıyor.
Sinyaller beynin çalışmayan bazı bölgelerini harekete geçiriyor. Uzmanlar, henüz bu yöntemin depresyon tedavisine nasıl katkıda bulunduğunu bilimsel olarak açıklayamasa da hastalar memnun.
Uzmanlar, uykusuzluk, iştahsızlık, kendisini mutsuz ve değersiz hissetme, umutsuzluk gibi depresyon belirtilerinde deneyler sonrasında azalma olduğunu belirtiyor.
Metal bıçak C vitamini kaybı nedeni
Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü tarafından bazı meyve ve sebzelerin C vitamini içeriklerini belirlemek üzere gerçekleştirilen bir araştırma, metal bıçak kullanmanın C vitamini kaybına neden olduğunu ortaya çıkardı :
Buzdolabı koşullarında ve üzeri kapalı olarak bekletilmiş olsa da vitamin miktarında 3 saat içinde dikkate değer oranda azalma olduğunun gözlendiğini açıklayan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevin Eryüce, “Günlük yaşantıda kullanılan bıçakların metal olması nedeniyle sebze ve meyvelerin büyük parçalar halinde kesilerek metalle ve atmosferle değinim yüzeyinin azaltılması ve tüketilmeden hemen önce hazırlanmasına özen gösterilmesinin gerektiği önerilmektedir'' dedi.
Elma kabuğu ve portakalın iç beyaz kabuğunda C vitamini bulunduğunu, kivinin bu vitamin yönünden iyi bir kaynak olduğunu açıklayan Prof. Dr. Eryüce, şunları söyledi:
“Çiğ patates ve soğanın pişirilmesiyle sözü edilen vitamin yönünden kayba uğradığı, bu nedenle pişirme yöntem ve süresine özen gösterilmesi ve haşlama işleminde az miktarda su kullanılması gerektiği önemi analiz sonuçlarından da anlaşılmaktadır. Diğer yandan önemli bir C vitamini kaynağı olduğu bilinen kırmızı biberin dondurularak 5 ay süreyle bekletilmesi sonucunda önemli kayba uğradığı gözlenmiştir. Bu sonuçlar da sebze ve meyvelerin taze tüketilmesinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur.''
Buzdolabı koşullarında ve üzeri kapalı olarak bekletilmiş olsa da vitamin miktarında 3 saat içinde dikkate değer oranda azalma olduğunun gözlendiğini açıklayan Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nevin Eryüce, “Günlük yaşantıda kullanılan bıçakların metal olması nedeniyle sebze ve meyvelerin büyük parçalar halinde kesilerek metalle ve atmosferle değinim yüzeyinin azaltılması ve tüketilmeden hemen önce hazırlanmasına özen gösterilmesinin gerektiği önerilmektedir'' dedi.
Elma kabuğu ve portakalın iç beyaz kabuğunda C vitamini bulunduğunu, kivinin bu vitamin yönünden iyi bir kaynak olduğunu açıklayan Prof. Dr. Eryüce, şunları söyledi:
“Çiğ patates ve soğanın pişirilmesiyle sözü edilen vitamin yönünden kayba uğradığı, bu nedenle pişirme yöntem ve süresine özen gösterilmesi ve haşlama işleminde az miktarda su kullanılması gerektiği önemi analiz sonuçlarından da anlaşılmaktadır. Diğer yandan önemli bir C vitamini kaynağı olduğu bilinen kırmızı biberin dondurularak 5 ay süreyle bekletilmesi sonucunda önemli kayba uğradığı gözlenmiştir. Bu sonuçlar da sebze ve meyvelerin taze tüketilmesinin önemini bir kez daha ortaya koymuştur.''
Bitkiler, hastalıkların çözümü değil
Son günlerde kamuoyunda ciddi hastalıkların çözümünün bitkilerde olduğunu iddia edenlerin halkı kandırdığını belirten uzmanlar, "Bu hastaların umutlarının sömürülmesidir" dedi
Bitkilerle, umut tacirliği yapanlara uzmanlardan sert eleştiri geldi. Kanser, kalp, diyabet ve daha birçok hastalığın modern tıpta tedavi yöntemleri var. Ama bazı umut tacirleri, alternatif tıbba ve özellikle bitkilerle tedaviye gereğinden fazla önem atfediyorlar. Bu durum çaresiz hastaların aklını karıştırıyor. Bu konuda uzmanlar, bilimsellikten uzak, günü kurtarmaya yönelik olan çalışmaların ve hastanın umutlarının sömürülmesinin doğru olmadığını düşünüyorlar. Bazı aktarların, neredeyse doktor veya eczacı gibi önerilerde bulunduklarını belirten uzmanlar, "Umut tacirlerine dikkat" uyarısında bulunuyorlar.
Aktarlar tarafından satışın dünyada terk edildiğin belirten uzmanlar, "Bitkiler vücuda girdiği zaman etkileşime gireceklerdir. Bu sebeble aktarların satışları çıok yerde yasaktır. Hastalara torbaya birkaç bitki koyup vermek sağlığı tehdit ediyor" dedi.
Hastalıklarının çözümünü bitkilerde arayanların bitkisel ilaçların bilimsel temele dayanıp dayanmamasına dikkat etmelerini isteyen uzmanlar, bitkilerin etkinliğinin bilimsel olarak Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmış olması gerektiğinin altını çizdi.
Bitkilerle, umut tacirliği yapanlara uzmanlardan sert eleştiri geldi. Kanser, kalp, diyabet ve daha birçok hastalığın modern tıpta tedavi yöntemleri var. Ama bazı umut tacirleri, alternatif tıbba ve özellikle bitkilerle tedaviye gereğinden fazla önem atfediyorlar. Bu durum çaresiz hastaların aklını karıştırıyor. Bu konuda uzmanlar, bilimsellikten uzak, günü kurtarmaya yönelik olan çalışmaların ve hastanın umutlarının sömürülmesinin doğru olmadığını düşünüyorlar. Bazı aktarların, neredeyse doktor veya eczacı gibi önerilerde bulunduklarını belirten uzmanlar, "Umut tacirlerine dikkat" uyarısında bulunuyorlar.
Aktarlar tarafından satışın dünyada terk edildiğin belirten uzmanlar, "Bitkiler vücuda girdiği zaman etkileşime gireceklerdir. Bu sebeble aktarların satışları çıok yerde yasaktır. Hastalara torbaya birkaç bitki koyup vermek sağlığı tehdit ediyor" dedi.
Hastalıklarının çözümünü bitkilerde arayanların bitkisel ilaçların bilimsel temele dayanıp dayanmamasına dikkat etmelerini isteyen uzmanlar, bitkilerin etkinliğinin bilimsel olarak Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmış olması gerektiğinin altını çizdi.
Tatlı yiyip tatlı yaşanmıyor
Tatlı yiyip maalesef tatlı yaşanmıyor. Şeker ve şekerli besinlerin tüketimi, ciddi beslenme hatalarından kabul ediliyor :
Ruhsal dengesizlik, baş ağrısı, açlık ve kriz atakları geçiriyor, sürekli yağlanıyor ve hızla yaşlanıyorsanız nedeni, damak zevkinize hitap eden şekerli besinler olabilir. Çünkü bir çok insanın severek tükettiği şeker, “tatlı yiyip tatlı yaşamaya” izin vermiyor. “Bu kadar tatlı bir besin nasıl olur da bu kadar acı sonuçlar doğurur, şaşırmayın. Negatif sonuçları bilin ve buna göre siper alın” diyen Diyetisyen Berrin Yiğit, şekerden uzak durmak için 10 neden sıralıyor.
KAN ŞEKERİNDE ANİ YÜKSELİŞ VE DÜŞÜŞLERE NEDEN OLUR
Kan şekerinin ani iniş çıkışlara uğramasının ruhsal dengesizliklere, baş ağrısına, tatlı ve acıkma krizlerine yol açtığını söyleyen Berrin Yiğit, kısır bir döngü gibi yedikçe daha çok istenen şeker ve şekerli besinleri ‘Bitmeyen senfoni’ye benzetiyor ve kriz ataklarının birbirini izleyeceğini belirtiyor. “Bunun için şekeri, sigarayı bırakır gibi bir anda kesmelisiniz.”
DİYABET, KALP HASTALIKLARI VE KANSER RİSKİNİ ARTIRIR
“Kan şekerini ani yükselten ve glisemik indeksi yüksek besinlerle beslenenler daha kolay şişmanlar. Araştırmalar bu kişilerin kalp ve şeker hastalığına yakalanma risklerinin daha fazla olduğunu gösteriyor. Son araştırmalarla da yüksek glisemik indekse sahip diyetlerin kanser riskini artırdığı ortaya çıktı.”
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ ÇÖKERTEBİLİR
“İnsanlar üzerinde şeker ve bağışıklık sistemi ilişkisini inceleyen çalışmalara az rastlansa da hayvan deneyleri şekerin bağışıklık sistemini baskıladığını gösteriyor. Mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte şekerli besinlerdeki şeker ve mayanın metabolizmada fazlaca yer alması, vücudun enfeksiyonlara daha açık olmasına neden olur.”
KROM YETERSİZLİĞİNE NEDEN OLABİLİR
“Metabolizmadaki temel görevi kan şekerini dengelemek olan krom minerali, beslenme alışkanlıklarında fazlaca rafine karbonhidrat ve şeker olanlarda eksikliğe uğrar. Amerikan halkı üzerinde yapılan analizler nüfusun % 90’ının kromdan yetersiz beslendiğini gösteriyor.”
YAŞLANDIRIR
Anti-aging çabasının aksine çalışan şeker ve şekerli besinlerin vücutta yarattığı tahribat gözardı edilemeyecek kadar önemli. Kana karışan şeker, ortamdaki protein ile birleşerek yeni moleküler yapılar oluşturur ve bu yapılar, dokuların deri elastikiyetini azaltır. Öte yandan kan şekerindeki yükselişle insülin seviyelerindeki artışa bağlı olarak da yaşlanmayı hızlandırır.
YAĞLANDIRIR
“İnsülin hormonunun asıl görevi kandaki şekeri enerji olarak kullanılmak üzere hücre içine sokmaktır. Ancak yanlış beslenme, kan şekerinde büyük dalgalanmalar insülinin aşırı salgılanmasına neden olabilir ve vücudun gereğinden fazla yağlanmasına neden olabilir. İnsüline karşı bedenin direnç kazanması durumlarında da oluşabilen benzer tablo kalori bombardımanlarının kaçınılmaz sonudur.”
DİŞ ÇÜRÜMELERİNE NEDEN OLUR
“Şeker ve şekerli besinler, diş çürümelerine en fazla neden olan besinler arasında yer alıyor. Diş ve diş etlerindeki kronik enfeksiyonların, koroner arter hastalıklara yatkınlığı artırdığı her geçen gün açıklanan çalışmalarla destekleniyor.”
ÇOCUK GELİŞİMİNİ ETKİLER
Renkli, katkı maddeli şeker ve şekerli besinlerin tüketimi özellikle hiperaktif çocuklarda belirtileri artırabiliyor. Şekerli besinlerin tüketimine bağlı olarak gıda alımını azaltabilen dolayısıyla besin yetersizliklerine neden olabilen bir beslenme alışkanlığı, çocuk gelişimini sekteye uğratabileceği gibi, kan şekerindeki ani dalgalanmalar davranışsal kontrolsüzlüklere neden olabiliyor.”
STRESİ ARTIRIR
Strese girdiğimiz anda vücudun koruma içgüdüsüyle salgıladığı stres hormonları acil durumlar dışında kan şekerinin çok düştüğü durumlarda da salgılanmakta. Örneğin bir dilim çikolatalı pasta yedikten sonra kan şekerindeki ani yükseliş akabindeki düşüşe bağlı olarak salgılanan adrenalin, epinefrin ve kortisol kişilerin kendilerini tedirgin, huzursuz ve titrek hissetmelerine neden olur.”
BESİN YETERSİZLİKLERİNE NEDEN OLABİLİR
Çalışmalara göre fazla şeker tüketenlerde A, C, B 12 ve folat vitaminleri, kalsiyum, fosfor, magnezyum ve demirin eksikliği gözleniyor. Şeker ve şekerli besinleri en çok tüketen yaş gruplarının çocuklar olduğunu düşünürsek gelişim anlamında ne büyük tehdit oluştuğunu görebiliriz.”
Berrin yiğit, şekeri hayatımızdan çıkarırken tatlı krizlerine girmemek için glisemik indeksi düşük beslenme alışkanlığının geliştirilmesini, az az sık sık beslenmeyi, egzersiz yapmayı, sebze ve meyvelere ağırlık vererek light süt ve tatlandırıcı ile hazırlanan masum sütlü tatlıları tercih etmeyi öneriyor.
Ruhsal dengesizlik, baş ağrısı, açlık ve kriz atakları geçiriyor, sürekli yağlanıyor ve hızla yaşlanıyorsanız nedeni, damak zevkinize hitap eden şekerli besinler olabilir. Çünkü bir çok insanın severek tükettiği şeker, “tatlı yiyip tatlı yaşamaya” izin vermiyor. “Bu kadar tatlı bir besin nasıl olur da bu kadar acı sonuçlar doğurur, şaşırmayın. Negatif sonuçları bilin ve buna göre siper alın” diyen Diyetisyen Berrin Yiğit, şekerden uzak durmak için 10 neden sıralıyor.
KAN ŞEKERİNDE ANİ YÜKSELİŞ VE DÜŞÜŞLERE NEDEN OLUR
Kan şekerinin ani iniş çıkışlara uğramasının ruhsal dengesizliklere, baş ağrısına, tatlı ve acıkma krizlerine yol açtığını söyleyen Berrin Yiğit, kısır bir döngü gibi yedikçe daha çok istenen şeker ve şekerli besinleri ‘Bitmeyen senfoni’ye benzetiyor ve kriz ataklarının birbirini izleyeceğini belirtiyor. “Bunun için şekeri, sigarayı bırakır gibi bir anda kesmelisiniz.”
DİYABET, KALP HASTALIKLARI VE KANSER RİSKİNİ ARTIRIR
“Kan şekerini ani yükselten ve glisemik indeksi yüksek besinlerle beslenenler daha kolay şişmanlar. Araştırmalar bu kişilerin kalp ve şeker hastalığına yakalanma risklerinin daha fazla olduğunu gösteriyor. Son araştırmalarla da yüksek glisemik indekse sahip diyetlerin kanser riskini artırdığı ortaya çıktı.”
BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ ÇÖKERTEBİLİR
“İnsanlar üzerinde şeker ve bağışıklık sistemi ilişkisini inceleyen çalışmalara az rastlansa da hayvan deneyleri şekerin bağışıklık sistemini baskıladığını gösteriyor. Mekanizması tam olarak bilinmemekle birlikte şekerli besinlerdeki şeker ve mayanın metabolizmada fazlaca yer alması, vücudun enfeksiyonlara daha açık olmasına neden olur.”
KROM YETERSİZLİĞİNE NEDEN OLABİLİR
“Metabolizmadaki temel görevi kan şekerini dengelemek olan krom minerali, beslenme alışkanlıklarında fazlaca rafine karbonhidrat ve şeker olanlarda eksikliğe uğrar. Amerikan halkı üzerinde yapılan analizler nüfusun % 90’ının kromdan yetersiz beslendiğini gösteriyor.”
YAŞLANDIRIR
Anti-aging çabasının aksine çalışan şeker ve şekerli besinlerin vücutta yarattığı tahribat gözardı edilemeyecek kadar önemli. Kana karışan şeker, ortamdaki protein ile birleşerek yeni moleküler yapılar oluşturur ve bu yapılar, dokuların deri elastikiyetini azaltır. Öte yandan kan şekerindeki yükselişle insülin seviyelerindeki artışa bağlı olarak da yaşlanmayı hızlandırır.
YAĞLANDIRIR
“İnsülin hormonunun asıl görevi kandaki şekeri enerji olarak kullanılmak üzere hücre içine sokmaktır. Ancak yanlış beslenme, kan şekerinde büyük dalgalanmalar insülinin aşırı salgılanmasına neden olabilir ve vücudun gereğinden fazla yağlanmasına neden olabilir. İnsüline karşı bedenin direnç kazanması durumlarında da oluşabilen benzer tablo kalori bombardımanlarının kaçınılmaz sonudur.”
DİŞ ÇÜRÜMELERİNE NEDEN OLUR
“Şeker ve şekerli besinler, diş çürümelerine en fazla neden olan besinler arasında yer alıyor. Diş ve diş etlerindeki kronik enfeksiyonların, koroner arter hastalıklara yatkınlığı artırdığı her geçen gün açıklanan çalışmalarla destekleniyor.”
ÇOCUK GELİŞİMİNİ ETKİLER
Renkli, katkı maddeli şeker ve şekerli besinlerin tüketimi özellikle hiperaktif çocuklarda belirtileri artırabiliyor. Şekerli besinlerin tüketimine bağlı olarak gıda alımını azaltabilen dolayısıyla besin yetersizliklerine neden olabilen bir beslenme alışkanlığı, çocuk gelişimini sekteye uğratabileceği gibi, kan şekerindeki ani dalgalanmalar davranışsal kontrolsüzlüklere neden olabiliyor.”
STRESİ ARTIRIR
Strese girdiğimiz anda vücudun koruma içgüdüsüyle salgıladığı stres hormonları acil durumlar dışında kan şekerinin çok düştüğü durumlarda da salgılanmakta. Örneğin bir dilim çikolatalı pasta yedikten sonra kan şekerindeki ani yükseliş akabindeki düşüşe bağlı olarak salgılanan adrenalin, epinefrin ve kortisol kişilerin kendilerini tedirgin, huzursuz ve titrek hissetmelerine neden olur.”
BESİN YETERSİZLİKLERİNE NEDEN OLABİLİR
Çalışmalara göre fazla şeker tüketenlerde A, C, B 12 ve folat vitaminleri, kalsiyum, fosfor, magnezyum ve demirin eksikliği gözleniyor. Şeker ve şekerli besinleri en çok tüketen yaş gruplarının çocuklar olduğunu düşünürsek gelişim anlamında ne büyük tehdit oluştuğunu görebiliriz.”
Berrin yiğit, şekeri hayatımızdan çıkarırken tatlı krizlerine girmemek için glisemik indeksi düşük beslenme alışkanlığının geliştirilmesini, az az sık sık beslenmeyi, egzersiz yapmayı, sebze ve meyvelere ağırlık vererek light süt ve tatlandırıcı ile hazırlanan masum sütlü tatlıları tercih etmeyi öneriyor.
Kalbinize kulak verin size krizi haber verir!
Son yıllarda giderek artan kalp krizi aslında gelmeden önce size haber veriyor!
Belirtileri dikkate alırsanız hem sevdiklerinizle daha uzun süre yaşama hem de sağlıklı kalma ihtimaliniz çok yüksek. Alınacak en etkili önlem de en küçük bir göğüs ağrısını bile önemseyip derhal en yakın hastaneye gitmek!.
Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi Koordinatörü Doç. Dr. Besim Yiğiter; kalp krizi ile ilgili soruları yanıtladı:
Kalp krizinin 'geliyorum' dedirten belirtileri neler?
Öncelikle göğüs kafesinin orta bölgesinde birkaç dakikadan uzun süren sıkışma ve sıkıntı hissi yaşanır. Ancak bu can yakan bir ağrı değildir. Göğüs ağrısı; omuzlara, boyna veya kollara yayılır. Çarpıntı ve nefes darlığı olur. Ayrıca baş dönmesi, bayılma, bulantı ve terleme de görülüyor.
Kol ya da eldeki ağrı da dikkate alınmalı mı?
Kalp Podcast krizi belirtilerinin atipik olanları da var. Mesela ağrının sol kola yayıldığı gibi yerleşmiş bir kanı varr. Halbuki ağrı, sağ kola da yayılabilir. Elin sadece bir ya da iki parmağı bile ağrıyabilir. Çene veya diş ağrısı da olabilir.
Kriz sırasında öksürme gerçekten hayat kurtarır mı?
Öksürmenin kalbe elektroşok etkisi olabilir. Çünkü öksürerek kalbi uyarıyorsunuz. Bu yöntemle, ritim bozukluğundan ya da ani kalp durmasından gerçekleşen ölümler engellenebilir.
DERHAL HASTANEYE GİDİN
Kriz anında neler yapılmalı?
Eğer enfarktüs trajik bir şekilde ortaya çıkmadıysa, uzak da olsa yakın da olsa mutlaka hastaneye gidilmesi gerekiyor. Yani tek başına evde yapılacak bir şey yok. İlk önce enfarktüsün teşhis edilmesi gerekiyor.
Kriz anında dil altı hapı kullanımının yararı var mı?
Evet; kalp krizi geçirenler için dil altı hapının alınmasının yararı olabilir. Zaten daha önce kalp krizi geçirmiş hastalar yanlarında hep dil altı hapı taşırlar ve kriz geçirdiklerini anlarlar.
Aspirin faydalı olur mu?
Evet, kalp krizi esnasında bir aspirin içilebilir. Aspirinin ağızda çiğnenerek yutulması, kanı sulandıracağından hayli faydalı olabilir.
Hasta yakınları ne yapmalı?
Kriz anında hastayı hemen hastaneye yetiştirmek dışında yapılabilecek pek bir şey yok. Hemen gelebiliyorsa ambulansla ya da en iyisi kendi imkanlarıyla hastayı hastaneye yetiştirsinler.
Hiç kalp ağrısı çekmemiş birinin birden göğsü ağırırsa ne yapmalı?
En küçük bir şüphede, yani normalin dışında bir tuhaflık hisseden kişi bunu hiçbir şekilde ihmal etmemeli; şikayet kalp krizine benzesin ya da benzemesin derhal bir hastaneye başvurmalı.
Belirtileri dikkate alırsanız hem sevdiklerinizle daha uzun süre yaşama hem de sağlıklı kalma ihtimaliniz çok yüksek. Alınacak en etkili önlem de en küçük bir göğüs ağrısını bile önemseyip derhal en yakın hastaneye gitmek!.
Anadolu Sağlık Merkezi Kalp Damar ve Göğüs Cerrahisi Koordinatörü Doç. Dr. Besim Yiğiter; kalp krizi ile ilgili soruları yanıtladı:
Kalp krizinin 'geliyorum' dedirten belirtileri neler?
Öncelikle göğüs kafesinin orta bölgesinde birkaç dakikadan uzun süren sıkışma ve sıkıntı hissi yaşanır. Ancak bu can yakan bir ağrı değildir. Göğüs ağrısı; omuzlara, boyna veya kollara yayılır. Çarpıntı ve nefes darlığı olur. Ayrıca baş dönmesi, bayılma, bulantı ve terleme de görülüyor.
Kol ya da eldeki ağrı da dikkate alınmalı mı?
Kalp Podcast krizi belirtilerinin atipik olanları da var. Mesela ağrının sol kola yayıldığı gibi yerleşmiş bir kanı varr. Halbuki ağrı, sağ kola da yayılabilir. Elin sadece bir ya da iki parmağı bile ağrıyabilir. Çene veya diş ağrısı da olabilir.
Kriz sırasında öksürme gerçekten hayat kurtarır mı?
Öksürmenin kalbe elektroşok etkisi olabilir. Çünkü öksürerek kalbi uyarıyorsunuz. Bu yöntemle, ritim bozukluğundan ya da ani kalp durmasından gerçekleşen ölümler engellenebilir.
DERHAL HASTANEYE GİDİN
Kriz anında neler yapılmalı?
Eğer enfarktüs trajik bir şekilde ortaya çıkmadıysa, uzak da olsa yakın da olsa mutlaka hastaneye gidilmesi gerekiyor. Yani tek başına evde yapılacak bir şey yok. İlk önce enfarktüsün teşhis edilmesi gerekiyor.
Kriz anında dil altı hapı kullanımının yararı var mı?
Evet; kalp krizi geçirenler için dil altı hapının alınmasının yararı olabilir. Zaten daha önce kalp krizi geçirmiş hastalar yanlarında hep dil altı hapı taşırlar ve kriz geçirdiklerini anlarlar.
Aspirin faydalı olur mu?
Evet, kalp krizi esnasında bir aspirin içilebilir. Aspirinin ağızda çiğnenerek yutulması, kanı sulandıracağından hayli faydalı olabilir.
Hasta yakınları ne yapmalı?
Kriz anında hastayı hemen hastaneye yetiştirmek dışında yapılabilecek pek bir şey yok. Hemen gelebiliyorsa ambulansla ya da en iyisi kendi imkanlarıyla hastayı hastaneye yetiştirsinler.
Hiç kalp ağrısı çekmemiş birinin birden göğsü ağırırsa ne yapmalı?
En küçük bir şüphede, yani normalin dışında bir tuhaflık hisseden kişi bunu hiçbir şekilde ihmal etmemeli; şikayet kalp krizine benzesin ya da benzemesin derhal bir hastaneye başvurmalı.
Yüz felcine karşı sakız
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Şirzat Çoğalgil, yüz felcinden korunmanın en etkin tedavisinin sakız çiğneyip balon şişirmek olduğunu söyledi :
Yüz felcinin, yüzün sağ ve sol kısmında bulunan sinirlerde genellikle soğuğa bağlı olarak ödem oluşmasından kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Çoğalgil, Yüz felci daha çok araç sürücülerinde ve kayak yapanlarda görülmektedir.
Halk arasında şöfor hastalığı olarak bilinen yüz felcinden korunmanın en etkin yolu sakız çiğneyip balon şişirerek çene ve yüz kaslarını güçlendirmektir” dedi.
Sıcak yaz günlerinde açılan klimanın ve seyahat ederken açılan camın yüz felcine neden olduğunu söyleyen Prof.Dr. Çoğalgil, şöyle konuştu:
“Kış aylarında aracın kalorifelerinden bunalan sürücüler, hava almak için camı açtıklarında suratlarına vuran soğuk hava, yüz felcinin meydana gelmesine neden olur. Yüz felci araç sürücülerinin yanı sıra, korumasız olarak kayak yapanlarda da sık görülür.”
Prof.Dr. Çoğalgil, yüz felcinin ağızda yamulmaya ve gözde kapanmaya neden olduğunu açıklayarak şöyle devam etti:
“Yüz felci, yakalanan kişinin yaşam kalitesini bozarak, toplum içerisine çıkmasını engeller. Tedavi edilmemesi halinde, kapanan gözde görme kaybına bile neden olabilir.
İyi bir tedaviyle bir aylık zaman içerisinde normale dönülebilen yüz felcinde, vakit kaybetmeden nöroloğa ya da fizik tedavi uzmanına gidilmesi gerekir. Ödem çözücü ilaçlar kullanırken, fizyoterapiye başlanılması gerekir. En etkin tedavisi de yüz ve çene kaslarını güçlendirmek için sakız çiğneyip, balon şişirmektir.”
Yüz felcinin, yüzün sağ ve sol kısmında bulunan sinirlerde genellikle soğuğa bağlı olarak ödem oluşmasından kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Çoğalgil, Yüz felci daha çok araç sürücülerinde ve kayak yapanlarda görülmektedir.
Halk arasında şöfor hastalığı olarak bilinen yüz felcinden korunmanın en etkin yolu sakız çiğneyip balon şişirerek çene ve yüz kaslarını güçlendirmektir” dedi.
Sıcak yaz günlerinde açılan klimanın ve seyahat ederken açılan camın yüz felcine neden olduğunu söyleyen Prof.Dr. Çoğalgil, şöyle konuştu:
“Kış aylarında aracın kalorifelerinden bunalan sürücüler, hava almak için camı açtıklarında suratlarına vuran soğuk hava, yüz felcinin meydana gelmesine neden olur. Yüz felci araç sürücülerinin yanı sıra, korumasız olarak kayak yapanlarda da sık görülür.”
Prof.Dr. Çoğalgil, yüz felcinin ağızda yamulmaya ve gözde kapanmaya neden olduğunu açıklayarak şöyle devam etti:
“Yüz felci, yakalanan kişinin yaşam kalitesini bozarak, toplum içerisine çıkmasını engeller. Tedavi edilmemesi halinde, kapanan gözde görme kaybına bile neden olabilir.
İyi bir tedaviyle bir aylık zaman içerisinde normale dönülebilen yüz felcinde, vakit kaybetmeden nöroloğa ya da fizik tedavi uzmanına gidilmesi gerekir. Ödem çözücü ilaçlar kullanırken, fizyoterapiye başlanılması gerekir. En etkin tedavisi de yüz ve çene kaslarını güçlendirmek için sakız çiğneyip, balon şişirmektir.”
İnanç kapasitesi beyinde gizli
Doç. Dr. Eşel, dini inançların temelinde bazı biyolojik nedenlerin olabileceğini belirterek, hipotezlerden birini açıkladı: Din, insan beyni dini inancı oluşturma kapasitesine sahip olduğu için var:
Bazı bilimsel araştırmalara göre, mistik deneyim olarak tanımlanan Tanrı'yla temas kurma ve birlik olma hissinin, beyin metabolizmasında değişikliklere neden olduğu bildirildi. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ertuğrul Eşel, insanların dini inançlarının temelinde bazı biyolojik nedenlerin yatabileceğini belirtti.
Zihin okuma yeteneği
Dinin kısaca "doğaüstüne inanma" olarak tanımlanabileceğini ifade eden Eşel, insanların doğaüstüne inanmasının esas kaynaklarının rüyaların izahı, ölüm korkusu, ölüm olgusunun açıklanmak istenmesi ve mistik deneyimler olduğunu kaydetti.
Dini inançla ilgili iki tür zihinsel hipotez bulunduğunu vurgulayan Eşel ,sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu hipotezlerden birincisine göre, dini inançlar ihtiyaçtan kaynaklanıyor ve din insanlarda ölüm korkusunu azaltmak için gelişiyor. İkinci hipoteze göre de din, insan beyni dini inancı oluşturma kapasitesine sahip olduğu için vardır. Birçok araştırmada din, insan beyninin kapasitesiyle ilişkilendiriliyor. Bu tür araştırmalara göre, dini inançların oluşmasında insanların (zihin okuma yeteneği) etkilidir. Bu yetenek, evrimsel olarak modern insanın (homo sapiens) ortaya çıkması ve özellikle ön beyin yapılarının gelişmesinden sonra kazanılmıştır ve insanı tehlikelerden korumaya yöneliktir. Dini inancın da yaklaşık 70-80 bin yıl önce, insanda başkalarının niyetini anlamak amacıyla beynin gelişmesinin bir yan ürünü olarak ortaya çıkmış olabileceğini ileri sürenler var. Yine bu zihin okuma sayesinde çoğu kültürde, doğaüstü inançlar güneş, yıldız veya hareketli varlıklarla ilişkilidir. Meyvelerde veya çeşitli bitkilerde Allah adını, Meryem'in gözlerini, bulutlarda azizlerin yüzünü görmenin nedeni de budur."
Kan akımı değişikliği
Eşel, ayrıca "Mistik deneyim sırasında beynin ön yapılarında kan akımı değişiklikleri olur. Bunun deneyim sırasında yaşanan ego sınırlarının silinmesi ve evrenle bütünleşildiği hissine neden olduğu ileri sürülmektedir" dedi.
Bazı bilimsel araştırmalara göre, mistik deneyim olarak tanımlanan Tanrı'yla temas kurma ve birlik olma hissinin, beyin metabolizmasında değişikliklere neden olduğu bildirildi. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ertuğrul Eşel, insanların dini inançlarının temelinde bazı biyolojik nedenlerin yatabileceğini belirtti.
Zihin okuma yeteneği
Dinin kısaca "doğaüstüne inanma" olarak tanımlanabileceğini ifade eden Eşel, insanların doğaüstüne inanmasının esas kaynaklarının rüyaların izahı, ölüm korkusu, ölüm olgusunun açıklanmak istenmesi ve mistik deneyimler olduğunu kaydetti.
Dini inançla ilgili iki tür zihinsel hipotez bulunduğunu vurgulayan Eşel ,sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu hipotezlerden birincisine göre, dini inançlar ihtiyaçtan kaynaklanıyor ve din insanlarda ölüm korkusunu azaltmak için gelişiyor. İkinci hipoteze göre de din, insan beyni dini inancı oluşturma kapasitesine sahip olduğu için vardır. Birçok araştırmada din, insan beyninin kapasitesiyle ilişkilendiriliyor. Bu tür araştırmalara göre, dini inançların oluşmasında insanların (zihin okuma yeteneği) etkilidir. Bu yetenek, evrimsel olarak modern insanın (homo sapiens) ortaya çıkması ve özellikle ön beyin yapılarının gelişmesinden sonra kazanılmıştır ve insanı tehlikelerden korumaya yöneliktir. Dini inancın da yaklaşık 70-80 bin yıl önce, insanda başkalarının niyetini anlamak amacıyla beynin gelişmesinin bir yan ürünü olarak ortaya çıkmış olabileceğini ileri sürenler var. Yine bu zihin okuma sayesinde çoğu kültürde, doğaüstü inançlar güneş, yıldız veya hareketli varlıklarla ilişkilidir. Meyvelerde veya çeşitli bitkilerde Allah adını, Meryem'in gözlerini, bulutlarda azizlerin yüzünü görmenin nedeni de budur."
Kan akımı değişikliği
Eşel, ayrıca "Mistik deneyim sırasında beynin ön yapılarında kan akımı değişiklikleri olur. Bunun deneyim sırasında yaşanan ego sınırlarının silinmesi ve evrenle bütünleşildiği hissine neden olduğu ileri sürülmektedir" dedi.
Televizyon insanın psikolojisini bozuyor
Hacettepe Üniversitesinin araştırmasına göre, aşırı televizyon izleme alışkanlığı çocuklarda uyku bozukluğuna yol açıyor:
Hacettepe Üniversitesince yapılan bir araştırmaya göre, aşırı televizyon izleme alışkanlığı çocuklarda uyku bozukluğuna yol açıyor.
Araştırmaya göre, yatmadan önce televizyon izlenmesi sonucunda parlak ışığın uyku/uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin salgısını baskılaması veya yayında yer alan şiddetin olumsuz etki oluşturması, uyku sorunlarının ortaya çıkmasına neden oluyor.
Uzmanlar, 2 yaşından küçük çocukların televizyon izlememesi, bu yaştan sonra ise günlük sürenin 2 saatle kısıtlanmasının gereğine işaret edildi.
Hacettepe Üniversitesince 2 ana okulu ve bir ilköğretim okulunda yapılan bir başka araştırma, ana okulu öğrencilerinin günde ortalama 2, ilköğretim okulu 2. ve 3. sınıf öğrencilerinin 2.5, 7. ve 8. sınıfların ise yine 2 saatten fazla televizyon izledikleri ortaya çıkardı.
Araştırmaya göre, ana okulundaki çocukların yüzde 65.2'si, ilk öğretimdekilerin ise yüzde 57.7'si günde 2 saatten fazla televizyon izliyor.
Çocukların yüzde 25.4'ünün 2 yaşından önce televizyon izlemeye başladığı, yüzde 29.1'inin de televizyonu tek başına izlediği belirlendi. Televizyonun çosuklarda yarattığı etkilerin de irdelendiği araştırmaya göre, aileler, televizyonun çocuklarının genel kültürünü artırdığını, eğitimine katkıda bulunduğunu, toplumu tanımasını sağladığını, espri ve dil yeteneklerini geliştirdiğini, görsel algısını artırdığını, gelişimini hızlandırdığını düşünüyor.
Ailelere göre, televizyon çocuklarda anti-sosyallik, arkadaşlarıyla ilişkilerde olumsuzluk, gereksiz korkular, duygu sömürüsü, şiddete eğilim, uykusuzluk, tembellik, okuma alışkanlığı ve sorumluluk duygusunun gelişmemesi ve yaratıcılığın azalması gibi sonuçlar da ortaya çıkarıyor.
Televizyonda çocukları en fazla etkileyen şiddet türleri sırasıyla ölüm-cinayet (yüzde79.9), vücut parçaları (yüzde 79.5), kavgalar ve dayak görüntüleri (yüzde 76.3), çocuklara yönelik saldırganlık görüntüleri (yüzde 75.9), hasta insan (yüzde 74.8), devqm eden şiddet görüntüleri (yüzde 73.1), hayvanlara yönelik şiddet (yüzde 73), kazalar (yüzde 71.1), aile içi şiddet görüntüleri (yüzde 69.9), ağlama-çığlık-dehşet sesleri-efektler (yüzde 68), yıkma-yakma-patlatma (yüzde 67.4), soygun-baskın-terör (yüzde$63.9), doğal efektler (yüzde 54.6)..
Hacettepe Üniversitesince yapılan bir araştırmaya göre, aşırı televizyon izleme alışkanlığı çocuklarda uyku bozukluğuna yol açıyor.
Araştırmaya göre, yatmadan önce televizyon izlenmesi sonucunda parlak ışığın uyku/uyanıklık döngüsünü düzenleyen melatonin salgısını baskılaması veya yayında yer alan şiddetin olumsuz etki oluşturması, uyku sorunlarının ortaya çıkmasına neden oluyor.
Uzmanlar, 2 yaşından küçük çocukların televizyon izlememesi, bu yaştan sonra ise günlük sürenin 2 saatle kısıtlanmasının gereğine işaret edildi.
Hacettepe Üniversitesince 2 ana okulu ve bir ilköğretim okulunda yapılan bir başka araştırma, ana okulu öğrencilerinin günde ortalama 2, ilköğretim okulu 2. ve 3. sınıf öğrencilerinin 2.5, 7. ve 8. sınıfların ise yine 2 saatten fazla televizyon izledikleri ortaya çıkardı.
Araştırmaya göre, ana okulundaki çocukların yüzde 65.2'si, ilk öğretimdekilerin ise yüzde 57.7'si günde 2 saatten fazla televizyon izliyor.
Çocukların yüzde 25.4'ünün 2 yaşından önce televizyon izlemeye başladığı, yüzde 29.1'inin de televizyonu tek başına izlediği belirlendi. Televizyonun çosuklarda yarattığı etkilerin de irdelendiği araştırmaya göre, aileler, televizyonun çocuklarının genel kültürünü artırdığını, eğitimine katkıda bulunduğunu, toplumu tanımasını sağladığını, espri ve dil yeteneklerini geliştirdiğini, görsel algısını artırdığını, gelişimini hızlandırdığını düşünüyor.
Ailelere göre, televizyon çocuklarda anti-sosyallik, arkadaşlarıyla ilişkilerde olumsuzluk, gereksiz korkular, duygu sömürüsü, şiddete eğilim, uykusuzluk, tembellik, okuma alışkanlığı ve sorumluluk duygusunun gelişmemesi ve yaratıcılığın azalması gibi sonuçlar da ortaya çıkarıyor.
Televizyonda çocukları en fazla etkileyen şiddet türleri sırasıyla ölüm-cinayet (yüzde79.9), vücut parçaları (yüzde 79.5), kavgalar ve dayak görüntüleri (yüzde 76.3), çocuklara yönelik saldırganlık görüntüleri (yüzde 75.9), hasta insan (yüzde 74.8), devqm eden şiddet görüntüleri (yüzde 73.1), hayvanlara yönelik şiddet (yüzde 73), kazalar (yüzde 71.1), aile içi şiddet görüntüleri (yüzde 69.9), ağlama-çığlık-dehşet sesleri-efektler (yüzde 68), yıkma-yakma-patlatma (yüzde 67.4), soygun-baskın-terör (yüzde$63.9), doğal efektler (yüzde 54.6)..
DERİ KANSERİNDE ERKEN TANININ ÖNEMİ
Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Sait Mavi ben kanserlerinde erken tanı ve lezyonun çıkarılmasının hastalıktan kurtulmanın en iyi yolu olduğunu söyledi.
Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Dermotoloji Uzmanı Dr. Sait Mavi, ''ben'' kanserlerinde erken tanı ve lezyonun çıkarılmasının, hastalıktan kurtulmanın en iyi yolu olduğunu söyledi.
Dr. Mavi, ben kanserlerinde erken tanının çok büyük önem taşıdığını belirtti. Dr. Sait Mavi, ''Halk arasında çok yaygın bir görüş olan ''bir bene dokunulmaz ve dokunulursa tehlikeli olur'' düşüncesi hem yanlış hem de erken tanı ve tedaviyi önlediği için son derece sakıncalı ve tehlikeli bir görüştür'' dedi.
Ben kanserlerinde lezyonların yüzde 30''unun bir ben üzerinde gelişirken, yüzde 70''inin normal bir cilt zemininde oluştuğunu kaydeden Dr. Mavi, ''Bu bakımdan erken tanıda önemli olan, özellikle riskli cilt yapısına sahip kişilerin aylık periyotlarla kendi benlerini muayene etmeleri ve değişiklik gözlemeleri durumunda acilen bir dermatoloji uzmanına başvurmalarıdır'' uyarısında bulundu.
Dr. Mavi, son 10 yılın teknolojik gelişmelerinden olan ve deri kanserlerinin erken tanısı amacıyla geliştirilen ''dermogenuis dijital dermoskopi'' adı verilen ''Ben Haritası'' yönetiminin, bölgede yalnız Özel Sani Konukoğlu Hastanesi''nde bulunduğunu ve bu konuda eğitilmiş hekim ve teknik olanakla hizmete sunulduğunu da sözlerine ekledi.
Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Dermotoloji Uzmanı Dr. Sait Mavi, ''ben'' kanserlerinde erken tanı ve lezyonun çıkarılmasının, hastalıktan kurtulmanın en iyi yolu olduğunu söyledi.
Dr. Mavi, ben kanserlerinde erken tanının çok büyük önem taşıdığını belirtti. Dr. Sait Mavi, ''Halk arasında çok yaygın bir görüş olan ''bir bene dokunulmaz ve dokunulursa tehlikeli olur'' düşüncesi hem yanlış hem de erken tanı ve tedaviyi önlediği için son derece sakıncalı ve tehlikeli bir görüştür'' dedi.
Ben kanserlerinde lezyonların yüzde 30''unun bir ben üzerinde gelişirken, yüzde 70''inin normal bir cilt zemininde oluştuğunu kaydeden Dr. Mavi, ''Bu bakımdan erken tanıda önemli olan, özellikle riskli cilt yapısına sahip kişilerin aylık periyotlarla kendi benlerini muayene etmeleri ve değişiklik gözlemeleri durumunda acilen bir dermatoloji uzmanına başvurmalarıdır'' uyarısında bulundu.
Dr. Mavi, son 10 yılın teknolojik gelişmelerinden olan ve deri kanserlerinin erken tanısı amacıyla geliştirilen ''dermogenuis dijital dermoskopi'' adı verilen ''Ben Haritası'' yönetiminin, bölgede yalnız Özel Sani Konukoğlu Hastanesi''nde bulunduğunu ve bu konuda eğitilmiş hekim ve teknik olanakla hizmete sunulduğunu da sözlerine ekledi.
EL YARALANMALARI VE CERRAHİSİ
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yener Demirtaş, ''Uygun muhafaza şartlarında saklanarak 6 saatte ulaştırılan kopan vücut parçasının yerine dikilme ve tutma ihtimali yüksek'' dedi.
OMÜ Şehir Polikliniği''nde düzenlenen Hasta eğitim Toplantısı''nda sunum yapan Yrd. Doç. Dr. Yener Demirtaş, Samsun ve bölgede iş kazaları, trafik kazaları ve fındık mevsiminde sık görülen patoz yaralanmaları sonucu çok miktarda el yaralanmaları karşılaşıldığını söyledi. Yaralanmalar ne kadar büyük olursa olsun tedavi imkanının bulunduğunu dile getiren Demirtaş, bir parça kopmuş ise gerekli şartların değerlendirilmesi, kopan parçanın şekli, parçalanma oranı, kişinin yaşı, dikim sorası hareket kabiliyeti gibi bir çok analizlerin yapıldığını ifade etti.
Özellikle bir el veya başka bir vücut parçasının kopması sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgiler veren Demirtaş, ''Bir parça kopmuş ise muhafaza şartları çok önemli. Parça kopmuşsa kan kaybından ölür anlayışı var ve kapan parça unutulur. Omuz kökü gibi çok büyük kopuklarda belli bir süre zarfından olabilir ama parmak kopması gibi yaralanmalarda bu güç bir ihtimal. Bir el kopması olduysa kopan yar gazlı bez veya temiz bir bezle sarılmalı tampon yapılmalı. Yoksa belli bir zaman sonra zaten damarlar büzüşerek akışı durdurur. Önemli olan kopan parça. Uygun muhafaza şartlarında saklanarak 6 saatte ulaştırılan kopan vücut parçasının yerine dikilme ve tutma ihtimali yüksek'' diye konuştu.
Taşım işleminin ilk aşamasının muhafaza olduğunu dile getiren Demirtaş, ''Kopan parça gazlı bez veya temiz nemli bir beze sarılmalı. Sarıldıktan sonra bir poşet içerisine konulmalı. Poşet içerisine konulan parça, içi su ve buz dolu ikinci bir poşetin içerisine konularak kapatılmalı. Sıcaklık 0 ila artı 4 derece olması en iyi muhafaza şeklidir. Hiç vakit kaybedilmeden dikim işleminin yapılabildiği hastaneye intikal ettirilmelidir. Samsun''da ve bölgede bu işlem OMÜ Tıp Fakültesi''nde en iyi şekilde yapılmaktadır. Bizim en çok dikkat çekmemiz gereken konusu ise çocuklar. Çocukların çeşitli dönen cihazlara karşı merakı vardır. Hiç ilgisiz bir yerde bu kazaya uğramaktadır. Bunun için büyükler çocuklarını bu tür tehlikeli yerlerden uzak tutmalıdır'' şeklinde konuştu.
OMÜ Şehir Polikliniği''nde düzenlenen Hasta eğitim Toplantısı''nda sunum yapan Yrd. Doç. Dr. Yener Demirtaş, Samsun ve bölgede iş kazaları, trafik kazaları ve fındık mevsiminde sık görülen patoz yaralanmaları sonucu çok miktarda el yaralanmaları karşılaşıldığını söyledi. Yaralanmalar ne kadar büyük olursa olsun tedavi imkanının bulunduğunu dile getiren Demirtaş, bir parça kopmuş ise gerekli şartların değerlendirilmesi, kopan parçanın şekli, parçalanma oranı, kişinin yaşı, dikim sorası hareket kabiliyeti gibi bir çok analizlerin yapıldığını ifade etti.
Özellikle bir el veya başka bir vücut parçasının kopması sonrasında yapılması gerekenler konusunda bilgiler veren Demirtaş, ''Bir parça kopmuş ise muhafaza şartları çok önemli. Parça kopmuşsa kan kaybından ölür anlayışı var ve kapan parça unutulur. Omuz kökü gibi çok büyük kopuklarda belli bir süre zarfından olabilir ama parmak kopması gibi yaralanmalarda bu güç bir ihtimal. Bir el kopması olduysa kopan yar gazlı bez veya temiz bir bezle sarılmalı tampon yapılmalı. Yoksa belli bir zaman sonra zaten damarlar büzüşerek akışı durdurur. Önemli olan kopan parça. Uygun muhafaza şartlarında saklanarak 6 saatte ulaştırılan kopan vücut parçasının yerine dikilme ve tutma ihtimali yüksek'' diye konuştu.
Taşım işleminin ilk aşamasının muhafaza olduğunu dile getiren Demirtaş, ''Kopan parça gazlı bez veya temiz nemli bir beze sarılmalı. Sarıldıktan sonra bir poşet içerisine konulmalı. Poşet içerisine konulan parça, içi su ve buz dolu ikinci bir poşetin içerisine konularak kapatılmalı. Sıcaklık 0 ila artı 4 derece olması en iyi muhafaza şeklidir. Hiç vakit kaybedilmeden dikim işleminin yapılabildiği hastaneye intikal ettirilmelidir. Samsun''da ve bölgede bu işlem OMÜ Tıp Fakültesi''nde en iyi şekilde yapılmaktadır. Bizim en çok dikkat çekmemiz gereken konusu ise çocuklar. Çocukların çeşitli dönen cihazlara karşı merakı vardır. Hiç ilgisiz bir yerde bu kazaya uğramaktadır. Bunun için büyükler çocuklarını bu tür tehlikeli yerlerden uzak tutmalıdır'' şeklinde konuştu.
Tuesday, March 13, 2007
Göz nezlesine grip ilacı kullanmayın
Grip virüsünün yol açtığı enfeksiyona bağlı oluşabilen göz nezlesine karşı grip aşısı kullanmayın!
Dünya Göz Hastanesi doktorlarından Prof. Dr. Tayfun Bavbek, "Göz nezlesi tedavisinde, grip dışında özel göz damlaları ve ilaçları kullanılıyor. Çünkü grip için uygulanan tedavi, bu rahatsızlığı iyileştirmez" diyor. Göz nezlesinin, tedavi edilmezse çok daha ağır göz hastalıklarına neden olabileceğini belirten Prof. Bavbek, göz nezlesiyle ilgili şu bilgileri veriyor:
Göz nezlesi, grip enfeksiyonundan kaynaklanmıyor. Ancak bu enfeksiyonun vücut direncinin düşürmesine bağlı olarak diğer mikroplar göz nezlesine neden olabiliyor. Gribe her yakalanın göz nezlesi olacağı ise düşünülmemeli.
Gözde bulanıklık, akıntı ve kızarıklık belirtileriyle ortaya çıkan göz nezlesinde, gözün kornea denilen saydam tabakası da zarar görüyor. Çocuklarda daha ağır seyreden bu durum, kalıcı göz hastalıkları yaratabiliyor.
Bulaşır öpüşmeyin!
Göz nezlesi bulaşıcıdır; ortak havlu kullanımı, öpüşme ve yakın temas gibi durumlarda başkasına geçebilir. Bir gözde başladığı zaman diğer göze ve ailenin diğer bireylerine de geçebiliyor. Bir hafta, 10 gün sürebiliyor. Özellikle kontak lens kullananlar, grip enfeksiyonu sırasında lensleri çıkarıp gözlük takmalı."
Dünya Göz Hastanesi doktorlarından Prof. Dr. Tayfun Bavbek, "Göz nezlesi tedavisinde, grip dışında özel göz damlaları ve ilaçları kullanılıyor. Çünkü grip için uygulanan tedavi, bu rahatsızlığı iyileştirmez" diyor. Göz nezlesinin, tedavi edilmezse çok daha ağır göz hastalıklarına neden olabileceğini belirten Prof. Bavbek, göz nezlesiyle ilgili şu bilgileri veriyor:
Göz nezlesi, grip enfeksiyonundan kaynaklanmıyor. Ancak bu enfeksiyonun vücut direncinin düşürmesine bağlı olarak diğer mikroplar göz nezlesine neden olabiliyor. Gribe her yakalanın göz nezlesi olacağı ise düşünülmemeli.
Gözde bulanıklık, akıntı ve kızarıklık belirtileriyle ortaya çıkan göz nezlesinde, gözün kornea denilen saydam tabakası da zarar görüyor. Çocuklarda daha ağır seyreden bu durum, kalıcı göz hastalıkları yaratabiliyor.
Bulaşır öpüşmeyin!
Göz nezlesi bulaşıcıdır; ortak havlu kullanımı, öpüşme ve yakın temas gibi durumlarda başkasına geçebilir. Bir gözde başladığı zaman diğer göze ve ailenin diğer bireylerine de geçebiliyor. Bir hafta, 10 gün sürebiliyor. Özellikle kontak lens kullananlar, grip enfeksiyonu sırasında lensleri çıkarıp gözlük takmalı."
Cep telefonu beyin tümörü riskini arttırıyor
Yapılan geniş çaplı yeni bir araştırma, cep telefonlarının uzun dönem kullanımının beyin tümörü oluşum riskini artırdığını teyit etti,
Araştırmaya göre, 10 yılın üzerinde düzenli cep telefonu kullananların, kafalarının ahizeyi tuttukları yer civarında ''glioma'' adı verilen sinir sistemi tümörleri gelişmesi olasılığı yaklaşık yüzde 40 daha fazla.
Finlandiya'nın Radyasyon ve Nükleer Güvenlik Kurumu uzmanları, tümör bulunan 1521 cep telefonu kullanıcısıyla sağlıklı 3,301 kişiyi karşılaştırdı.
Araştırmaya katılanlar arasında cep telefonunu 10 yıl veya daha fazla kullananların, ahizeyi tuttukları beyin bölgesinde tümör gelişme riskinin yüzde 39 daha fazla olduğu belirlendi.
Araştırmaya göre, 10 yılın üzerinde düzenli cep telefonu kullananların, kafalarının ahizeyi tuttukları yer civarında ''glioma'' adı verilen sinir sistemi tümörleri gelişmesi olasılığı yaklaşık yüzde 40 daha fazla.
Finlandiya'nın Radyasyon ve Nükleer Güvenlik Kurumu uzmanları, tümör bulunan 1521 cep telefonu kullanıcısıyla sağlıklı 3,301 kişiyi karşılaştırdı.
Araştırmaya katılanlar arasında cep telefonunu 10 yıl veya daha fazla kullananların, ahizeyi tuttukları beyin bölgesinde tümör gelişme riskinin yüzde 39 daha fazla olduğu belirlendi.
Sırtınız ağrıyorsa hareketli olun!
Toplumun yüzde 80'ini etkileyen önemli bir sağlık problemi olan sırt ağrısı, modern çağın en sık rastlanan rahatsızlıklarından biri,
Sırt ağrılarına; yanlış oturma, duruş bozukluğu veya ağır kaldırma gibi mekanik faktörlerin yanı sıra bazı sosyal etkenler de yol açabiliyor. Özellikle de hareketsizlik; omurgaya destek olan sırt kaslarının tembelleşmesine ve istenmeyen kasılmalara neden oluyor. Sırt ağrısı olanlar egzersiz yapmayı bir yaşam biçimi haline getirmeli.
Sırt ağrılarına; yanlış oturma, duruş bozukluğu veya ağır kaldırma gibi mekanik faktörlerin yanı sıra bazı sosyal etkenler de yol açabiliyor. Özellikle de hareketsizlik; omurgaya destek olan sırt kaslarının tembelleşmesine ve istenmeyen kasılmalara neden oluyor. Sırt ağrısı olanlar egzersiz yapmayı bir yaşam biçimi haline getirmeli.
Dışarıdan formda, içeriden şişman olabilirsiniz
İngiltere’de geçtiğimiz günlerde sonuçları açıklanan araştırma, zinde ve formda dış görünüme sahip kişilerin iç organlarındaki yağlanma oranının, kimi zaman tombullara oranla daha tehlikeli boyutlara ulaşabildiğini ortaya koydu.
İngiltere’de yayınlanan Daily Telegraph gazetesinin internet sitesinde yer alan habere göre, bu ülkedeki Tıbbi Araştırmalar Konseyinin Klinik Bilimler Merkezinden bir ekip, Londra’daki Hammersmith Hastanesindeki görüntüleme merkezinde, çeşitli boy ve kilolardaki 600 gönüllünün "yağ dağılım haritasını" çıkardı.
Araştırma, 10 katılımcıdan 4’ünün "dışarıdan formda, ancak içeriden şişman" olduğunu ortaya koydu.
Araştırma ekibinin başında bulunan Prof. Dr. Jimmy Bell, "aldığı birkaç kiloyu hemen belli edenlerle, kilo almasına karşı görüntüsünü koruyanlar" arasındaki farkın, çok tehlikeli bir yerde, hayati iç organlarda olabileceğine dikkati çekti.
Prof. Dr. Bell, şişmanlığa bakışlarını bir ölçüde değiştiren araştırmanın sonuçlarını, "Dışarıdan formda görünen kişi, kilolu birine oranla daha yüksek oranda tehlikeli ve gizli yağ bulundurabilir, bu yağlar da genellikle hayati iç organların çevresinde toplanmaktadır" şeklinde özetledi.
Prof. Dr. Bell, karaciğer, kalp ve pankreasında yağlanma olan kişinin, dış yağları fazla oran birine oranla tip 2 diyabete yakalanma ya da kalp krizi geçirme olasılığının daha yüksek olduğuna dikkati çekti.
"DİYET TAKINTI HALİNE GELDİ AMA..."
Şişmanlık oranının hesaplanmasında kullanılan beden kitle endeksinin, kişilere önemli veriler sunmakla birlikte, kimi zaman bireyleri yanıltabileceğine işaret eden Prof. Dr. Bell, şunları kaydetti:
"Beden kitle endeksiniz size tombul mu obez mi olduğunuzu söyleyebilir ama vücudunuzun içinde bulunan yağ oranınıza ilişkin bilgi vermez. İri, ancak fiziksel olarak aktif kişi, kusursuz derecede sağlıklı konuma sahip olabilir.
İnsanlar diyet konusunu adeta takıntı haline getirdiler. Oysa ki, egzersiz olmadan uygulanan diyet programı ile yağların yanlış yerlerde birikmesine neden olunabilir. Yaşam biçiminizde büyük değişiklikler meydana getirmeden de, fiziksel aktivitelerinizi artırmak mümkün.
Araştırma raporunda, deneklerden elde edilen sonuçlar, yaşam alışkanlıklarıyla birlikte sunuldu. Buna göre, beden kitle endeksi 27.7 olarak hesaplanan, spor yapmaktan hoşlanmadığını belirten 23 yaşındaki Simon Relph’in, vücudunda 15 litre "iç yağ" bulunduğu görülürken, beden kitle endeksi 28.1 olan, haftada üç kez futbol oynayan 23 yaşındaki Neil Ferguson’da ise bu oran 4 litre olarak saptandı.
Standart yaklaşımlar Ferguson’un birçok hastalığa karşı daha fazla risk altında olduğunu gösterse de, "içeriden" bakıldığında Ferguson, dışarıdan göründüğünün tersine daha sağlıklı bir tablo çizdi.
İngiltere’de yayınlanan Daily Telegraph gazetesinin internet sitesinde yer alan habere göre, bu ülkedeki Tıbbi Araştırmalar Konseyinin Klinik Bilimler Merkezinden bir ekip, Londra’daki Hammersmith Hastanesindeki görüntüleme merkezinde, çeşitli boy ve kilolardaki 600 gönüllünün "yağ dağılım haritasını" çıkardı.
Araştırma, 10 katılımcıdan 4’ünün "dışarıdan formda, ancak içeriden şişman" olduğunu ortaya koydu.
Araştırma ekibinin başında bulunan Prof. Dr. Jimmy Bell, "aldığı birkaç kiloyu hemen belli edenlerle, kilo almasına karşı görüntüsünü koruyanlar" arasındaki farkın, çok tehlikeli bir yerde, hayati iç organlarda olabileceğine dikkati çekti.
Prof. Dr. Bell, şişmanlığa bakışlarını bir ölçüde değiştiren araştırmanın sonuçlarını, "Dışarıdan formda görünen kişi, kilolu birine oranla daha yüksek oranda tehlikeli ve gizli yağ bulundurabilir, bu yağlar da genellikle hayati iç organların çevresinde toplanmaktadır" şeklinde özetledi.
Prof. Dr. Bell, karaciğer, kalp ve pankreasında yağlanma olan kişinin, dış yağları fazla oran birine oranla tip 2 diyabete yakalanma ya da kalp krizi geçirme olasılığının daha yüksek olduğuna dikkati çekti.
"DİYET TAKINTI HALİNE GELDİ AMA..."
Şişmanlık oranının hesaplanmasında kullanılan beden kitle endeksinin, kişilere önemli veriler sunmakla birlikte, kimi zaman bireyleri yanıltabileceğine işaret eden Prof. Dr. Bell, şunları kaydetti:
"Beden kitle endeksiniz size tombul mu obez mi olduğunuzu söyleyebilir ama vücudunuzun içinde bulunan yağ oranınıza ilişkin bilgi vermez. İri, ancak fiziksel olarak aktif kişi, kusursuz derecede sağlıklı konuma sahip olabilir.
İnsanlar diyet konusunu adeta takıntı haline getirdiler. Oysa ki, egzersiz olmadan uygulanan diyet programı ile yağların yanlış yerlerde birikmesine neden olunabilir. Yaşam biçiminizde büyük değişiklikler meydana getirmeden de, fiziksel aktivitelerinizi artırmak mümkün.
Araştırma raporunda, deneklerden elde edilen sonuçlar, yaşam alışkanlıklarıyla birlikte sunuldu. Buna göre, beden kitle endeksi 27.7 olarak hesaplanan, spor yapmaktan hoşlanmadığını belirten 23 yaşındaki Simon Relph’in, vücudunda 15 litre "iç yağ" bulunduğu görülürken, beden kitle endeksi 28.1 olan, haftada üç kez futbol oynayan 23 yaşındaki Neil Ferguson’da ise bu oran 4 litre olarak saptandı.
Standart yaklaşımlar Ferguson’un birçok hastalığa karşı daha fazla risk altında olduğunu gösterse de, "içeriden" bakıldığında Ferguson, dışarıdan göründüğünün tersine daha sağlıklı bir tablo çizdi.
Yüz felcine karşı sakız
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Şirzat Çoğalgil, yüz felcinden korunmanın en etkin tedavisinin sakız çiğneyip balon şişirmek olduğunu söyledi :
Yüz felcinin, yüzün sağ ve sol kısmında bulunan sinirlerde genellikle soğuğa bağlı olarak ödem oluşmasından kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Çoğalgil, Yüz felci daha çok araç sürücülerinde ve kayak yapanlarda görülmektedir.
Halk arasında şöfor hastalığı olarak bilinen yüz felcinden korunmanın en etkin yolu sakız çiğneyip balon şişirerek çene ve yüz kaslarını güçlendirmektir” dedi.
Sıcak yaz günlerinde açılan klimanın ve seyahat ederken açılan camın yüz felcine neden olduğunu söyleyen Prof.Dr. Çoğalgil, şöyle konuştu:
“Kış aylarında aracın kalorifelerinden bunalan sürücüler, hava almak için camı açtıklarında suratlarına vuran soğuk hava, yüz felcinin meydana gelmesine neden olur. Yüz felci araç sürücülerinin yanı sıra, korumasız olarak kayak yapanlarda da sık görülür.”
Prof.Dr. Çoğalgil, yüz felcinin ağızda yamulmaya ve gözde kapanmaya neden olduğunu açıklayarak şöyle devam etti:
“Yüz felci, yakalanan kişinin yaşam kalitesini bozarak, toplum içerisine çıkmasını engeller. Tedavi edilmemesi halinde, kapanan gözde görme kaybına bile neden olabilir.
İyi bir tedaviyle bir aylık zaman içerisinde normale dönülebilen yüz felcinde, vakit kaybetmeden nöroloğa ya da fizik tedavi uzmanına gidilmesi gerekir. Ödem çözücü ilaçlar kullanırken, fizyoterapiye başlanılması gerekir. En etkin tedavisi de yüz ve çene kaslarını güçlendirmek için sakız çiğneyip, balon şişirmektir.”
Yüz felcinin, yüzün sağ ve sol kısmında bulunan sinirlerde genellikle soğuğa bağlı olarak ödem oluşmasından kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Çoğalgil, Yüz felci daha çok araç sürücülerinde ve kayak yapanlarda görülmektedir.
Halk arasında şöfor hastalığı olarak bilinen yüz felcinden korunmanın en etkin yolu sakız çiğneyip balon şişirerek çene ve yüz kaslarını güçlendirmektir” dedi.
Sıcak yaz günlerinde açılan klimanın ve seyahat ederken açılan camın yüz felcine neden olduğunu söyleyen Prof.Dr. Çoğalgil, şöyle konuştu:
“Kış aylarında aracın kalorifelerinden bunalan sürücüler, hava almak için camı açtıklarında suratlarına vuran soğuk hava, yüz felcinin meydana gelmesine neden olur. Yüz felci araç sürücülerinin yanı sıra, korumasız olarak kayak yapanlarda da sık görülür.”
Prof.Dr. Çoğalgil, yüz felcinin ağızda yamulmaya ve gözde kapanmaya neden olduğunu açıklayarak şöyle devam etti:
“Yüz felci, yakalanan kişinin yaşam kalitesini bozarak, toplum içerisine çıkmasını engeller. Tedavi edilmemesi halinde, kapanan gözde görme kaybına bile neden olabilir.
İyi bir tedaviyle bir aylık zaman içerisinde normale dönülebilen yüz felcinde, vakit kaybetmeden nöroloğa ya da fizik tedavi uzmanına gidilmesi gerekir. Ödem çözücü ilaçlar kullanırken, fizyoterapiye başlanılması gerekir. En etkin tedavisi de yüz ve çene kaslarını güçlendirmek için sakız çiğneyip, balon şişirmektir.”
Monday, March 12, 2007
EN ÇOK GÖRÜLEN AĞRI GERİLİM AĞRISI
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Hande Türker, gerilim baş ağrısının en sık rastlanan baş ağrısı tipi olduğunu söyledi.
OMÜ Hemodiyaliz ve Onkoloji Merkezi''nde düzenlenen Hasta Eğitim Toplantısı''nda ''Nörolojik Kökenli Ağrılar'' konulu sunum yapan Yrd. Doç. Dr. Hande Türker, beyin omurilik ve çevresel sinir sisteminden kaynaklanan ağrıların nörolojik kökenli ağrılar olduğunu kaydetti. Bu gruptaki ağrı tiplerinin en önde gelenlerinin baş ağrısı ve nöropatik ağrılar olduğunu belirten Türker, ''Gerilim baş ağrısı, en sık rastlanan baş ağrısı tipidir. Baş ağrısı nedeniyle başvuran hastalar, birinci basamak hizmetleri dahil birçok hekime başvurmaktadırlar. Ancak unutulmamalıdır ki, baş ağrısının tanı, ayırıcı tanı ve tedavisinden sorumlu birim nörolojidir.
Baş ağrısı nedeniyle daha önce acil servise ya da sağlık ocaklarına başvuran hastaların baş ağrısının doğru bir ayırıcı tanı ile sınıflandırılması ve tedavi için mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulması gerekmektedir'' diye konuştu.
Nöropatik ağrının merkezi ya da çevresel sinir sisteminin hasarlanması ile ortaya çıktığını ifade eden Türker, uyuşma, yanma, batma, karıncalanma, elektrik şokuna benzer ağrılar, gövdenin bir bölümünde, kolda ve bacaklarda en çok da el ve ayaklarda üşüme, ağrılı bir uyaran yokken ağrı algılama ya da olmayan bir uyarının ağrı olarak algılanması gibi belirtileri olduğuna dikkat çekti. Tüm dünyada yapılan araştırmalar sonucunda toplumda nöropatik ağrı görülme oranının binde 15 olduğunu vurgulayan Türker, ''Ancak bu oran şeker hastalığının başlangıç çerçevesinde yüzde 8, ilerlemiş şeker hastalığında ise yüzde 64''e kadar çıkmaktadır. Buna karşın nöropatik ağrılı hastalarda yakın zamanlarda yapılan anket ve çalışmalar, bu sorunun gerek hasta, gerekse hekimler tarafından yeterince tanınmadığını, dolayısıyla yeterince, verimli olarak tedavi edilmediğini göstermektedir. Nöropatik ağrının tedavisinde günümüzde birçok yeni tedavi ajanları, ilaç tedavisi alternatifleri arasına alınmıştır. Üniversitemizde Nöroloji Anabilim Dalı bünyesinde nöropatik ağrı polikliniği kurulmuştur ve düzenli hizmet verilmektedir'' şeklinde konuştu.
OMÜ Hemodiyaliz ve Onkoloji Merkezi''nde düzenlenen Hasta Eğitim Toplantısı''nda ''Nörolojik Kökenli Ağrılar'' konulu sunum yapan Yrd. Doç. Dr. Hande Türker, beyin omurilik ve çevresel sinir sisteminden kaynaklanan ağrıların nörolojik kökenli ağrılar olduğunu kaydetti. Bu gruptaki ağrı tiplerinin en önde gelenlerinin baş ağrısı ve nöropatik ağrılar olduğunu belirten Türker, ''Gerilim baş ağrısı, en sık rastlanan baş ağrısı tipidir. Baş ağrısı nedeniyle başvuran hastalar, birinci basamak hizmetleri dahil birçok hekime başvurmaktadırlar. Ancak unutulmamalıdır ki, baş ağrısının tanı, ayırıcı tanı ve tedavisinden sorumlu birim nörolojidir.
Baş ağrısı nedeniyle daha önce acil servise ya da sağlık ocaklarına başvuran hastaların baş ağrısının doğru bir ayırıcı tanı ile sınıflandırılması ve tedavi için mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulması gerekmektedir'' diye konuştu.
Nöropatik ağrının merkezi ya da çevresel sinir sisteminin hasarlanması ile ortaya çıktığını ifade eden Türker, uyuşma, yanma, batma, karıncalanma, elektrik şokuna benzer ağrılar, gövdenin bir bölümünde, kolda ve bacaklarda en çok da el ve ayaklarda üşüme, ağrılı bir uyaran yokken ağrı algılama ya da olmayan bir uyarının ağrı olarak algılanması gibi belirtileri olduğuna dikkat çekti. Tüm dünyada yapılan araştırmalar sonucunda toplumda nöropatik ağrı görülme oranının binde 15 olduğunu vurgulayan Türker, ''Ancak bu oran şeker hastalığının başlangıç çerçevesinde yüzde 8, ilerlemiş şeker hastalığında ise yüzde 64''e kadar çıkmaktadır. Buna karşın nöropatik ağrılı hastalarda yakın zamanlarda yapılan anket ve çalışmalar, bu sorunun gerek hasta, gerekse hekimler tarafından yeterince tanınmadığını, dolayısıyla yeterince, verimli olarak tedavi edilmediğini göstermektedir. Nöropatik ağrının tedavisinde günümüzde birçok yeni tedavi ajanları, ilaç tedavisi alternatifleri arasına alınmıştır. Üniversitemizde Nöroloji Anabilim Dalı bünyesinde nöropatik ağrı polikliniği kurulmuştur ve düzenli hizmet verilmektedir'' şeklinde konuştu.
YUNANLILAR BEHÇET HASTALIĞINI SAHİPLENDİ!
Türk kültürünün eşsiz zenginliklerine bir bir el atan Yunanlar, şimdi de Behçet''i sahiplendi. Lokum ile başlayan, daha sonra baklava, karagöz ve kemençeyi sahiplenen Yunanlar, şimdi de Behçet hastalığını sahiplenme peşinde.
Yunan doktorlar dünya tıp literatürüne hastalığı bulan Prof. Dr. Hulusi Behçet''in ismiyle ''behçet hastalığı'' olarak geçen hastalığın daha önceden bir yunan doktor tarafından tanımlandığı ve isminin de değiştirilmesi gerektiğini iddia ediyor. Türk doktorlarsa bu talebi tepkili. Gazi Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Gürer, 1937 yılında ilk kez Behçet tarafından bulundu ve 1948 yılında Cenevre''de bir kongrede hastalığın adının Behçet olmasına karar verildiğini hatırlattı. Bir grup Yunan doktor, yıllardır dünyadaki tüm tıp literatürlerinde Türk doktor Hulusi Behçet''in adıyla anılan Behçet hastalığının adını değiştirmeye çalışması Türkiye''de yankı buldu. Prof. Dr. Gürer, ''Yunan kökenli dermatologlar hastalığın isminin Adamantiades Behçet olarak değiştirilmesi yönünde girişimde bulunuyorlar. Kongrelerinde bu şekilde isimlendiriyorlar. Küçük bir gurubu da ikna etmişler. 6 binden fazla yayınlanmış bilimsel makalede hastalık ''Behçet'' adıyla yer alıyor. Yunanlı doktorlar ise bu hastalığı ilk olarak Adamantiades isimli bir Yunan hekimi tarafından tanımlandığını iddia ediyorlar. Bunun ilk bulguları Hipokrat''a kadar dayanıyor. O zaman biz bu hastalığı Hipokrat-Adamantiades-Behçet mi diyeceğiz? Böyle şey olmaz'' diye konuştu. Gürer, söz konusu hastalığın kafa karıştırmaktan öteye gidemeyeceğini belirterek, ''Gururluyum böyle bir hastalığın Türk ismiyle biliniyor olmasından'' dedi. Gürer ayrıca, Yunan Dermatologlar, gelecek yıl Türkiye''de düzenlenecek Behçet Hastalığı sempozyumunun isminin de değiştirilmesini talep ettiklerini hatırlatarak, Türk hekimlerin bunu kabul etmediklerini ifade etti
Yunan doktorlar dünya tıp literatürüne hastalığı bulan Prof. Dr. Hulusi Behçet''in ismiyle ''behçet hastalığı'' olarak geçen hastalığın daha önceden bir yunan doktor tarafından tanımlandığı ve isminin de değiştirilmesi gerektiğini iddia ediyor. Türk doktorlarsa bu talebi tepkili. Gazi Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Gürer, 1937 yılında ilk kez Behçet tarafından bulundu ve 1948 yılında Cenevre''de bir kongrede hastalığın adının Behçet olmasına karar verildiğini hatırlattı. Bir grup Yunan doktor, yıllardır dünyadaki tüm tıp literatürlerinde Türk doktor Hulusi Behçet''in adıyla anılan Behçet hastalığının adını değiştirmeye çalışması Türkiye''de yankı buldu. Prof. Dr. Gürer, ''Yunan kökenli dermatologlar hastalığın isminin Adamantiades Behçet olarak değiştirilmesi yönünde girişimde bulunuyorlar. Kongrelerinde bu şekilde isimlendiriyorlar. Küçük bir gurubu da ikna etmişler. 6 binden fazla yayınlanmış bilimsel makalede hastalık ''Behçet'' adıyla yer alıyor. Yunanlı doktorlar ise bu hastalığı ilk olarak Adamantiades isimli bir Yunan hekimi tarafından tanımlandığını iddia ediyorlar. Bunun ilk bulguları Hipokrat''a kadar dayanıyor. O zaman biz bu hastalığı Hipokrat-Adamantiades-Behçet mi diyeceğiz? Böyle şey olmaz'' diye konuştu. Gürer, söz konusu hastalığın kafa karıştırmaktan öteye gidemeyeceğini belirterek, ''Gururluyum böyle bir hastalığın Türk ismiyle biliniyor olmasından'' dedi. Gürer ayrıca, Yunan Dermatologlar, gelecek yıl Türkiye''de düzenlenecek Behçet Hastalığı sempozyumunun isminin de değiştirilmesini talep ettiklerini hatırlatarak, Türk hekimlerin bunu kabul etmediklerini ifade etti
Friday, March 9, 2007
HER 100 CİHAZDAN 6SI YÜKSEK RADYASYON YAYIYOR
Türk Saglik-Sen Adana Sube Baskani Ethem Tunç, Türkiyede bulunan saglik kuruluslarindaki röntgen cihazlarinin 50 yili askin süredir kullanildigini söyleyerek, her 100 cihazdan 6sinin yüksek radyasyon yaydigini iddia etti.
Tunç, düzenledigi basin toplantisinda, sendikalarinin yaptigi arastirmalara göre, saglik kuruluslarindaki röntgen cihazlarinin yüzde 45''inin 20 yillik veya daha eski oldugunu söyledi. Tunç, her 100 cihazdan 6''sinin 1956 model oldugunu ve yüksek miktarda radyasyon yaydigini öne sürerek, cihazlarin yüzde 31''inin lisanssiz ve röntgen birimlerinin yüzde 44.44''ünün ruhsatinin olmadigini savundu. Röntgen cihazlarinin bakimlarinin yapilmadigin ileri süren Tunç, ''Yaptigimiz arastirmaya göre tüm cihazlarin 4''te 3''ünden fazlasinin rutin ölçüm ve kalibrasyonlarinin yapilmadigi da ortaya çikti. Saglik kuruluslarindaki röntgen cihazlari risk olusturmaktadir. Ortada böylesine vahim bir tablo varken, teknisyenlerin çalisma saatlerini yükseltmek, çalisanin sagligina sirt çevirmektir'' dedi.
Tunç, düzenledigi basin toplantisinda, sendikalarinin yaptigi arastirmalara göre, saglik kuruluslarindaki röntgen cihazlarinin yüzde 45''inin 20 yillik veya daha eski oldugunu söyledi. Tunç, her 100 cihazdan 6''sinin 1956 model oldugunu ve yüksek miktarda radyasyon yaydigini öne sürerek, cihazlarin yüzde 31''inin lisanssiz ve röntgen birimlerinin yüzde 44.44''ünün ruhsatinin olmadigini savundu. Röntgen cihazlarinin bakimlarinin yapilmadigin ileri süren Tunç, ''Yaptigimiz arastirmaya göre tüm cihazlarin 4''te 3''ünden fazlasinin rutin ölçüm ve kalibrasyonlarinin yapilmadigi da ortaya çikti. Saglik kuruluslarindaki röntgen cihazlari risk olusturmaktadir. Ortada böylesine vahim bir tablo varken, teknisyenlerin çalisma saatlerini yükseltmek, çalisanin sagligina sirt çevirmektir'' dedi.
KANSER MÜCADELESİNDE TÜRK PATENTLİ İLAÇ YOK
EÜ Medikal Onkoloji Bilim Dali Baskani Prof. Dr. Erdem Göker, Ilaç gelistirip satsak, petrol bulmus gibi oluruz dedi.
Ege Üniversitesi Tip Fakültesi Tülay Aktas Onkoloji Hastanesi Medikal Onkoloji Bilim Dali Baskani Prof. Dr. Erdem Göker, kanser tedavisinde kullanilan ilaçlarin bir kutusunun 50 YTL ile 4 bin YTL arasinda degistigini belirterek, ''Ilaç gelistirip satsak, petrol bulmus gibi oluruz'' dedi.
Türkiye''de satilan ilaçlarin yüzde 95''e yakininin ithal olduguna ve kanser tedavisinde kullanilan ilaçlarin fiyatinin bir kutusunun 50 YTL ile 4 bin YTL arasinda degistigine dikkat çeken Prof. Dr. Erdem Göker, ''Özellikle onkolojide (kanser tedavisinde) Türk patentli ilaç yok. Bu ilaçlarda disa bagimli oldugumuz için milyarlarca liramiz her yil yurtdisina akiyor. Bazi ilaçlarin aylik maliyeti 4-5 bin dolara ulasabiliyor. Bu konuya mutlaka bir çözüm bulunmasi gerekiyor. Bir ilaç gelistirip satsak, adeta petrol bulmus gibi oluruz'' dedi.
Türkiye''nin artik kendi ilacini üretip satmasi gerektiginin altini çizen Göker, ''Türk patentli ilacimiz yok. Onkolojide orijinalinin disinda jenerik (esdeger) kanser ilaci dahi bulunmuyor. Bu büyük bir handikap'' diye konustu.
Ilaçta esas maliyeti klinik çalismalar olusturuyor.
Son yillarda Hindistan, Çin, Tayland gibi ülkelerin baskalarinin buldugu ilaçlari ucuz olarak ürettigine isaret eden Göker, ''Ilaçta esas maliyeti ilacin hammaddesinin disinda, klinik çalismalar olusturuyor. Firmalar esas parayi oraya yatiriyor. Bu para da ilaç fiyatlarina yansiyarak, fiyatlarin sürekli artmasina neden oluyor'' seklinde konustu.
Ege Üniversitesi Tip Fakültesi Tülay Aktas Onkoloji Hastanesi Medikal Onkoloji Bilim Dali Baskani Prof. Dr. Erdem Göker, kanser tedavisinde kullanilan ilaçlarin bir kutusunun 50 YTL ile 4 bin YTL arasinda degistigini belirterek, ''Ilaç gelistirip satsak, petrol bulmus gibi oluruz'' dedi.
Türkiye''de satilan ilaçlarin yüzde 95''e yakininin ithal olduguna ve kanser tedavisinde kullanilan ilaçlarin fiyatinin bir kutusunun 50 YTL ile 4 bin YTL arasinda degistigine dikkat çeken Prof. Dr. Erdem Göker, ''Özellikle onkolojide (kanser tedavisinde) Türk patentli ilaç yok. Bu ilaçlarda disa bagimli oldugumuz için milyarlarca liramiz her yil yurtdisina akiyor. Bazi ilaçlarin aylik maliyeti 4-5 bin dolara ulasabiliyor. Bu konuya mutlaka bir çözüm bulunmasi gerekiyor. Bir ilaç gelistirip satsak, adeta petrol bulmus gibi oluruz'' dedi.
Türkiye''nin artik kendi ilacini üretip satmasi gerektiginin altini çizen Göker, ''Türk patentli ilacimiz yok. Onkolojide orijinalinin disinda jenerik (esdeger) kanser ilaci dahi bulunmuyor. Bu büyük bir handikap'' diye konustu.
Ilaçta esas maliyeti klinik çalismalar olusturuyor.
Son yillarda Hindistan, Çin, Tayland gibi ülkelerin baskalarinin buldugu ilaçlari ucuz olarak ürettigine isaret eden Göker, ''Ilaçta esas maliyeti ilacin hammaddesinin disinda, klinik çalismalar olusturuyor. Firmalar esas parayi oraya yatiriyor. Bu para da ilaç fiyatlarina yansiyarak, fiyatlarin sürekli artmasina neden oluyor'' seklinde konustu.
PROSTAT KANSERİNDE YANILTICI TEŞHİSLER ORTADAN KALKIYOR
ABDli arastirmacilar, doktorlarin yakinda prostat kanserleri vakalarinda daha dogru teshislere ulasabilecegini açikladi.
ABD''deki Oregan Saglik ve Bilim Üniversitesi''nden (OHSU) bir arastirma ekibi, her yil 1 milyondan fazla prostat dokusunun incelendigini belirterek, bunlardan ancak yüzde 25''sinin pozitif çiktigini belirtti. ABD''li arastirmacilar, bununla birlikte bunlardan yüzde 25''sinin ilk incelemede negatif çikmasina ragmen daha sonra prostat kanseri olduklarinin tespit edildigini bildirdi.
ABD''nin Orlando sehrindeki Çok Disiplinli Prostat Kanseri Sempozyumu''nda sunulmasi beklenen yeni arastirmanin, ilk doku incelemesinde negatif sonuç alinan hastalardan hangilerinin ikinci incelemeye ihtiyaç duyduklarini belirlemeye yardim edebilecegi kaydedildi.
Arastirma, 511 erkek üzerinde gerçeklestirildi.
OHSU Tip Fakültesi Üroloji Uzmani ve arastirmayi yöneten Dr. Mark Garzotto yaptigi açiklamada, su ana kadar teshis sürecinde negatif sonuç alinmasi halinde hastalara yapacaklari kesin tavsiyelerinin olmadigini belirterek, yeni arastirmayla ürologlarin kimin yüksek riskli prostat kanseri oldugunu belirleyebileceklerini söyledi.
Açiklamada, Garzotto''nun basinda bulundugu arastirma ekibinin incelemelerini, prostat kanseri süphesiyle üroloji kliniklerine giden ancak tümünde negatif sonuç çikan 511 erkek üzerinde gerçeklestirdigi ifade edildi.
ABD''deki Oregan Saglik ve Bilim Üniversitesi''nden (OHSU) bir arastirma ekibi, her yil 1 milyondan fazla prostat dokusunun incelendigini belirterek, bunlardan ancak yüzde 25''sinin pozitif çiktigini belirtti. ABD''li arastirmacilar, bununla birlikte bunlardan yüzde 25''sinin ilk incelemede negatif çikmasina ragmen daha sonra prostat kanseri olduklarinin tespit edildigini bildirdi.
ABD''nin Orlando sehrindeki Çok Disiplinli Prostat Kanseri Sempozyumu''nda sunulmasi beklenen yeni arastirmanin, ilk doku incelemesinde negatif sonuç alinan hastalardan hangilerinin ikinci incelemeye ihtiyaç duyduklarini belirlemeye yardim edebilecegi kaydedildi.
Arastirma, 511 erkek üzerinde gerçeklestirildi.
OHSU Tip Fakültesi Üroloji Uzmani ve arastirmayi yöneten Dr. Mark Garzotto yaptigi açiklamada, su ana kadar teshis sürecinde negatif sonuç alinmasi halinde hastalara yapacaklari kesin tavsiyelerinin olmadigini belirterek, yeni arastirmayla ürologlarin kimin yüksek riskli prostat kanseri oldugunu belirleyebileceklerini söyledi.
Açiklamada, Garzotto''nun basinda bulundugu arastirma ekibinin incelemelerini, prostat kanseri süphesiyle üroloji kliniklerine giden ancak tümünde negatif sonuç çikan 511 erkek üzerinde gerçeklestirdigi ifade edildi.
SİNDİRİM SİSTEMİ HASTALIKLARI VE TEDAVİ
Ondokuz Mayis Üniversitesi (OMÜ) Tip Fakültesi Ögretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Bektas, gelismis ülkelerde artik 50 yasindan sonra herkeste özellikle alt sindirim sistemi kanseri konusunda taramalar yapildigini belirtti.
OMÜ Hemodiyaliz ve Onkoloji Merkezi tarafindan düzenlenen ''Hasta Egitim Seminerleri''ne konusmaci olarak katilan Prof. Dr. Ahmet Bektas, ''Sindirim Sistemi Hastaliklari ve Endoskopi'' konulu bir sunum yapti. Sindirim sistemi hastaliklarinin toplumda sik sik görüldügünü, 1970''li yillarda endoskopinin kullanima girmesinin ardindan hastaligin tani, tedavi ve takibinde çag atlandigini belirten Bektas, son yillarda ince bagirsaklarin daha iyi tetkik edilmesi amaciyla kapsül endoskopi, çift balon endoskopisi gibi önemli gelismelerin oldugunu söyledi.
Koruyucu aile hekimliginin önemine de deginen Bektas, ''Gelismis ülkelerde artik 50 yasindan sonra herkeste özellikle alt sindirim sistemi kanseri konusunda taramalara baslanmistir. Bu taramalara ailesinde sindirim sistemi kanseri veya kanser riski olan kisilerde daha erken baslanmasi gerekmektedir. Sindirim sistemi hastaliklari genellikle geç dönemde sikayetlere yol açmaktadir. Bir kiside 45-50 yasindan sonra yeni baslayan hazimsizlik, istemsiz kilo kaybi, sindirim sistemi kanamasi, ilerleyici yutma güçlügü, yutma sirasinda agri, nedeni açiklanamayan demir eksikligi anemisi, devamli kusma, kitle veya büyümüs lenf bezi, sarilik, kronik ishal, nedeni açiklanamayan kronik karin agrisi varsa önemli bir hastalik belirtisi olabilecegi akla gelmeli ve doktora basvurulmalidir'' dedi.
Bektas, sindirim sistemi kanamalarinda kanser gelisme riski olan polip gibi lezyonlarin tedavisinde endoskopinin basariyla kullanildigini sözlerine ekledi.
OMÜ Hemodiyaliz ve Onkoloji Merkezi tarafindan düzenlenen ''Hasta Egitim Seminerleri''ne konusmaci olarak katilan Prof. Dr. Ahmet Bektas, ''Sindirim Sistemi Hastaliklari ve Endoskopi'' konulu bir sunum yapti. Sindirim sistemi hastaliklarinin toplumda sik sik görüldügünü, 1970''li yillarda endoskopinin kullanima girmesinin ardindan hastaligin tani, tedavi ve takibinde çag atlandigini belirten Bektas, son yillarda ince bagirsaklarin daha iyi tetkik edilmesi amaciyla kapsül endoskopi, çift balon endoskopisi gibi önemli gelismelerin oldugunu söyledi.
Koruyucu aile hekimliginin önemine de deginen Bektas, ''Gelismis ülkelerde artik 50 yasindan sonra herkeste özellikle alt sindirim sistemi kanseri konusunda taramalara baslanmistir. Bu taramalara ailesinde sindirim sistemi kanseri veya kanser riski olan kisilerde daha erken baslanmasi gerekmektedir. Sindirim sistemi hastaliklari genellikle geç dönemde sikayetlere yol açmaktadir. Bir kiside 45-50 yasindan sonra yeni baslayan hazimsizlik, istemsiz kilo kaybi, sindirim sistemi kanamasi, ilerleyici yutma güçlügü, yutma sirasinda agri, nedeni açiklanamayan demir eksikligi anemisi, devamli kusma, kitle veya büyümüs lenf bezi, sarilik, kronik ishal, nedeni açiklanamayan kronik karin agrisi varsa önemli bir hastalik belirtisi olabilecegi akla gelmeli ve doktora basvurulmalidir'' dedi.
Bektas, sindirim sistemi kanamalarinda kanser gelisme riski olan polip gibi lezyonlarin tedavisinde endoskopinin basariyla kullanildigini sözlerine ekledi.
EVDE KAN BASINCI ÖLÇÜMÜNE DİKKAT
Prof. Dr. Tekin Akpolat hipertansiyonu olan hastaların takibinde ev ölçümlerinin öneminin giderek arttığını söyledi.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tekin Akpolat, hipertansiyonu olan hastaların takibinde ev ölçümlerinin sıklığı ve öneminin giderek arttığına dikkat çekerek, evde kan basıncı ölçümünün önemine değindi.
Dr. Demet Karadenizli''nin koordinasyonunda OMÜ Hemodiyaliz ve Onkoloji Merkezi''ndeki ''Hasta Eğitim Semineri''nde ''Hipertansiyon-Kan Basıncı Takibi'' konusunu ele alan Prof. Dr. Tekin Akpolat, ''Hastane ölçümlerinde hedef kan basınca 140/90 mm Hg''nin altında iken ev ölçümlerinde hedef kan basıncı 130/85 mm Hg''dir'' dedi.
Ev ölçümlerinde; kan basıncını ölçen kişinin gerekli eğitimi almış olması, kan basıncını ölçen aletin doğru ölçüm yaptığından emin olunması ve kullanım kılavuzuna mutlaka uyulmasının dikkat edilmesi gereken noktalar olduğunu vurgulayan Akpolat, ''Kan basıncı günün herhangi bir saatinde ölçülebilir, her gün değişik saatlerde ölçülmesi daha yararlıdır. Sabah, öğle, akşam, yatarken gibi. İlaçları almadan önce ve aldıktan sonra da ölçülebilir. Hasta kendisini ne zaman kötü hissederse ölçülmelidir. Kan basıncı hastanın yakınmalarının olduğu dönemlerde mutlaka ölçülmelidir. Kan basıncını ölçmek veya ölçtürmek için yakınma olması beklenmemelidir'' diye konuştu.
8-10 kez ölçmenin hastaya her hangi bir faydası yok
Kan basıncını günde 1-2 kez ölçmenin genellikle yeterli olduğuna da işaret eden Akpolat, şunları söyledi:
''Hasta kendisini ne zaman kötü hissederse ölçülmesinde yarar vardır. Kan basıncı belli bir dengeye geldikten sonra haftada 2-3 kez ölçmek genellikle yeterlidir. Günde 8-10 kez ölçmek genellikle hastayı rahatsız eder. Kan basıncı takibi her zaman yapılmalıdır. Kan basınca ölçüm değerlerini kaydetmek alışkanlık haline getirilmelidir. Doktora muayeneye gelinmeden 1-2 hafta önce günde 1-2 kez ölçüp kaydetmekte yarar vardır.''
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tekin Akpolat, hipertansiyonu olan hastaların takibinde ev ölçümlerinin sıklığı ve öneminin giderek arttığına dikkat çekerek, evde kan basıncı ölçümünün önemine değindi.
Dr. Demet Karadenizli''nin koordinasyonunda OMÜ Hemodiyaliz ve Onkoloji Merkezi''ndeki ''Hasta Eğitim Semineri''nde ''Hipertansiyon-Kan Basıncı Takibi'' konusunu ele alan Prof. Dr. Tekin Akpolat, ''Hastane ölçümlerinde hedef kan basınca 140/90 mm Hg''nin altında iken ev ölçümlerinde hedef kan basıncı 130/85 mm Hg''dir'' dedi.
Ev ölçümlerinde; kan basıncını ölçen kişinin gerekli eğitimi almış olması, kan basıncını ölçen aletin doğru ölçüm yaptığından emin olunması ve kullanım kılavuzuna mutlaka uyulmasının dikkat edilmesi gereken noktalar olduğunu vurgulayan Akpolat, ''Kan basıncı günün herhangi bir saatinde ölçülebilir, her gün değişik saatlerde ölçülmesi daha yararlıdır. Sabah, öğle, akşam, yatarken gibi. İlaçları almadan önce ve aldıktan sonra da ölçülebilir. Hasta kendisini ne zaman kötü hissederse ölçülmelidir. Kan basıncı hastanın yakınmalarının olduğu dönemlerde mutlaka ölçülmelidir. Kan basıncını ölçmek veya ölçtürmek için yakınma olması beklenmemelidir'' diye konuştu.
8-10 kez ölçmenin hastaya her hangi bir faydası yok
Kan basıncını günde 1-2 kez ölçmenin genellikle yeterli olduğuna da işaret eden Akpolat, şunları söyledi:
''Hasta kendisini ne zaman kötü hissederse ölçülmesinde yarar vardır. Kan basıncı belli bir dengeye geldikten sonra haftada 2-3 kez ölçmek genellikle yeterlidir. Günde 8-10 kez ölçmek genellikle hastayı rahatsız eder. Kan basıncı takibi her zaman yapılmalıdır. Kan basınca ölçüm değerlerini kaydetmek alışkanlık haline getirilmelidir. Doktora muayeneye gelinmeden 1-2 hafta önce günde 1-2 kez ölçüp kaydetmekte yarar vardır.''
EVDE KAN BASINCI ÖLÇÜMÜNE DİKKAT
Prof. Dr. Tekin Akpolat hipertansiyonu olan hastaların takibinde ev ölçümlerinin öneminin giderek arttığını söyledi.
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tekin Akpolat, hipertansiyonu olan hastaların takibinde ev ölçümlerinin sıklığı ve öneminin giderek arttığına dikkat çekerek, evde kan basıncı ölçümünün önemine değindi.
Dr. Demet Karadenizli''nin koordinasyonunda OMÜ Hemodiyaliz ve Onkoloji Merkezi''ndeki ''Hasta Eğitim Semineri''nde ''Hipertansiyon-Kan Basıncı Takibi'' konusunu ele alan Prof. Dr. Tekin Akpolat, ''Hastane ölçümlerinde hedef kan basınca 140/90 mm Hg''nin altında iken ev ölçümlerinde hedef kan basıncı 130/85 mm Hg''dir'' dedi.
Ev ölçümlerinde; kan basıncını ölçen kişinin gerekli eğitimi almış olması, kan basıncını ölçen aletin doğru ölçüm yaptığından emin olunması ve kullanım kılavuzuna mutlaka uyulmasının dikkat edilmesi gereken noktalar olduğunu vurgulayan Akpolat, ''Kan basıncı günün herhangi bir saatinde ölçülebilir, her gün değişik saatlerde ölçülmesi daha yararlıdır. Sabah, öğle, akşam, yatarken gibi. İlaçları almadan önce ve aldıktan sonra da ölçülebilir. Hasta kendisini ne zaman kötü hissederse ölçülmelidir. Kan basıncı hastanın yakınmalarının olduğu dönemlerde mutlaka ölçülmelidir. Kan basıncını ölçmek veya ölçtürmek için yakınma olması beklenmemelidir'' diye konuştu.
8-10 kez ölçmenin hastaya her hangi bir faydası yok
Kan basıncını günde 1-2 kez ölçmenin genellikle yeterli olduğuna da işaret eden Akpolat, şunları söyledi:
''Hasta kendisini ne zaman kötü hissederse ölçülmesinde yarar vardır. Kan basıncı belli bir dengeye geldikten sonra haftada 2-3 kez ölçmek genellikle yeterlidir. Günde 8-10 kez ölçmek genellikle hastayı rahatsız eder. Kan basıncı takibi her zaman yapılmalıdır. Kan basınca ölçüm değerlerini kaydetmek alışkanlık haline getirilmelidir. Doktora muayeneye gelinmeden 1-2 hafta önce günde 1-2 kez ölçüp kaydetmekte yarar vardır.''
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tekin Akpolat, hipertansiyonu olan hastaların takibinde ev ölçümlerinin sıklığı ve öneminin giderek arttığına dikkat çekerek, evde kan basıncı ölçümünün önemine değindi.
Dr. Demet Karadenizli''nin koordinasyonunda OMÜ Hemodiyaliz ve Onkoloji Merkezi''ndeki ''Hasta Eğitim Semineri''nde ''Hipertansiyon-Kan Basıncı Takibi'' konusunu ele alan Prof. Dr. Tekin Akpolat, ''Hastane ölçümlerinde hedef kan basınca 140/90 mm Hg''nin altında iken ev ölçümlerinde hedef kan basıncı 130/85 mm Hg''dir'' dedi.
Ev ölçümlerinde; kan basıncını ölçen kişinin gerekli eğitimi almış olması, kan basıncını ölçen aletin doğru ölçüm yaptığından emin olunması ve kullanım kılavuzuna mutlaka uyulmasının dikkat edilmesi gereken noktalar olduğunu vurgulayan Akpolat, ''Kan basıncı günün herhangi bir saatinde ölçülebilir, her gün değişik saatlerde ölçülmesi daha yararlıdır. Sabah, öğle, akşam, yatarken gibi. İlaçları almadan önce ve aldıktan sonra da ölçülebilir. Hasta kendisini ne zaman kötü hissederse ölçülmelidir. Kan basıncı hastanın yakınmalarının olduğu dönemlerde mutlaka ölçülmelidir. Kan basıncını ölçmek veya ölçtürmek için yakınma olması beklenmemelidir'' diye konuştu.
8-10 kez ölçmenin hastaya her hangi bir faydası yok
Kan basıncını günde 1-2 kez ölçmenin genellikle yeterli olduğuna da işaret eden Akpolat, şunları söyledi:
''Hasta kendisini ne zaman kötü hissederse ölçülmesinde yarar vardır. Kan basıncı belli bir dengeye geldikten sonra haftada 2-3 kez ölçmek genellikle yeterlidir. Günde 8-10 kez ölçmek genellikle hastayı rahatsız eder. Kan basıncı takibi her zaman yapılmalıdır. Kan basınca ölçüm değerlerini kaydetmek alışkanlık haline getirilmelidir. Doktora muayeneye gelinmeden 1-2 hafta önce günde 1-2 kez ölçüp kaydetmekte yarar vardır.''
SİĞİLİ ÖNEMSEYİN
Trabzon Numune Egitim Ve Arastirma Hastanesi Deri Ve Zührevi Hastaliklar Uzmani Dr. Özcan Memis, “Her 100 kisiden 10unda sigil görülüyor dedi.
Trabzon Numune Egitim ve Arastirma Hastanesi Bashekim Yardimcisi ve Deri ve Zührevi Hastaliklar Uzmani Dr. Özcan Memis, sigilin vücudun çesitli bölgelerinde çikabilecegini belirterek, önemsenmemesi halinde hastaligin riskli sonuçlara yol açabilecegini söyledi.
Viral kökenli bulasici bir hastalik olan ve tip dilinde ''Papilloma virus'' diye adlandirilan sigilin, virüsü tasiyan kisilerle temasla deriden deriye bulasabildigini kaydeden Dr. Memis, ''Bu nedenle de sigil tasiyan kisiler bunu diger aile bireylerine, arkadaslarina bulastirabilirler. El sikisma, öpüsme, dokunma, ayni havluyu kullanmayla da bu virüs baskalarina aktarilabilir. Çogu zaman yüz, gögüs ve boyunda kahverengi düz lekeler seklinde görülüp, taninmasi ve hasta tarafindan sigil oldugunun anlasilmasi zor olabilir. Bu kahverengi, sari lekeler çogalarak tüm yüze, gögse ve hatta karin bölgesine dek yayilir. Bazen uzun yillar fark edilmeyebilirler, bu da sayilarinin artmasina neden olabilir. Elde ve ayakta ise daha kabarik üstü tirtikli deri kabalasmalari olarak görülür'' dedi.
Her 100 kisiden 10''unda bu cilt sorunuyla karsilasildigini kaydeden Dr. Özcan Memis, ''Her yasta sikça rastlanan sigiller, viral kökenli oldugu için herhangi bir tedavi yapilmadigi sürece artabilir ve büyüyebilir. Ayrica genital bölgede de sigillere rastlanilmaktadir. Bunlar genellikle seksüel temasla bulasir'' diye konustu.
Dr. Özcan Memis, vücutta çikan sigillerle kesinlikle oynanmasi, koparilmamasi ve ''geçer'' düsüncesiyle tedavisinin geciktirilmemesi gerektigine dikkat çekerek, ''Özellikle ayak tabanindaki sigiller nasirla karistirilabilir ancak nasir çogalma egiliminde degildir. Yan yana sigiller birleserek ''mozaik form'' dedigimiz genis sigil alanlari olustuturulabir ve yürümekte agri yaratabilir. Periungual tirnak etrafi sigiller ise özellikle ya tirnak yeme aliskanligi olanlarda ya da manikur yaptiranlarda sikça olusabilir ve tirnak yataginin altina yayilarak tedavileri zorlasabilir. Genital bölgede ise özellikle penis etrafinda, labiumlarin çevresinde minik kabarciklar seklindedir. Bu tür sigiller genelde cinsel iliskiyle bulasir'' seklinde konustu.
Sigil tedavisinde kullanilan krem ve jel türündeki ürünlerin genellikle az sayidaki virüslerin tedavisinde uygulandigini ifade eden Dr. Memis, ''Elektrokoter ile yakma sigil için en yaygin ve güvenilir yöntemlerden biridir. Sigil tedavi edildikten sonra da hastanin iyilesmesi bir süre izlenir. Dogru teshis ve dogru tedavi problemin çözülmesinde ve bulastiriciligin engellenmesinde önemlidir. Ancak bazi vatandaslarimiz bu sigilleri kendileri yakmaya kalkismakta ve hijyenik olmayan ortamlarda kendi tedavi yöntemlerini uygulamaya çalismaktadir. Kesinlikle sigil tedavisi ehil ellerde yapilmalidir. Aksi halde istenmeyen sorunlarla karsilasilabilinir'' uyarisinda bulundu.
Trabzon Numune Egitim ve Arastirma Hastanesi Bashekim Yardimcisi ve Deri ve Zührevi Hastaliklar Uzmani Dr. Özcan Memis, sigilin vücudun çesitli bölgelerinde çikabilecegini belirterek, önemsenmemesi halinde hastaligin riskli sonuçlara yol açabilecegini söyledi.
Viral kökenli bulasici bir hastalik olan ve tip dilinde ''Papilloma virus'' diye adlandirilan sigilin, virüsü tasiyan kisilerle temasla deriden deriye bulasabildigini kaydeden Dr. Memis, ''Bu nedenle de sigil tasiyan kisiler bunu diger aile bireylerine, arkadaslarina bulastirabilirler. El sikisma, öpüsme, dokunma, ayni havluyu kullanmayla da bu virüs baskalarina aktarilabilir. Çogu zaman yüz, gögüs ve boyunda kahverengi düz lekeler seklinde görülüp, taninmasi ve hasta tarafindan sigil oldugunun anlasilmasi zor olabilir. Bu kahverengi, sari lekeler çogalarak tüm yüze, gögse ve hatta karin bölgesine dek yayilir. Bazen uzun yillar fark edilmeyebilirler, bu da sayilarinin artmasina neden olabilir. Elde ve ayakta ise daha kabarik üstü tirtikli deri kabalasmalari olarak görülür'' dedi.
Her 100 kisiden 10''unda bu cilt sorunuyla karsilasildigini kaydeden Dr. Özcan Memis, ''Her yasta sikça rastlanan sigiller, viral kökenli oldugu için herhangi bir tedavi yapilmadigi sürece artabilir ve büyüyebilir. Ayrica genital bölgede de sigillere rastlanilmaktadir. Bunlar genellikle seksüel temasla bulasir'' diye konustu.
Dr. Özcan Memis, vücutta çikan sigillerle kesinlikle oynanmasi, koparilmamasi ve ''geçer'' düsüncesiyle tedavisinin geciktirilmemesi gerektigine dikkat çekerek, ''Özellikle ayak tabanindaki sigiller nasirla karistirilabilir ancak nasir çogalma egiliminde degildir. Yan yana sigiller birleserek ''mozaik form'' dedigimiz genis sigil alanlari olustuturulabir ve yürümekte agri yaratabilir. Periungual tirnak etrafi sigiller ise özellikle ya tirnak yeme aliskanligi olanlarda ya da manikur yaptiranlarda sikça olusabilir ve tirnak yataginin altina yayilarak tedavileri zorlasabilir. Genital bölgede ise özellikle penis etrafinda, labiumlarin çevresinde minik kabarciklar seklindedir. Bu tür sigiller genelde cinsel iliskiyle bulasir'' seklinde konustu.
Sigil tedavisinde kullanilan krem ve jel türündeki ürünlerin genellikle az sayidaki virüslerin tedavisinde uygulandigini ifade eden Dr. Memis, ''Elektrokoter ile yakma sigil için en yaygin ve güvenilir yöntemlerden biridir. Sigil tedavi edildikten sonra da hastanin iyilesmesi bir süre izlenir. Dogru teshis ve dogru tedavi problemin çözülmesinde ve bulastiriciligin engellenmesinde önemlidir. Ancak bazi vatandaslarimiz bu sigilleri kendileri yakmaya kalkismakta ve hijyenik olmayan ortamlarda kendi tedavi yöntemlerini uygulamaya çalismaktadir. Kesinlikle sigil tedavisi ehil ellerde yapilmalidir. Aksi halde istenmeyen sorunlarla karsilasilabilinir'' uyarisinda bulundu.
ÖRNEK HASTANEDEN ÖRNEK ÇALIŞMA...
Çanakkale Devlet Hastanesi, Türkiyede devlet hastaneleri arasinda ilk kez tek çati altinda modern bir göz merkezi kuruyor.
Çanakkale Devlet Hastanesi''nde yapilan bir çalismayla, Türkiye''de yer alan devlet hastaneleri arasinda ilk kez 400 metrekarelik bir alan üzerine modern ''Göz Merkezi'' kurulmaya baslandi. Konuyla ilgili açiklamalarda bulunan Çanakkale Devlet Hastanesi Göz Doktoru Hakan Topçu, Türkiye''de Devlet Hastanesi bazinda böyle bir merkezin olmadigini belirterek, ''Bu bir ilk olacak. Çogu üniversitelerde buna yakin bir çalisma var. Hatta biz bu birimle üniversite hastanelerindendaha da ileri bir düzeyde oldugumuzu söyleyebiliriz. Bu yerin bütün hastaneler için örnek olacagini düsünüyorum. Göz merkezimizin insaati halen devam ediyor. Kisa bir süre içinde de çalismalari bitirecegiz. Buradaki hedefimiz bütün birimleri tek yerde toplamak ve daha muntazam bir çalisma saglamak. Hastane içinde eski tomografi bölümünün bulundugu bölümde 400 metrekarelik bir alanüzerinde devam eden çalismalarimizda, ana giristen itibaren 5 poliklinik yan yana olacak. Tek merkezde ölçüm alani olacak. Hastalarimiz oturma gruplarinda bekleyecek ve ayakta hiçbir hastamiz olmayacak. Muayenesi biten hastalarimiz sekreterya isini tamamladiktan sonra islemlerini bitirip buradan çikacak. Göz merkezimizin ikinci kapisindan itibaren ise ameliyathanemiz ve lazermerkezimiz olacak. Orada da anjiyomuz, göz lazerimiz ve bilgisayarli görme alanimiz ayni yerde bulunacak. En sondaki bölümde ise ameliyathanemiz olacak. Bütün lokal ameliyatlarimizi orada yapacagiz. Çünkü bizim çogu ameliyatlarimiz ayakta oluyor. O yüzden çok hizli bir sirkülasyon tarzinda hastalarimizin ameliyatlarini yapip evlerine gönderecegiz. Saniyorum, çok daha nezihbir ortamda hem hasta açisindan hem de hekim açisindan çok güzel bir çalisma ortami olacak'' dedi. Günde 10-15 hasta lazerle tedavi edilecek, 5-6 hasta ameliyat edilecek.Doktor Hakan Topçu, hastanede tek çati altinda toplanacak olan modern göz merkezinde aktif çalisan 5 hekimin olacagini da belirterek, ''Bunlardan günde 3 veya 4''ü poliklinik olarak çalisacak. Bir hekim ameliyatta veya lazerde olacak. Günde ortalama 200 civarinda hasta poliklinikte muayene olacak. Lazerde de günde 10-15 civarinda hasta tedavi olacak. Ameliyat sayisi da günde en az 5-6 olacak. Gerekirse bu sayi 10''a da çikabilecek. Hekim sayisi arttikça poliklinik sayisi da artacak. Bu birimde 5 hekimin yani sira 5 hemsire ve 3 çalisanimiz görev yapacak. Büyük ihtimalle 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi törenlerine kadar bu birimi tamamlayip, Basbakanimiz''a burayi açtirmayi planliyoruz'' dedi.
Çanakkale Devlet Hastanesi''nde yapilan bir çalismayla, Türkiye''de yer alan devlet hastaneleri arasinda ilk kez 400 metrekarelik bir alan üzerine modern ''Göz Merkezi'' kurulmaya baslandi. Konuyla ilgili açiklamalarda bulunan Çanakkale Devlet Hastanesi Göz Doktoru Hakan Topçu, Türkiye''de Devlet Hastanesi bazinda böyle bir merkezin olmadigini belirterek, ''Bu bir ilk olacak. Çogu üniversitelerde buna yakin bir çalisma var. Hatta biz bu birimle üniversite hastanelerindendaha da ileri bir düzeyde oldugumuzu söyleyebiliriz. Bu yerin bütün hastaneler için örnek olacagini düsünüyorum. Göz merkezimizin insaati halen devam ediyor. Kisa bir süre içinde de çalismalari bitirecegiz. Buradaki hedefimiz bütün birimleri tek yerde toplamak ve daha muntazam bir çalisma saglamak. Hastane içinde eski tomografi bölümünün bulundugu bölümde 400 metrekarelik bir alanüzerinde devam eden çalismalarimizda, ana giristen itibaren 5 poliklinik yan yana olacak. Tek merkezde ölçüm alani olacak. Hastalarimiz oturma gruplarinda bekleyecek ve ayakta hiçbir hastamiz olmayacak. Muayenesi biten hastalarimiz sekreterya isini tamamladiktan sonra islemlerini bitirip buradan çikacak. Göz merkezimizin ikinci kapisindan itibaren ise ameliyathanemiz ve lazermerkezimiz olacak. Orada da anjiyomuz, göz lazerimiz ve bilgisayarli görme alanimiz ayni yerde bulunacak. En sondaki bölümde ise ameliyathanemiz olacak. Bütün lokal ameliyatlarimizi orada yapacagiz. Çünkü bizim çogu ameliyatlarimiz ayakta oluyor. O yüzden çok hizli bir sirkülasyon tarzinda hastalarimizin ameliyatlarini yapip evlerine gönderecegiz. Saniyorum, çok daha nezihbir ortamda hem hasta açisindan hem de hekim açisindan çok güzel bir çalisma ortami olacak'' dedi. Günde 10-15 hasta lazerle tedavi edilecek, 5-6 hasta ameliyat edilecek.Doktor Hakan Topçu, hastanede tek çati altinda toplanacak olan modern göz merkezinde aktif çalisan 5 hekimin olacagini da belirterek, ''Bunlardan günde 3 veya 4''ü poliklinik olarak çalisacak. Bir hekim ameliyatta veya lazerde olacak. Günde ortalama 200 civarinda hasta poliklinikte muayene olacak. Lazerde de günde 10-15 civarinda hasta tedavi olacak. Ameliyat sayisi da günde en az 5-6 olacak. Gerekirse bu sayi 10''a da çikabilecek. Hekim sayisi arttikça poliklinik sayisi da artacak. Bu birimde 5 hekimin yani sira 5 hemsire ve 3 çalisanimiz görev yapacak. Büyük ihtimalle 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi törenlerine kadar bu birimi tamamlayip, Basbakanimiz''a burayi açtirmayi planliyoruz'' dedi.
BEL AĞRILARINA DİKKAT!!!
Gaziantep Özel Amerikan Hastanesi Bashekimi, Beyin, Sinir ve Omurilik Uzmani Dr. Cezmi Ük, bel çektirmenin felçlige yol açabilecegini belirterek, çocuklarin küçük yasta gelisimini hizlandirmakiçin asiri antrenman yaptirilmamasi gerektigini söyledi.
Özel Amerikan Hastanesi tarafindan Karatas Mahallesi''nde açilan Saglik Egitim Merkezi''nde düzenlenen seminerde, bel agrilariyla ilgili genel bilgiler verilerek, uyarilar yapildi.Hastane Bashekimi Dr. Cezmi Ük, bel agrisinin giderilmesi ve yasanmamasi için günde enaz 15 dakika yürüyüs yapilmasi ve bu sürenin her gün artirilmasi gerektigini belirtti.
Dr. Ük, bel rahatsizligi geçirmis ve iyilesmis bir hastanin uzman doktorlarin önerdigi egzersizleri aksatmadan yapmasi gerektigini kaydederek, ''Düzenli egzersiz yapanlarda agrinin tekrarlamasi daha seyrek görülür. Kronik agrisi olan hastalar, hafif agrili dönemde bile egzersizlerden yararlanirlar. Egzersiz hareketlerinin sayisinin gün geçtikçe yavas yavas artirilmasi gerekmektedir. Günlük yasantida ani hareketlerden kaçinilmalidir. Özellikle yataktan veya koltuktan kalkarken ani hareket yapilmamalidir”diye konustu.
Uzman hekime danismadan bel korsesinin kullanilmamasina da dikkati çeken Dr. Ük, ''Çelik balenli korselerin uzun vadede bel ve karin adalelerini zayif birakacagi unutulmamalidir. Kesin teshis konulup bel agrisinin nedeni anlasilmadan, beli asla çektirmeyin ve el ile müdahaleyaptirmayin. Bu bazen felce kadar giden sonuçlara yol açabilir”seklinde konustu.
Dr. Ük, üzüntü ve stresin bel sagligini da olumsuz yönde etkilendigini ve ruh sagligina özen gösterilmesi gerektigini vurgulayarak, ''Ailevi, sosyal veya is hayatinizla ilgili problemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve sahislardan yardim isteyerek köklü bir çözüme gidin. Lüzumu halinde, bulundugunuz ortami geçici de olsa degistirin veya tatile çikin”seklinde konustu.
Çocuklara hizli gelismeleri için asiri antrenman veya gereginden fazla spor yaptirilmamasi gerektigini anlatan Ük, sunlari söyledi: ''Çocuklarinizi, oturarak ders çalisirken öne veya yana egik durmamalari konusunda sik sik uyarin. Masada uzun süre çalismasi gereken kisilerin öne egilmemeleri için, çalisma yüzeyinin bir miktar egimli olmasinda yarar vardir. Ayrica, masanizin altina ayak dinlendirme basamagi koyun. Tek bir çesit bel fitigi olmadigi gibi, tek bir çesit bel fitigi tedavisi de yoktur. Öyle bir bel fitigi vardir ki, tedavisi için yalnizca ilaç ve istirahat yeterli olur. Öylesi de vardir ki, fizik tedavi ve diger konservatif tedavi türleriyle iyilesir. Bazi bel fitiklari da vardir ki, mutlaka cerrahi girisim gerektirir. Bu nedenle, elindeki tek bir tedavi çesidiyle tüm bel fitigi hastalarini iyilestirdigini söyleyen sahislara inanmayin, sagliginizi uzman doktorlara emanet edin.''
Özel Amerikan Hastanesi tarafindan Karatas Mahallesi''nde açilan Saglik Egitim Merkezi''nde düzenlenen seminerde, bel agrilariyla ilgili genel bilgiler verilerek, uyarilar yapildi.Hastane Bashekimi Dr. Cezmi Ük, bel agrisinin giderilmesi ve yasanmamasi için günde enaz 15 dakika yürüyüs yapilmasi ve bu sürenin her gün artirilmasi gerektigini belirtti.
Dr. Ük, bel rahatsizligi geçirmis ve iyilesmis bir hastanin uzman doktorlarin önerdigi egzersizleri aksatmadan yapmasi gerektigini kaydederek, ''Düzenli egzersiz yapanlarda agrinin tekrarlamasi daha seyrek görülür. Kronik agrisi olan hastalar, hafif agrili dönemde bile egzersizlerden yararlanirlar. Egzersiz hareketlerinin sayisinin gün geçtikçe yavas yavas artirilmasi gerekmektedir. Günlük yasantida ani hareketlerden kaçinilmalidir. Özellikle yataktan veya koltuktan kalkarken ani hareket yapilmamalidir”diye konustu.
Uzman hekime danismadan bel korsesinin kullanilmamasina da dikkati çeken Dr. Ük, ''Çelik balenli korselerin uzun vadede bel ve karin adalelerini zayif birakacagi unutulmamalidir. Kesin teshis konulup bel agrisinin nedeni anlasilmadan, beli asla çektirmeyin ve el ile müdahaleyaptirmayin. Bu bazen felce kadar giden sonuçlara yol açabilir”seklinde konustu.
Dr. Ük, üzüntü ve stresin bel sagligini da olumsuz yönde etkilendigini ve ruh sagligina özen gösterilmesi gerektigini vurgulayarak, ''Ailevi, sosyal veya is hayatinizla ilgili problemlerinizi çözmek için gerekirse ilgili doktor ve sahislardan yardim isteyerek köklü bir çözüme gidin. Lüzumu halinde, bulundugunuz ortami geçici de olsa degistirin veya tatile çikin”seklinde konustu.
Çocuklara hizli gelismeleri için asiri antrenman veya gereginden fazla spor yaptirilmamasi gerektigini anlatan Ük, sunlari söyledi: ''Çocuklarinizi, oturarak ders çalisirken öne veya yana egik durmamalari konusunda sik sik uyarin. Masada uzun süre çalismasi gereken kisilerin öne egilmemeleri için, çalisma yüzeyinin bir miktar egimli olmasinda yarar vardir. Ayrica, masanizin altina ayak dinlendirme basamagi koyun. Tek bir çesit bel fitigi olmadigi gibi, tek bir çesit bel fitigi tedavisi de yoktur. Öyle bir bel fitigi vardir ki, tedavisi için yalnizca ilaç ve istirahat yeterli olur. Öylesi de vardir ki, fizik tedavi ve diger konservatif tedavi türleriyle iyilesir. Bazi bel fitiklari da vardir ki, mutlaka cerrahi girisim gerektirir. Bu nedenle, elindeki tek bir tedavi çesidiyle tüm bel fitigi hastalarini iyilestirdigini söyleyen sahislara inanmayin, sagliginizi uzman doktorlara emanet edin.''
Thursday, March 8, 2007
Medikal Firmalar/C
CALİBRA İTH.İHR.SAN.TİC.LTD.ŞTİ.
CAN HILAL SAĞLIK TEMI. VE GIDA MADDELERI SAN. VE TIC. LTD. STI.
CAN MEDIKAL TIB. MALZ. TIC. LTD. STI.
CAN ORTOPEDIK YATAK SISTEMLERI
CAN TICARET SANAYI VE TIBBI GAZLAR
CAN-MED TIB. MLZ. INS. PETROL ÜRÜNLERI TUR. TAS. TIC. LTD. STI.
CAN-TIP MEDIKAL
CANKUR SAĞLIK HIZMETLERI LTD. STI.
CANMED MEDIKAL CIHAZ VE TIBBI MALZ. LTD. STI.
CASEL ILAÇ SAN. TIC. LTD. STI
CEMTAS TIBBI CIHAZ ELEK. SAN. VE TIC. LTD. STI.
CEREN MEDIKAL
CERRAHPASA ORTOPEDIK MALZ. SAN. VE TIC. LTD. STI.
CESA MEDIKAL
CEYLAN ORTOPEDI
CEYLAN ÇELIK ESYA BÜRO MOBILYALARI DEKORASYON VE INS. SAN. VE TIC. LTD. STI.
CEZMED TIBBI MALZ. ITH. IHR. SAN. TIC. LTD. STI.
COSAN DENTAL
COSKUN MÜHENDISLIK
CUSTO-MED DIAGNOSTIK
CIHAN MEDIKAL
CIMEDIS CIHAZ ILAÇ SAN. TIC. A. S.
Firma linkleri :http://www.yeniyatak.com/files/diyaliz_hasta.htm
CAN HILAL SAĞLIK TEMI. VE GIDA MADDELERI SAN. VE TIC. LTD. STI.
CAN MEDIKAL TIB. MALZ. TIC. LTD. STI.
CAN ORTOPEDIK YATAK SISTEMLERI
CAN TICARET SANAYI VE TIBBI GAZLAR
CAN-MED TIB. MLZ. INS. PETROL ÜRÜNLERI TUR. TAS. TIC. LTD. STI.
CAN-TIP MEDIKAL
CANKUR SAĞLIK HIZMETLERI LTD. STI.
CANMED MEDIKAL CIHAZ VE TIBBI MALZ. LTD. STI.
CASEL ILAÇ SAN. TIC. LTD. STI
CEMTAS TIBBI CIHAZ ELEK. SAN. VE TIC. LTD. STI.
CEREN MEDIKAL
CERRAHPASA ORTOPEDIK MALZ. SAN. VE TIC. LTD. STI.
CESA MEDIKAL
CEYLAN ORTOPEDI
CEYLAN ÇELIK ESYA BÜRO MOBILYALARI DEKORASYON VE INS. SAN. VE TIC. LTD. STI.
CEZMED TIBBI MALZ. ITH. IHR. SAN. TIC. LTD. STI.
COSAN DENTAL
COSKUN MÜHENDISLIK
CUSTO-MED DIAGNOSTIK
CIHAN MEDIKAL
CIMEDIS CIHAZ ILAÇ SAN. TIC. A. S.
Firma linkleri :http://www.yeniyatak.com/files/diyaliz_hasta.htm
Subscribe to:
Comments (Atom)