Tuesday, May 22, 2007

Vajinismus tehlikesi...

Vajinismus hastalığın doktor muayenehanelerinde kısa süreli muayenelerle değil, uzun terapilerle tedavi edilebiliyor.
Uludağ Üniversitesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Anabilimdalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Uncu, aile içi şiddet, anne baba baskısı, töre ve cinsel taciz olaylarının kızlarda evlendikten sonra cinsel ilişki kuramama sorununa neden olduğunu açıkladı. Prof. Uncu, "15 yıldır kocasıyla cinsel ilişki kuramayan kadınlar var" dedi.Bursa Uludağ’da düzenlenen "8’inci Uludağ Jinekoloji ve Obstetri Kış Kongresi"nde konuşan Uludağ Üniversitesi Kadın Doğum ve Hastalıkları Anabilimdalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Uncu, her 100 kadından 12’sinde "vajinismus" (kadınların vajinada yaşanan kasılma nedeniyle cinsel ilişki kuramaması) rahatsızlığının ortaya çıktığını belirtti.Prof. Uncu, evlendiği halde 15 yıldır kocasıyla cinsel ilişki kuramayan kadınlar bulunduğunu söyledi. Vajinismus hastalığının doktor muayenehanelerinde kısa süreli muayenelerle değil, uzun terapilerle tedavi edilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Uncu, "Çünkü vajinismusun altında yatan farklı nedenler vardır. Bu nedenleri çözmek gerekiyor. Kız çocuklarının yetiştirilme şekli, cinsellikte bilgiden uzak yetişmeleri, töreler, risk faktörü olarak karşımıza çıkıyor" dedi.Üniversiteli hastalarİstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Süleyman Engin Akhan da, toplantıda bu tür hastaların yüzde 32’sinin üniversite mezunu olduğunu açıkladı. Doç. Dr. Akhan, konuyla ilgili şunları söyledi:"Vajinismus, vajina kasları ile oluşan istemsiz kasılmalar sonucu ilişkinin gerçekleşememe durumudur. Benim hastalarımın yüzde 32’si üniversite mezunu, hatta yüzde 12’si bekar ve partnerleri ile ilişkide bulunamadıkları için bana başvurup tedavi oldular. Dolayısıyla konunun cinselliğe bakış açısı, yetiştiriliş tarzı ile ilgisi olduğunu gösteren net bir kanıt bugün için bulunmamaktadır.Biz 3 ya da en fazla 12 seansta bu hastalığı tedavi edebiliyoruz. İnvitro duyarsızlaştırma ve pelvik rehabilitasyon psikiyatrik tedavi kadar başarılı oldu."

Genç çiftlerin cinsellik sorunsalı

Genç çiftler cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları gibi çoğu zaman da yanlış bilgilerle hareket ediyorlar.
Türkiye Özürlüler Eğitim ve Dayanışma Vakfının(ÖZEV), Ankara’da yaptığı araştırmaya göre, genç çiftler, cinsel sağlık ve üreme sağlığı konusunda yeterli bilgiye sahip değil.'Türkiye Üreme Sağlığı Programı: Çiftler İçin İlk Adım' projesi kapsamında, Ankara’da Altındağ, Etimesgut, Keçiören, Mamak, Sincan ve Yenimahalle’de yaklaşık 40 bin kişiyle anket yaptı.Anketteki, "Bebek sahibi olma zamanına ve sayısına daha çok anne adayı karar vermelidir" sorusuna, katılımcıların yüzde 48.8’i 'hayır', yüzde 30.14’ü 'evet' ve yüzde 21.78’i de ‘fark etmez’ yanıtını verdi.Çoğunluk kitaptan öğreniyor"Cinsel sağlık ve üreme sağlığı konularındaki ilk bilgileri nerelerden aldınız?" sorusuna, katılımcıların yüzde 16.14’ü kitap ve dergilerden, yüzde 15.89’u arkadaşlardan, yüzde 13.33’ü okuldan, yüzde 12.85’i televizyon ve radyolardan, yüzde 11.20’si gazetelerden, yüzde 8.35’i internetten, Yüzde 8.24’ü anne ve babadan, Yüzde 6.98’i de sağlık kuruluşlarından şeklinde yanıt verdi.Ayrıca, anket katılımcılarının yaklaşık yüzde 43’ü de, bu bilgilere konuşarak ulaştığını belirtti. Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 70’e yakını, özürlü doğum riski konusunda bilgisiz ya da yanlış bilgiye sahip.Doğum kontrol tamamDoğum sürecini etkileme olasılığı bulunan sigara içme konusunda, katılımcıların yüzde 43.82’si sigara kullanmadığını belirtirken, yüzde 34.69’u kullandığını, yüzde 12.59’u ara sıra kullandığını ve yüzde 7.10’u da bıraktığını ifade etti.
Ankete katılanların, doğum kontrol yöntemleri konusunda, yaygın bir bilgiye sahip olduğu tespit edildi.Anket SonuçlarıAraştırmada anket yardımıyla edinilen bilgiler ışığında şu sonuçlara yer verildi:.Üreme sağlığı ve cinsel sağlık konusunda eğitim ve bilgi paylaşım ihtiyacı açık bir gerekliliktir..Evlenme arifesindeki gençler ve evli çiftler cinsel sağlık ve üreme sağlığı bilgilerine ulaşma konusunda istekliler..Sağlık kurumlarının mahalle ve köy örgütlenmelerinin sağlıklı bir toplum amacıyla halka yönelik duyarlılık artırıcı çalışmalar yapmaları gerekmektedir..Sağlıklı bir neslin devamı için sağlık kuruluşlarının üreme sağlığı konusunda daha belirleyici ve aktif olmaları gerekiyor..Belediyelerin yeni yasal yükümlülükleriyle birlikte bu konuda daha aktif olmaları, önemli bir sağlık sorununu ve sosyal sorumluluğu giderebilir..Engeliliğe neden olan riskler ve alınabilecek önlemler konusunda, toplumsal duyarlılık oluşturmak amacıyla, ülke geneline yönelik eğitim ağırlıklı projelerin uygulanması olumlu sonuçlar verebilir.

Bu TV bağımlılığının yaptıkları...

Trakya Üniversitesi (TÜ) Eğitim Fakültesi Öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Süleyman Doğan, televizyon ve dizi bağımlılığının endişe verici olduğunu belirtti.

Doğan, yaptığı açıklamada, programların çekiciliğinin artırılarak insanların televizyon bağımlısı durumuna getirildiğini söyledi. Son dönemlerde dizi senaryolarının tarihi roman, öykü ve hikayelerden alındığını ifade eden Doğan, televizyon dizilerinin kitap okuma alışkanlığının düşük olduğu ülke gençliğine yarar sağlamaktan ziyade olumsuz etkisi olduğunu iddia etti. Kitaptan uzaklaştırıyorSenaryoya uyarlanan öykü, roman ve hikayelerin, bu kitapların okunmasına karşı ilgi uyandırmadığını belirten Doğan, "Senaryo kaynaklarını edebi hikaye ve romanlardan alan diziler, kOkuyucu, kitapların içeriğini bildiğini sanarak, kitapla yüzleşmenin gereksiz olduğuna inanmakta. Bu nedenle televizyon ve dizi bağımlılığı endişe verici. Birçok kişi zamanının büyük bölümünü televizyon karşısında geçiriyor" dedi. Daha dikkatli olunmalıDizi senaryoları hazırlanırken öyküsü kaynak yapılan kitaplara olumsuz etkisinin düşünülmesi ve bunu önleyecek önlemler alınması gerektiğini bildiren Doğan, şunları kaydetti:"Ülkemizde düşük olan kitap okuma alışkanlığı dikkate alınarak, dizi, sinema filmi yapımcıları bu doğrultuda hareket etmelidir. Dizi senaryoları hazırlanırken bu olumsuz etki düşünülmeli ve bunu önleyecek önlemler alınmalıdır."itaplar hakkında ön fikir vermekte ve bilgi doygunluğuna sebep olmaktadır.

Fazla sarımsak sperme zarar

Azı karar fazlası zarar. Sarımsağın da fazlası karaciğer enzimlerini etkilediğinden sperm hareketliliğini olumsuz etkiliyor.
Şifa bulmak, güzelleşmek, vücut direncini artırmak ve daha birçok sağlık nedeni için tüketilen sarmısağın fazlasının 'sperm hareketliliği'ni azalttığı ortaya çıktı.Bitkisel ürünlerin de fazla tüketilmesinin zararlı olabildiğine dikkati çeken Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ömür Demirezer, "Sarmısak çok faydalı diye bilinir. Gerçekten çok faydalıdır, ancak fazla alındığı zaman karaciğer enzimlerini etkilediği için, sperm hareketliğini azaltıyor. Bu da üremeyi olumsuz etkiliyor" dedi.

'Beni bu havalar mahvetti...'

Havaların ısınmasıyla birlikte metabolizmada oluşan değişiklikler, kendimizi yorgun, halsiz ve mutsuz hissetmemize sebep oluyor.
Bahar, en riskli mevsimlerden! Doğadaki değişimi tüm güzelliği ile yaşıyor da olabilirsin, bahardan bir tokat yiyip karamsar, halsiz bir kıza da dönüşebilirsin. O yüzden yapman gerekenleri iyi bilmelisin!Hava sıcaklıkları değiştikçe, vücudumuzun dengesi de değişiyor, bu yüzden olumsuz birçok şey yaşıyoruz. Hava kirliliği, trafik, sanayi atıkları ve bahar mevsiminde havadaki elektrik yükünün daha da arttığını hesaba katarsak, durumumuzun böyle olması kaçınılmaz. Üstelik saman nezlesi, hapşırma, öksürük gibi şikayetler de bu geçiş mevsiminin bir başka özelliği. Mutlu olmak için, bunlardan kurtulup kendini pozitif enerjiyle dolduracak bir şeyler yapman gerektiğine göre, hemen işe koyulmalısın! UykuKendini zinde hissetmen için, en az yedi saat sürecek, sağlıklı ve düzenli bir uyku çok önemli. Her zaman alışılagelmiş uyku ritminde kesinlikle ani bir değişiklik yapmamalısın. Ayrıca rahat bir uyku için, günlük bütün stresleri unutarak yatağa girmelisin. Odanın havalandırma ve aydınlatmasına dikkat etmeyi de unutma! Temiz ve havadar bir odada uyursan, sabah zinde bir şekilde uyanırsın. Tatlı rüyalar:) GörüntüAynaya şöyle bir bak. Ne görüyorsun? Kendini yenilemenin zamanı gelmiş mi? Eğer cevabın evet ise, hayatına ve görünümüne özen göstermelisin. Baharda nasıl ki çiçekler açıyor, etraf yeşilleniyor, sen de doğanın sesine kulak ver ve kendini yenile. Hemen gardırobuna göz at; kışlık kıyafetlerini paketle ve kaldır. Yeni sezonda giyebileceklerini gözden geçir, ihtiyaçların için bir liste yap, sonra da doğruca alışverişe çık! BeslenmeYeme içmene çok dikkat etmelisin. Yemek saatlerin mutlaka düzenli olmalı, öğün atlamamalısın. Bilinçli bir Heygirl Kızı olarak güne kahvaltısız başlamaman gerektiğini zaten biliyorsun. Bu, gün boyunca enerji dolu ve zinde olman için ilk adım. Eğer illa ki "kahvaltı yapamam" diyorsan, beş dakikada hazırlayacağın sütlü mısır gevreği, gerekli vitamin ve kalsiyum ihtiyacını karşılayacaktır.
VitaminBaharın başlamasıyla birlikte vücudunun daha çok vitamine ihtiyaç duyduğunu unutma. Bunun için bol bol sebze meyve tüketmelisin. Özellikle B ve C vitaminleri içeren sebze, meyveler; domates, çilek, patates ve kayısı yemeye çalış. Çikolata keyfiMutluluğunu artırması için arada sırada minik bir çikolata kaçamağı yapmaktan zarar gelmez canım! Kendini bitkin hissettiğin zamanlarda küçük bir parça çikolatayı gönül rahatlığıyla yiyebilirsin. Dondurma Çikolatalı, limonlu, karamelli... Senin dondurman hangisi? En çok sevdiğin lezzetteki dondurmalardan bir külah yiyerek çocuklar kadar mutlu olabilirsin! Üstelik dondurmanın içeriğinde bulunan protein, karbonhidrat, A, C, D, E ve B grubu vitaminleri, kalsiyum, fosfor, magnezyum, sodyum, potasyum, demir ve çinko gibi mineraller de sağlığına çok faydalı. Bol bol suGünde ortalama 3 litre su içmen gerekli. Bunun için kendine bir plan yapabilirsin. Örneğin, sabah yataktan kalkınca, yemeklerden önce ve yatarken bir bardak su içebilirsin. İlk başlarda bu zor gelebilir, ancak vücudun kısa zamanda buna alışacak ve sürekli su içme ihtiyacı hissedeceksin. Bu arada su denince aklına kolalı içecekler, çay, kahve gibi sıvılar gelmesin. Bunlar su ihtiyacını karşılamaz, aksine, kendini daha yorgun hissetmene sebep olur. Bir, ki, üç! Haydi, hopla zıplaUzmanlara göre yorgunluktan kurtulmanın en iyi yollarından birisi, egzersiz yapmak. İşin ilginci de, kasları en iyi dinlendirme yöntemi, onları çalıştırmak! Tezat gibi görünse de, kaslarını ne kadar çok çalıştırırsan, performansları o kadar çok artıyor! Üstelik kaslarını düzenli olarak çalıştırarak kendini sakatlanmalara karşı da koruyabilirsin. Her sabah yataktan kalkınca birkaç küçük hareketle güne başladığın zaman farkı hissedeceksin! YürüyüşAçık havada gün boyunca yürüyerek süper enerji toplayabilirsin. Mümkünse gideceğin yerlere otobüs, taksi, dolmuş gibi araçlar kullanmadan ulaşmaya çalış. Ayrıca her gün en az on beş dakika bisiklete binerek hem keyişi vakit geçirebilir hem de eğlenebilirsin! Sevgi gösterisiİçini sevgiyle kaplayacak bir şeyler yapabilirsin! Örneğin, küçük bir bebeğin güler yüzü seni mutlu edebilir. Varsa tanıdıklarının çocuklarıyla ilgilen, onlarla oyun oyna. Yardım etYakınlarına, yaşlılara yardım et. Başkalarını sevindirerek, hem onların hem de kendi yaşamını renklendirmiş olursun. Eğer vaktin varsa, sivil toplum örgütlerinde, yardım derneklerinde çalışabilirsin. Miyav-HavhavSokakta gördüğün sahipsiz kedi veya köpeklerle ilgilenebilirsin. Onlara yiyecek götür, su ver. Onlara iyilik yaptığında gör bak, kendini nasıl da mutlu hissedeceksin! Ilık banyoKendini şımartmak için mutlaka ılık bir banyo keyfi yapmalısın. Küveti doldur ve köpüklerle donat. Sana bir de rahatlatıcı banyo önerisi sunalım: Birkaç papatya çay poşetini gazlı beze sararak musluktan akan ılık suya tut. Bir portakalı ince dilimler halinde kes ve banyo suyunun içinde hepsini beraber yüzdür. Papatyanın kokusu ve portakaldan vücuduna geçen C vitamini, inanılmaz bir rahatlama hissetmeni sağlayacak.

Friday, May 18, 2007

Tatili nasıl değerlendirmeli?

Çocuklarımızın tatili en iyi şekilde değerlendirmeleri için neler yapabiliriz? Çalışan anne-babalar tatili nasıl değerlendirmeli?
Memorial Hastanesi, Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Uzmanı Dr. Ayten Erdoğan hem çocukların, hem de anne-babalarının tatil dönemini en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceklerini anlattı:
Okulda başarılı olan bir çocuğun tatil programıyla başarısız olanın aynı mı olmalı?
Okulda başarısız olan çocuğa dinlenmesi için gerekli tatil döneminde, ders çalıştırmaktan çok neden başarısız olduğunun değerlendirmesi yapılıp, nedenleri ve çözüm yollarının bulunması gerekir. Dinlenme, yeni öğretim dönemine hazırlanma ve aile ilişkilerini geliştirme amaçlı tatil döneminin ders çalışma ile geçirilmesini ne başarılı çocuklar için, ne de başarısız çocuklar için önermiyoruz. Ancak ilkokul birinci sınıfta okuma yazmayı sökmede zorlanan çocuklarda, onların da zevk alabileceği şekilde bu becerilerinin gelişmesine katkıda bulunulabilir.
Tatiller çocukların başarısını artırmak amacıyla değerlendirilebilir mi?
Tatil süresi çocuk için belli bir dinlenme, tekrar enerji toplama, başka alanlara yöneltilerek ders stresinden uzaklaştırma amacıyla değerlendirilmeli. Böyle olduğu zaman yeni döneme başlayan çocuk daha enerjik daha istekli olabilir. Amaç tatil süresince stresli ders ve sınav ortamından uzaklaşıp dinlenme, gerekli enerjiyi toplama olmalı.
Tatil süresince ailelerin çocuklarıyla birlikte belirli zaman dilimlerinde ders çalışması doğru mu?Ailenin çocukla birlikte ders çalışmasını okul zamanında bile önermiyoruz. İlkokul birinci sınıftan itibaren çocuğun derslerini kendi kendine yapması teşvik edilmeli. Ancak bilemediği bir soruda yanıt vermesine yardım edilebilir veya düzenli bir şekilde, belli saatlerde ödev başında durması sağlanabilir. Eğer birinin çocuğa dersleri konusunda destek vermesi gerekiyorsa, bunun aile bireyleri dışından biri olması önerilir. Bu çocukla aile bireyleri arasında çatışma çıkmasını engeller.
Tüm tatil zamanını çocuklar aileleriyle mi geçirmeli?
Tatiller aile içi ilişkileri yakınlaştırma ve anne-baba ile birlikte geçirilen zamanı artırma açısından önemlidir. Özellikle çalışan anne ve babaların izin dönemlerini çocuklarının tatil döneminde kullanması çocuklarla iletişimi artırarak sorunun kaynağının birlikte değerlendirilmesine yardımcı olur. Ancak çocukların bireysel programlara gönderilmesi de aslında son derece yararlıdır. Çocuğun anne-babasından ayrı kalabilme, yaşıtları ile iletişim kurma becerilerini geliştirmek için bir haftalık kamp programları önerilebilir. Ancak Türkiye’de bunlar için yeterli imkân olmayabilir.Tatil zamanlarında çocuklar bazen yapacak şey bulamayıp sıkılabilirler. Tatilin başlangıcında görülen heyecan, heves geçmeye başlayınca yapacak yeni uğraş ve aktivitelerle vakitlerini eğlendirici ve eğitici geçirmelerini sağlamak gerekir.Okul zamanında çocukların hayatına rutinler hâkimdir ve çocuklar serbest zaman geçirme fırsatını çok fazla bulamazlar. Ayrıca anne-babalar da çocuklarla birlikte vakit geçirme olanağını pek fazla bulamazlar.Tatiller anne-babalar için çocukları ile birlikte olmaya öncelik verebilecekleri ve birbirlerini daha iyi tanımak, anlamak ve birbirilerinin arkadaşlığından zevk almak için değerlendirebilecekleri bir fırsat olabilir. Çocuklar anne-babaları ile birlikte bir şeyler yapmaktan hoşlanırlar.Mümkünse tatilde hem her bir çocuğunuzla baş başa, bireysel olarak vakit geçirmek, hem de aile olarak hep birlikte vakit geçirmek için gerekli düzenlemeleri yapın.Bu çocuklarınızla ilişkilerinizi geliştirmenize ve çocuğun öz saygısının artmasına yardımcı olacaktır.
Çocukların sıkılmasını önlemek için özel programlar mı yapmak gerekli?Çocukların sürekli eğlendirilmelerinin gerekmediğini unutmayın. Sadece bir yer değişikliği veya birkaç öneri, kendi başlarına da gayet yaratıcı olmaları ve eğlenmeleri için yeterli olabilir. Bazen çocuklar “sıkıldım” dediklerinde aslında “benimle oynamanı istiyorum” demek istemektedirler. Her gün için çocuğun ilgisini çekecek ve olmasını bekleyeceği tek bir aktivite belirlemek sıradanlığın oluşmasını engeller.
Çalışan aileler için ne öneriyorsunuz?
Çalışan aileler aslında çocuklarının tatil süresini onlarla geçirmek için mümkünse izne ayrılabilirler. Eğer öyle bir imkân yoksa mutlaka çocuğun güvenilir bir erişkin ile geçirmesi sağlanmalı. Çocuk evde yalnız kalabilecek yaşta bile olsa tatil döneminde bir erişkinin sorumluluğu ve ilgisi gereklidir. Ergenlik döneminde bile bu tutumu öneriyoruz. Bu gözleme, kısıtlama şeklinde olmamalıdır. Ancak yönlendirici olmasında yarar vardır. Çalışan anne ve babalar için tatil döneminde anneanne, babaanne gibi aile büyüklerinin yanına gönderilmesi de çocuğun onlarla yakın ilişkiler kurması, anne-babadan ayrılık deneyimini yaşaması açısından faydalı olur.
Tatil boyunca evden çıkmak istemeyen, tüm zamanını odasında geçirmek isteyen çocuklar için ne yapılabilir?
Bu durum aslında çocuğun sosyal ilişkilerinde bir sorun olduğunu gösterir. Özellikle ergenlik döneminde yalnızlığın tercih edilmesi çok sağlıklı görülmemektedir. Yine bunun nedenleri üzerinde değerlendirme yapmak gerekir. Bu durum devam ediyorsa ailenin ‘dışarı çık’ diye baskı yapması çok işe yaramaz. Bunun yerine nedenini bulması önemlidir. Örneğin devamlı evde bilgisayar oynayan, yaşıtları yerine bilgisayarla vakit geçiren gençlerde arkadaş ve sosyal ilişkileri kurmada zorluk sık rastlanan bir durumdur.
Tatil boyunca devamlı zamanını ev dışında geçirmek isteyen çocuklar için ne yapılabilir?
Özellikle ergenlik döneminde yalnız eve kapanmanın tam tersine vaktini sürekli dışarıda, arkadaşları ile geçirme davranışı da sık görülür. Sosyal ilişkiler yönünden ergenin iyi olduğuna işaret etse de, ergenlik çağında risk alıcı davranışlar artış gösterdiğinden, olumlu ya da olumsuz arkadaş etkilerinin arttığı bir dönem olduğundan dikkatli olmak gerekir. Eve geliş saati gibi belli sınırların konması, arkadaşlarının kimler olduğuna dikkat edilmesi, katılmak istediği aktivitelere belli bir gözlem ve denetimle izin verilmesi gerekir. Tatil programını çocuklar kendileri yapabilirler mi?Hangi yaşta olursa olsun onların fikri alınmalı, onların seçimine değer verilmeli. Ailenin şartlarına göre uyarlama yapılabilir ama tatil süresince çocukların hiç yapmak istemedikleri şeylere zorlanması doğru değildir.

Bilgisayar bağımlılarına...

Bilgisayar bağımlılığının gençlerin asosyal yetişmesine yol açtığı, bu nedenle gençleri bilgisayar başından çekecek alternatif uğraşlar bulunması gerektiği bildirildi.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ünal, çağın teknolojisi Internet’ten faydalanmayı her çocuk ve gencin bilmesi gerektiğini, ancak bilgisayar başında geçirilen zamanın dozu kaçırıldığında fayda yerine zarar verdiğini belirtti.Prof. Dr. Ünal, "Ergenlik döneminde çeşitli ruhsal ve fiziksel değişimler yaşayan zamane gençliği maalesef bilgisayar başında asosyal, içine kapanık, çevresiyle iletişim kuramadan yetişiyor. Bu durumdaki çocuklar ilerde daha fazla ruhsal sorun yaşıyor" dedi.Topaç, sek sek, saklambaç, kör ebe gibi oyunları bilmeden yetişen kent gençlerinin boş zamanlarının neredeyse tamamına yakın bölümünü Internet başında geçirdiğine dikkati çeken Prof. Dr. Ünal, şunları söyledi:"Bilgisayar oyunları ve Internet, olumlu etkisinin yanında gerçeklik sınırlarını bozmak, saldırganlığı özendirmek gibi sakıncaları da getirdi. Internet başında geçen zaman arttıkça gençler gerçek dünyadan adeta kopuyor, asosyalleşiyor. Çocukluklarını bile yaşayamayan yeni nesil Internet yüzünden ailesinden bile kopuyor."'Aileler başlangıçta göz yumuyor'Internet başında saatlerce kalan çocuk ve gençlere başlangıçta ailelerinin de göz yumduğunu belirten Prof. Dr. Ünal, şunları kaydetti:"Çünkü, çocuk evde bilgisayar başında oturdukça ailesinin gözü önünde oluyor, dışarıda edinebileceği kötü arkadaşlardan da uzak kalıyor. Oysa bir de madalyonun öteki yüzü var. O da Internet’te çocukları şiddete, uyuşturucuya, intihara ya da yanlış arkadaşlara yönlendiren sitelerin varlığıdır. Bir de intiharı özendiren sitelere girip chatler yapmaya başladığında, yanlış arkadaş grubuna adım atmış demektir."Prof. Dr. Ünal, ailelerin Internet’teki tehlikeyi fark ettiklerinde önlem alma yoluna gittiklerini ifade ederek, "Ancak bu önlem alınırken gençlerle doğru iletişim kurmak gerekiyor. Çünkü en ufak bir yanlış yaklaşım onları intihara kadar sürükleyen sonuçlar doğurabiliyor" dedi.Çocuğa baskı yapmadan onu bilgisayar başından kaldırmanın yollarının aranması gerektiğini, bunun en geçerli yolunun da spor olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ünal, şöyle devam etti: "Sosyal çekiniklik içindeki içine kapanık, gülmeyi unutmuş gence sevgi dolu bir bakış, güler yüz, tatlı birkaç söz yaşamsal manevi gıdalardır.Ailece televizyon izlemeyen, misafirliğe gitmeyen, Internet’teki sanal arkadaşlarıyla yetişen gençleri bilgisayar başından çekecek alternatif uğraşlar bulunmalı. Bu uğraşların en doğru seçeneği de spordur. Çünkü, spor kişiyi katılımcı ve sosyal kılar. Yüzme, basketbol, tenis, jimnastik ya da çocuğu ilgi duyacağı herhangi bir spor alanına ya da müzik kurslarına yönlendirmek en doğru seçenek olur."

Meşrubat kemikten kalsiyum çalıyor

Özellikle çocukların sürekli gazlı içecek tüketmeleri vücutlarında kalsiyum kaybına neden oluyor.
Ege Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Damla Gökşen, meşrubatların çocuk beslenmesinde süt ve süt ürünlerinin yerini almasının, kalsiyum kaybına neden olduğunu söyledi.Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı, Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı öğretim üyesi Doç. Dr. Damla Gökşen, yazılı açıklamasında, uzun süreli kötü beslenme, normalin üzerinde fiziksel aktivite ve sigara içiminin, kemik gelişimini engellediğini belirterek, çocukluk döneminde kazanılan beslenme alışkanlıklarının önemini vurguladı.Fosfor içeren gazlı içeceklerin, kemiklerden kalsiyum kaybına neden olduğunu kaydeden Doç. Dr. Damla Gökşen, gazlı içeceklerin yerine süt, su ve ayran içilmesini önerdi.Çocukluk ve ergenlik döneminde kemik gelişiminin en iyi dereceye ulaşmasının, ileri yaşlarda kemik erimesi (osteoporoz) hastalığı riskini azaltacağını ifade eden Gökşen, osteoporozun önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu kaydetti.Çocukluk ve ergenlikte kuvvetli kemik yapısı oluşmasının, ileri yaşlarda kemik kaybı ve osteoporozu engellemek için depoya yeterli miktarda kemik konulması anlamına geldiğini belirten Gökşen, açıklamasında, “Meşrubatlar kemikten kalsiyum çalıyor.Çocuk beslenmesinde meşrubatların süt ve süt ürünlerinin yerini alması, kalsiyum kaybına neden oluyor” bilgisine yer verdi.

Bilgisayar oyunuyla tuvalet eğitimi

Tuvalet problemi olan çocuklara bilgisayar oyunu yardımıyla tuvalet eğitimi veriliyor.
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ürolojisi Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İbrahim Ulman, idrarını kontrol edemeyen çocuklara, bilgisayar oyunu yardımıyla idrar kontrolü eğitimi verildiğini bildirdi.Prof. Dr. Ulman, yaptığı yazılı açıklamada, idrar kontrolünde zorlanan çocuklarda, idrarın tamamını yapmama, kaçırma, enfeksiyon, kesik kesik işeme gibi şikayetlerin görüldüğünü, bu tür rahatsızlığı olan çocukların idrar keselerinin hep dolu olduğunu belirtti.Laboratuarda bilgisayar oyunu vasıtasıyla idrar kontrolü eğitimi verdiklerini, idrar yapmaya ve tutmaya yarayan kasları çalıştırmayı öğrettiklerini ifade eden Ulman, söz konusu bilgisayar oyununun sıkma ve gevşeme egzersizleri temeline dayandığını belirtti. Ulman, şunları kaydetti:''Oyunda yer alan balık, çocuğun işemeye yarayan kaslarını gösteriyor. Çocuk kaslarını kastığı zaman balık yukarı çıkıyor, gevşediği zaman denizin dibine iniyor. Bu sayede eğlenceli bir şekilde hastalarımıza işeme eğitimi vermiş oluyoruz.''Eğitim esnasında biri çocuğun bacağına, diğeri de idrarını yapmaya yarayan kaslarının yanına olmak üzere iki elektrot yapıştırıldığını belirten Ulman, şu ifadeleri kullandı:"Ölçüm ortalama 2 saat sürüyor. Eğitim esnasında çocuk çişini yapıyor ve bu sırada kaslarını nasıl çalıştırdığını bilgisayar ekranından kendisine uygulamalı olarak gösteriyoruz. Eğitim 5 gün devam ediyor. İşeme bozukluğu olan çocuklara kliniğimizde verilen eğitimin yanında evde kendi başlarına uygulamaları için de birtakım egzersizler veriyoruz."

Saç dökülmesi ve sedef için lavanta

Lavanta, saç dökülmesine karşı da çok etkili. Ancak, bu konudaki uygulama dıştan olup, hazırlanması farklı.
Prof Dr. İbrahim Adnan Saraçoğlu Türkiye’de bitkisel tedavi ile uğraşan önemli isimlerden birisi. Halen çalışmalarını Antalya’da sürdüren Saraçoğlu, özellikle etkin maddeler üzerine araştırmalar yapıyor. Bunun sonucunda herkesin kendi evinde rahatça uygulayabileceği bitkisel kürler geliştiriyor. Lavanta kürü başka ne gibi rahatsızlıklara iyi gelebilir?Derideki bazı rahatsızlıkların nedeni karaciğerden kaynaklanmaktadır. Lavanta kürü aynı zamanda, halk arasında ala hastalığı olarak bilinen vitiligo, sedef ve deride ileri yaşlarda oluşan yaşlılık lekelerine karşı da önleyici rol oynamaktadır ve bu hastalıkların tedavisinde de önemli bir yardımcı ve destekleyicidir.Lavanta, saç dökülmesine karşı da çok etkili. Ancak, bu konudaki uygulama dıştan olup, hazırlanması farklıdır.
Lavanta kürü nasıl uygulanır?Bir tutam lavantayı 0.3 litre (yaklaşık bir buçuk su bardağı) suda dört dakika demleyiniz. Demleme süresi tamamlandıktan sonra, ılımasını beklemeden süzülmesi gerekir. Süzme işlemi tamamlandıktan sonra ılımasını bekleyiniz. On beş gün boyunca her gün, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı dolusu içilmesi gerekir. Her defasında (her kullanımda) taze olarak hazırlanması şarttır. Bir gün önce arta kalan miktarı kullanmayınız. Kolay olsun diye bir kaç günlük hazırlayıp buzdolabında koruma altına almayınız.Hiç bir şekilde damak tadına uygun olsun diye içerisine şeker veya benzeri bir katkı ilave etmeyiniz.On beş günlük ilk kür tamamlandıktan sonra rahatsızlığın seyrine göre haftada üç-dört defa, akşam yemeklerinden en az iki saat sonra bir çay bardağı içilmeye devam edilir.Karaciğer metabolizması sağlıklı çalışmaya başladıktan sonra kür sonlandırılmış olur
Yılda bir defa yapılabilirHer sağlıklı insanın yılda bir defa on beş günlük lavanta kürünü uygulamalarında çok büyük faydalar var.Hiçbir bitkisel kürü alışkanlık haline getirmeyin. Karaciğer yetmezliği şikayeti olanların, Hepatit-B veya Hepatit-C visürü ile yaşamak zorunda olan insanların zaman zaman lavanta kürünü uygulamalarında büyük fayda var.

Kalitesiz güneş gözlüğüne dikkat!

Soğuk ve karanlık kış günlerinin ardından güneşin sıcak yüzünü gösterdiği şu günlerde güneş gözlüğü kullanma oranı da arttı.
Uzmanlar, güneş gözlüklerinin rasgele alınmaması ve ucuz olduğu için tercih edilen; ancak ultraviyole ışınlarına karşı koruyucu özelliği olmayan gözlüklerden kaçınılması gerektiğini söylüyor. Ünlü markaların kötü taklitleri katarakt başta olmak üzere gözlerde kalıcı bazı hasarlara da sebep olabiliyor. Göz sağlığını korumalıSakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Uzmanı Operatör Doktor Levent Ersan, güneş gözlüğü satın alırken, uzun dönemde gözlerin sağlığını maksimum koruyacak olanların seçilmesi gerektiğini anlatıyor. Piyasada çok sayıda taklit ürünün bulunduğuna dikkat çeken Ersan, güneş gözlüklerinin tezgâhlardan ya da işportacıdan değil; mutlaka optikçilerden alınması gerektiği üzerinde duruyor. Kalitesiz cam göz bebeklerini büyütüyorKalitesiz, ultraviyole ışınlarını geçiren, bozuk camlardan yapılmış güneş gözlüğü kullanıldığında göz bebeklerinin büyüdüğünü ve dolayısıyla zararlı ışınların göze daha çok girerek retinada olumsuz etkilere yol açtığına dikkat çeken Levent Ersan, yanlış güneş gözlüğü kullanımı sebebiyle katarakt ameliyatlarının 30-35 yaşlarına kadar düştüğünü söylüyor. Ersan, "Bu tür gözlükler uzun süre kullanıldığı zaman iki göz arasındaki ilişkiyi de bozmakta ve bulanık hatta çift görme rahatsızlıklarına neden olmaktadır." diyor. Göz hastalıkları uzmanı Opr. Dr. Tezel İyiiz de sahte gözlüklerin gözde ciddi hasarlara neden olabileceğini vurguluyor. Modelinden çok işlevi önemliİyiiz, "Gözlüğün modelinden çok işlevi ön planda olmalı, ultraviyole korumalı bir güneş gözlüğü kullanılmalı. Güneş gözlüğünü taktığınızda gözünüzün bulanmaması gerekiyor. Satın alacağınız güneş gözlüğünü ışığa karşı tutun. Ardından gözlüğü aşağı-yukarı oynatın. Böyle yaptığınızda camında dalgalanmalar oluyorsa gözlük camı kalitesizdir." diyerek gözlük seçiminde dikkat edilmesi gereken noktalar üzerinde duruyor.

Wednesday, May 9, 2007

Sağlıklı salata...

Salatınızı sağlığa yararı açısından güçlü ve tadı bakımından harika yapmanız için içine neler koymalısınız?
Taze sebzeler salatanızı ekstra hücre koruyucu fenollerle doldurur. Aynı zamanda bel ölçülerinizi de önemsiyorsanız işte siza harika dörtlü : Adaçayı, biberiye, yabani kekik ve tarhana kekiği! Antioksidan özelliği...Yapılan bir çalışmada, bu otların antioksidan açısından salatalara konabilecek en güçlü bitkiler olduğu ortaya çıktı. Baharat olarak ise eklemeniz gerekenlerin ilk sırasında kimyon bulunmaktadır. İkinci sırada ise taze zencefil. Beslenmenize ekleyeceğiniz yeterli miktarda antioksidanlar sayesinde 'gerçek yaşınızı' 6 yıla kadar gençleştirebilirsiniz. Peki hangi sebzeler antioksidan açısından en güçlüleri diye soruyorsanız işte cevabımız: Enginar, kırmızı pancar, brokoli, sarmısak, pırasa, turp ve ıspanak ilk tercihler arasında yer almalı.Sızma zeytinyağının lezzetiAyrıca salatanızı süslerken bile sağlığınız için çok yararlı besinler kullanabilirsiniz. Sızma zeytinyağı salatanızı parlak ve leziz gösterir. Zeytinyağına alternatif olarak ise elma sirkesi veya üzüm sirkesi iyi gidecektir.Biraz acı da olsa çıtır çıtır hindiba yapraklarını denemelisiniz. Antioksidan falavanoid içeren bu bitkinin yaprakları çok yararlı.

Mantar şikayetine maydanoz

Doktorunuz tedavi için mantar ilacı verirse, bu süre içinde maydanoz tüketimine de ağırlık verin.
Mantar tedavisine paralel olarak öğünlerinizde tüketeceğiniz maydanoz, mükemmel bir yardımcı tedavi imkanı sağlıyor. Çünkü, maydanozda mantar hastalıklarına karşı en az sekiz tane biyolojik aktiflik gösteren, mantar yok edici etkin maddeler bulunuyor. Bunlardan en önemlileri oxypeucedanin, p-cymene ve psoralen’dir.Kansere karşı koruyucuPsolaren’in şifa verici en önemli özelliklerinden biri de hypotensive(tansiyon düşürücü) olmasıdır. Kansere karşı koruyucu gücünü de yabana atmamak gerekir. Psoralen daha bol olarak kerevizde bulunur.Çok tüketiliyorÜlkemizde maydanoz çok tüketilen bir bitki. Bazı insanlar yeşillik olarak maydanozu bol miktarda tüketir. Maydanozun içerdiği apiol maddesi her ne kadar uçucuözelliği olan bir yağ ise de kalsiyumun emilmesini engelleyici (kalsiyum antagonist) özelliği çok güçlü. Bu nedenle kalsiyum eksikliği problemi ya da osteoporoz rahatsızlığı olanların maydanozu ölçülü tüketmeleri gerekir.İdrar sökücü özellikMaydanozun idrar söktürücü özelliği oldukça güçlüdür. Bu, aynı zamanda vücuttan fazla su ve tuz atılması demektir.

Belirtileri ve tedavi yöntemleri ile Alzeimer

Alzheimer, normal yaşlanmanın bir parçası değil. İleri yaşlarda kaçınılmaz olarak ortaya çıkan bir durum olduğu da doğru değil.
Alzheimer, hastalığı beyni hafıza ile ilgili bölümlerinde en belirgin olmak üzere yaygın olarak etkileyen bir hastalıktır. Temel bulgu hafıza kaybıdır. Ayrıca duygu, düşünce, davranış, konuşma, el becerisi vb. değişik derecelerde etkilenir. Hastalık sinsi başlangıçlı ve yavaş seyirlidir. Entelektüel yeteneklerde azalma sürekli olarak devam eder. Hastalığın seri bir hastadan, diğerine çok farklılıklar gösterir. Alzheimer hastalığı bir kural olmamakla beraber ileri yaş hastalığıdır. 50 yaşın altında çok nadirdir. Hastaların çoğu 65 yaşın üzerindedir. 65 yaş üzerindeki nüfusun yüzde 5 – 6’sında Alzheimer hastalığı veya benzer bir bunama (demans) hastalığı vardır. Araştırmalar 65 – 74 yaş arasında demansı olanların topluma oranın yüzde 1 – 2, 75 – 84 yaş arasında yüzde 7 – 10 olduğunu göstermiştir. Yaşla beraber görülme sıklığı artarak 85 yaşının üzerinde bu oran yüzde 25 – 35’e ulaşır.İnsan ömrü uzuyorAlzheimer hastalığı her ne kadar yaşlanmanın mutlak bir sonucu olmasa da hastalık sıklıkla 65 yaş üzerinde ortaya çıktığı göz önüne alınırsa her geçen yıl dünyadaki Alzheimer hastası oranı toplam nüfusa göre artacaktır.Alzheimer hastalığı bir ailenin bir kaç kuşağında ve birden çok aile ferdinde ortaya çıkıyorsa ailesel Alzheimer hastalığından bahsedirlir. Ailesel Alzheimer hastalığı çok nadirdir.

Kırık kalbin akıbeti

Derin üzüntü yaratan olaylar, yüksek strese ve kalp ritminde bozukluklara yol açarak ölümlere neden olabiliyor.
İngiltere'de yayımlanan "Proceedings of National Academy of Science" dergisinde yer alan araştırmada orta derece stres yaratacak bir görev verilen 10 kişinin beyinlerindeki elektrik ölçüldü. Yüksek elektrik ritim bozukluğu yapıyorUzmanlar beynin öğrenme, hatırlama ve duygulanmadan sorumlu 'yüksek bölgelerinde' yükselen elektrik seviyesinin kalpte ritim bozukluğuna yol açtığını ortaya çıkardı. Bu durumun daha önceden de kalp rahatsızlığı geçirmiş olanlar için büyük risk teşkil ettiği belirtildi. İlk teori çürütüldüUzmanlar, ilk kez duygusal şokların beynin yüksek bölgelerini etkileyerek kalp sağlığını bozduğunu ortaya çıkardılar. Duygusal sorunların kalbe zararının daha önce, kalbe elektrik sinyalleri göndererek kasılmasını sağlayan 'beynin ilkel bölgeleri'nden kaynaklandığı düşünülüyordu.

Ciltteki lekeler losyondan olabilir

Makyaj temizleme ürünleri, tıraş losyonu ve kolonya gibi alkol içeren kozmetik ürünleri güneşin etkisiyle ciltte kalıcı lekelere neden olabiliyor.
Trakya Üniversitesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Adnan Görgülü, alkol içeren kozmetik ürünlerinin güneşin etkisiyle ciltte kalıcı lekelere neden olabileceğini belirterek uyardı.Küresel ısınmanın cilt kanserini tetiklediğini, güneşin zararlı ışınlarından mümkün olduğunca korunmamız gerektiğini belirten Prof. Dr Adnan Görgülü, cilt sağlığı için bilinçli davranılması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Adnan Görgülü, "Güneşli havalarda dışarı çıkarken elinize, yüzünüze makyaj temizle ürünleri, tıraş losyonu ve kolonya gibi alkollü kozmetik ürünleri kullanmayın. Bu malzemelerin cildinizdeki etkisi geçtikten sonra dışarı çıkın. Alkollü ürünler güneşin de etkisiyle ciltte kalıcı lekelere yol açabilir" dedi.

Eşref saatinizi biliyor musunuz?(

Organların gün boyu iyi çalıştıkları saatlerin bilinmesi ve ona göre davranılması vücut sağlığını olumlu etkileyen etmenlerin başında gelir.
Vücudumuzda her organ günün her saatinde aynı verimlilikte çalışmaz. Organların gün boyu iyi çalıştıkları saatlerin bilinmesi ve ona göre davranılması vücut sağlığını olumlu etkileyen etmenlerin başında gelir. Halk dilinde bu biyolojik olgu eşref saati olarak bilinir. Ama bu tam da ayrımına varılmayan bir konudur. Eşref saati, bir şeylerin iyi yapılması için vücut işleyişinin uygun olduğu saatlerdir. Bünyenin farklı olaylara göre biyolojik ritmini ayarlaması yani o olaya konsantre olması saatlere göre değişir. Bu yüzden herşeyi yapmanın ayrı bir saati vardır. Eşref saati olgusunu organların işleyişine göre günün saatlerini ele alarak anlatabileceğimiz gibi, bir de faaliyet çeşitleri için uygun olan saatleri inceleyerek anlatabilirsiniz.Organların çalışmasına göre iyi saatler:Sabah 06:00 Bu saatte uykuda olsanız bile vücudunuz uyanıktır. Hormon salgılaması harekete geçer. Yataktan kalkmanız gerekiyorsa, birden değil yavaş yavaş kalkmalısınız.Sabah 07:00 Bu ve bundan sonra gelen iki saatte kalp atışları hızlanır, vücut ısısı yükselir, stres olsun ya da olmasın stres hormonları üretilir. Aynı zamanda testosteron ve östrojen harekete geçer, seks için uygun bir saat. Kalp damar ve yüksek tansiyon problemi olanlar için bu saat riskli bir saat.

Alerji için duş alın!

Burunda tıkanıklık, kaşıntı ve gözlerde yanma şikayetleriniz varsa sizde de bahar alerjisi olma ihtimali yüksek!
Bahar aylarıyla birlikte polen dönemi ve alerji mevsimi de başladı. Burunda tıkanıklık, kaşıntı ve gözlerde yanma şikayetleriniz varsa sizde de bahar alerjisi olma ihtimali yüksek! Polen mevsimi erken başladıSelçuk Üniversitesi Göğüs Hastalıkları Alerjik Hastalıklar Ana Bilim Dalı Bölüm Başkanı Prof. Dr. Faruk Özer, bu yıl havaların daha ılıman seyretmesi nedeniyle bitkilerin polen yayma döneminin de erken başladığını belirterek, şu önerilerde bulunuyor: Zorunlu değilseniz evden çıkmayın"Polen alerjisi belirtileri görülen kişiler; açık havada uzun süre bulunmamalı, özellikle polen miktarının yoğun olduğu sabahtan öğleye kadarki zaman dilimi içinde zorunlu olmayan hallerde dışarı çıkmamalı. Polenlerin etkisini en aza indirmek için alerji belirtileri görülenler, eve gidince duş alıp elbiselerini değiştirebilir. Ayrıca polenden etkilenenler bu dönemde evi havalandırmak amacıyla pencereleri fazla açmamalı. Ev ve işyerlerinde ise polen filtreli klimalar kullanılabilir."

Yenilenme zamanı...

Zaman zaman yenilenmek, hayatınıza heyecan katmak önemli. Moraliniz düzelir, yüzünüze renk gelir.
Bunun için sabahları yataktan fıralayarak çıkmanızı neyin sağladığını anlamalısınız. Neler duygularınızı yükseltiyor, size ilham veren ve en iyiyi yapmanız için sizi motive eden nedir? İşte bunları bulmanız için 10 yöntem:Yönünüzü seçinBunun için amaçlarınızın önceliğini belirlemeye çalışın. Gözlerinizi kapatın ve 1 yıl sonrasında olduğunuzu hayal edin. Neleri öğrendiniz? Nasıl hissediyorsunuz? Nerede çalışıyorsunuz? Unutmayın, her şey birarada olmaz, sizin için en önemli olanın ne olduğuna karar verin ve ona odaklanın. OdaklanınNe ile uğraşmaktaysanız tüm dikkatinizi ona verin. Yapmak istediğiniz iş için belirli bir zaman ayırın ve bu kararınızı uygulayın. Bu süre içinde sizi rahatsız edebilecek dış etkenlere karşı önlem almaya çalışın. Uzun zamandır ertelediğiniz işleri ve bitirmek için gereken süreleri belirleyerek kronometrenizi çalıştırın. Alarm çaldığında ise durun. Henüz bitirmemişseniz yeni bir zaman dilimi ayırın. Bunu yaparken en zor işten başlayın. Aslında işin başlayana kadar size zor geldiğini göreceksiniz.YavaşlayınKaç kere evden fırlayıp çıkarken unuttuğunuz cüzdanınızı almak için geri döndünüz? Aslında telaşla hareket etmenin sizi bir yere götürmeyeceğini biliyorsunuz. Bu yüzden, durun. Genellikle paniklediğiniz zamanları belirleyin ve bu zamanlarda işinizi en az hatayla bitirmenizi sağlayacak bir sistem oluşturun. Örneğin her sabah geç kalıyorsanız, herşeyi bir gece önceden hazırlayın. Böylece stressiz hazırlanacak ve güne daha keyifli başlayacaksınız.

Zehirli sokmalara acil yardım

Kara örümcek, kahverengi örümcek veya akrep sokarsa derhal acil yardım isteyeniz.
Kara örümcek, kahverengi örümcek veya akrep sokarsa veya Hymenoptera ailesinden böcek ısırmalarına allerjiniz varsa derhal acil yardım isteyeniz. Acil yardım çağrısında bulunmadan önce aşagıdaki önlemleri de alınız: 1. Isırık kolda veya bacaktaysa, eklemin üstünden (yara ile kalp arasında) sarın. Bu işlem, zehirin yayılmasını durduracak veya yavaşlatacaktır. Sargı derinin hemen altındaki kanın akmasını yavaşlatacak kadar sıkı fakat kol veya bacaktaki kan dolaşımını engellemeyecek kadar da gevşek sarılmalıdır. 2. Isırığın üzerine soğuk suyla ıslatılmış veya arasına buz konmuş bir bez koyun. 3. Sargıyı 5 dakika sonra açın fakat kol ve bacağı yere doğru sallanır bir durumda bırakın. 4. Derhal acil yardım çağırın. Arı sokmalarına karşı alerjiniz varsa doktorunuz size özel bir ilaç paketi hazırlayabilir. Özellikle Hymenoptera ailesinden bir böceğin ısırma olasılığı yüksek olduğu mevsimlerde bu paket yanınızda olmalıdır. Bunun içinde cilt altı iğnesi ve epinefrine (adrenalin) de bulunmalıdır.

Şok durumlarında ilkyardım

Dolaşım sistemindeki kanın çeşitli nedenlerle azalması, hücrelere yeterli oksijenin gelmemesi sonucu şoka gireriz.

Şoka girmiş yaralılar aşağıdaki belirtileri gösterirler:. Kaza yerinde sessiz, sakin, hiç hareket etmeyen bir yaralının bilinci yerinde olmayabilir.. Deri soğuktur ve soluktur.. Soğuk ve yapışkan bir terleme görülür.. Gözler göz çukuruna batmış şekilde sanki burnu sivrilmiş gibidir.. Nabız zayıftır ve hızlıdır. . Solunum hızlanmıştır
Şok durumunda yapılması gerekenler:. Yaralı uygun bir yere sırtüstü yatırılır.. Etrafındaki kalabalık dağıtılır.. Mümkün olduğu kadar az hareket ettirilmesi önemlidir..Beynin kan dolaşmasını ve çalışmasını kolaylaştırmak için başta kanama yoksa baş 150-300 aşağı getirilip, ayak ucu 30-40 cm kaldırılır..Yaralının yakası, kemeri, gömleği gevşetilir..Solunum yolu tıkanıklığı varsa giderilir.

'Panik atak’la yaşıyoruz...

Yoğun sıkıntı ya da korku nöbetleriyle kendini gösteren panik atak hastalığına yakalananlar hızla artıyor.
Yaşam standartı ve çevresel faktörlerle ilişkili olan panik atak hastalığının son yıllarda Türkiye’de artışa geçtiğini ileri süren Prof. Dr.İsmet Kırpınar, "Panik atak Amerika’da her 4 kişiden 1'inde ortaya çıkabiliyor. Türkiye’de ise bu rahatsızlığın pençesine düşenler gün geçtikçe artıyor" dedi.Kadın erkek ayrımı yapmıyorAniden başlayan ve zaman zaman tekrarlayan, yoğun sıkıntı ya da korku nöbetlerinin panik atak olduğunu ifade eden Prof. Dr. İsmet Kırpınar, 'panik atak’ların kadın, erkek ayrımı yapmadan ortaya çıktığını söyledi. Giderek şiddetlenen ve 10 dakika içinde en yoğun düzeye çıkan rahatsızlığın, çoğu zaman 10 - 30 dakika, seyrek olarak da 1 saat kadar devam ettikten sonra kendiliğinden geçtiğini kaydeden Prof. Dr. Kırpınar, aslında hem hekimlerin, hem de hastaların hastalığı tarifte zorlandığını belirtti. Çevresel faktörler etkinHastalıkta kişinin çevresel faktörlerden etkilenmesinin önemli rol oynadığını vurgulayan Prof. Dr. Kırpınar, Türk toplumunda panik atak rahatsızlığının son yıllarda artışa geçtiğini ileri sürdü. Amerika Birleşik Devleri’nde her 4 kişiden 1'inde görülen panik atakların, Türkiye’de her 100 kişiden 4’ünde görüldüğünü vurguladı. Hastaların panik atak nöbetleri sırasında 'aklımı mı kaybediyorum’ gibi düşünceler taşıdığını anlatan Prof. Dr. Kırpınar, şunları söyledi:"Panik atak durumlarının tespit edilememesindeki en önemli neden tanı kriterlerinin standarta oturmamış olmasıdır. Çünkü kişilerde değişik durumlar ortaya çıkabiliyor. Ama hastalık, sosyal özellikler taşıyor. Gelişmiş bölgelerde, eğitimli kişilerde daha sık görülüyor. Fazla bireyselleşme, yakınlarını kaybetme bu hastalığı tetikleyebiliyor. Bunun yanında panik atak kadın, erkek ayrımı yapmadan ortaya çıkabiliyor. Ancak ağırlıklı olarak en çok korkuları olan kişilerde görülüyor."Panik atak nedir?Panik atak en kısa ve öz tabiri ile ani olarak ortaya çıkan endişe - kaygı nöbetidir. Bu endişe ve kaygı nöbeti kişinin vücudunda bazı fiziksel belirtilerle kendini gösterir, bu yüzden de çoğu zaman kişide yoğun bir korku ve rahatsızlık duygusu yaratır.Bu yoğun korku duygusu içinde kişi, çok kötü birşey olacağını, onun için sonun geldiğini, öleceğini veya kalp krizi geçireceğini düşünür. Bu şekilde yoğun bir korku içinde olan kişi doğal olarak o ortamdan kaçmak, uzaklaşmak ister, yardım alabileceği bir sağlık kuruluşuna gitmek ister.

Her yan hüzün...

Kendinizi hüzünlü, karamsar mı hissediyorsunuz? Daha önce kolayca yapılan işler gözünüzde büyümeye, zor gelmeye mi başladı?
Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hayriye Elbi Mete, her 5 kişiden 1'inin yaşamlarında bir dönem depresyon geçirdiğini söyledi. Kadınlarda risk daha yüksekHer 100 erkekten 3'ünde, her 100 kadından 6'sında depresyon görülebildiğini açıklayan Prof.Dr.Mete, "Kadınlar erkeklerden iki kat daha fazla depresyona yakalanıyor, ya da depresyon için yardım istiyor. Kadınlar en çok 35-45, erkekler 55-70 yaşlarında depresyon geçiriyor. Ailede depresyon geçiren bir kişinin olması, kadın olmak, yalnız yaşamak, yoksul olmak depresyon geçirme riskini artırıyor" dedi. İştahsızlık başgösterirProf. Dr. Mete, "Kişiler kendilerini hüzünlü, karamsar hisseder. Daha önce kolayca yapılan işler gözünde büyümeye, zor gelmeye başlar. Depresyonu olan kişinin kendine güveni azalır, dikkatini toparlamak, gazetedeki bir yazıyı okumak güçleşir. Unutkanlık, dalgınlık başlar. İştah genellikle azalır, kilo verilir bazen de sıkıntı ile fazla yeme görülebilir. Ölüm düşünceleri, ölüm korkusu oluşabilir" diye konuştu. Kronik hastalıklar oluşurDepresyon döneminde bedensel sorunlarda da artış görülebildiğini kaydeden Prof. Dr. Mete, "Düzenli giden tansiyon kontrol edilemez olur. Çoğu zaman kronik hastalıkların ilk çıkışı depresyon dönemlerindedir. Birçok araştırma kalp krizi geçiren kişilerde depresyon tabloya eklendiğinde hastaların kalple ilgili sorunlarının, ikinci bir kriz geçirme riskinin arttığını göstermiştir. Yani depresyon kronik bir hastalığın gidişini kötüleştirdiği gibi kronik bir hastalık da depresyona neden olabilir" dedi.

Tuesday, May 8, 2007

Çocukları öldüren ölümcül bakteri: HİB

Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Klinik Şefi Sosyal Pediatrist Doç. Dr. Gonca Yılmaz, Hemofilus Influenza Tip B (HİB) bakterisinin menenjit, çocuklarda zatürre, akciğerlerde sıvı toplanması, kana mikrop karışması, eklem ve kemik iltihapları gibi ağır hastalıklara yol açtığını bildirdi. Doç. Dr. Yılmaz, özellikle çocukların sağlığını tehdit eden HİB'e karşı HİB aşısı uygulanmasını önerdi.Doç. Dr. Yılmaz tarafından hazırlanan, "Hemofilus Influenza Tip B (HİB) Enfeksiyonları ve Aşısı" konulu sunum Sağlık Bakanlığı web sitesinde yayınlandı. HİB'in tüm yaşlarda görülmekle birlikte özellikle 5 yaş altında en sık çocukluk hastalığı etkenlerinden olduğunu ifade eden Yılmaz, bakterinin en çok süt çocuklarında (6-18 ay) hastalık yaptığına dikkati çekti. HİB'in 5 yaş üzerinde genellikle görülmediğini vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, "Bütün dünyada bakteriyel menenjitin en sık görülen etkenidir. HİB bakterisinin menenjit dışında başka ciddi hastalıklara da yol açabilir ve çocuklarda zatürre, akciğerlerde sıvı toplanması (zatülcenp; ampiyem), kana mikrop karışması (sepsis), yutak iltihabı (kuş palazına benzer ciddi bir hastalık; epiglottit), eklem ve kemik iltihapları gibi ağır hastalıkların en önemli etkenlerindendir" uyarısında bulundu. HİB'in menenjit veya diğer ciddi hastalıklara yol açmadan önce kişinin boğazında ön yerleşim yaptığını, buradan vücudun hastalık yapacağı bölgelerine yayıldığını ve bu bölgelerde hastalıklara yol açtığını belirten Yılmaz, hasta çocukların solunum salgıları yoluyla (havadaki tükürük damlacıkları, hasta çocukların burun-ağız akıntıları gibi) başka çocuklara bulaştırdığını kaydetti. Gonca Yılmaz, hasta olan kişilerin hastalığı bulaştırma riskinin okul kreş ve ev içi bireylerinde çok daha yüksek olduğunu ifade ederek, aynı evde HİB enfeksiyonu geçiren bir kardeş varsa, o evdeki bir bebekte menenjit riskinin 500 kat daha fazla olduğuna dikkati çekti.HİB AŞISI GÜVENLİ MİDİR?Doç. Dr. Gonca Yılmaz, HİB enfeksiyonuna ilişkin şu bilgileri verdi:"HİB aşısı; uygun zaman ve dozlarda kullanıldığında özellikle çocukluk çağında menenjitlerin çok önemli bir bölümünü oluşturan HİB menenjitinin önlenmesi için önemlidir ( ve daha yüksek oranlarda). Gelişmiş ülkelerde bu aşı ile HİB menenjitleri eradikasyon hedefine oldukça yaklaşmıştır. HİB aşısı aynı zamanda menenjit dışındaki ciddi HİB hastalıklarından korunmayı da (zatürre, sepsis, kemik eklem iltihapları gibi) önler. Ancak HİB aşısı, HİB dışındaki menenjit etkenlerinden korumaz. HİB aşısı konjuge bir aşıdır. Bakterinin kapsülünde enfeksiyona karşı korunmayı belirleyen PRP (Poliribozil ribitol fosfat) yapısına ek olarak bir protein (tetanoz, difteri toksoidi ya da menengegokal dış membran proteini) bağlanmasıyla oluşturulur. Bağlanan protein yapısına göre değişik tipleri vardır. HİB aşısının yan etkileri genellikle önemsiz derecededir. HİB aşısında -25 oranlarında aşı yerinde kızarıklık, ağrı, hafif-orta ateş, huzursuzluk görülebilir. Daha ciddi yan etkiler çok nadirdir. HİB aşısı beş yaş altındaki bütün sağlıklı çocuklara ikinci aydan itibaren belli aralıklarla toplam 4 defa uygulanır. Aşının uygulama şeması çocuğun yaşına göre değişiklik gösterir. Çocuğun yaşı, 0-6 ay arasında ise en az bir ay ara ile 3 doz ve son dozdan en az bir yıl sonra 4. doz olmak üzere 4 doz; 6-12 ay arasında ise en az bir ay ara ile 2 doz ve son dozdan en az bir yıl sonra 3. doz olmak üzere 3 doz ve 1-5 yaş arasındaki çocuklarda tek doz uygulanır. Beş yaşından sonra ağır HİB enfeksiyonu riski taşıyan splenektomi, orak hücreli anemi gibi risk grupları dışında rutin HİB aşısı endikasyonu yoktur. Bunun dışında, sık ve tekrarlayan ciddi hastalık riski olan bütün çocuklara, yaş grubuna bakmaksızın doktorun uygun görmesiyle de yapılabilir. Sağlık Bakanlığı'nca yürütülen 'Genişletilmiş Bağışıklama Programı' kapsamında; 1 Ocak 2007 tarihinden itibaren HİB aşısının sağlık ocaklarında ücretsiz yapılmaya başlanması kararı alınmıştır."

Saç dökülmesinin ardında yatan gerçekler

Yaşadıkça rengini ve formunu kaybeden saçların dökülmesinde, stresten ateşli hastalıklara, gebelikten diyet yapmaya kadar birçok nedenin etkili olduğu bildirildi.Sağlık Vakfı tarafından yapılan ''Saç Dökülmeleri'' isimli araştırmada, saç dökülmesinin nedenleri ve tedavi şekilleri hakkında önemli bilgilere yer veriliyor.Baş bölgesinde yer alan ortalama 100 bin saç telinin her ay 1 santimetre uzandığı ve her gün ortalama 100 saç telinin dökülmesinin normal karşılanması gerektiği belirtilerek, yaygın ve bölgesel saç dökülmesi veya seyrekleşmesinin günümüzde birçok insanın karşılaştığı önemli bir sorunlardan biri olduğuna dikkat çekiliyor.Yaygın saç dökülmesine neden olan hastalıklar arasında ateşli hastalıklar, demir, protein ve çinko eksikliği, tiroid hastalıkları, gebelik, şeker hastalıkları, karaciğer ve böbrek hastalıkları, anemi, aşırı diyet, kanser hastalıklarının seyrinde kullanılan bazı ilaçlar, kimyasal madde kullanımı, merkezi sinir sistemi hastalıkları ve stres gibi nedenlerin ilk sıralarda yer aldığına dikkat çekiliyor. Bunların dışında, hormonal bozukluklar ve andrenal tümörler de saç dökülmesine sebep olduğu belirtiliyor.

Yoğurt maskesi, gençlik iksiri

Trakya Üniversitesi (TÜ) Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Faruk Yorulmaz, bir kase yoğurda iki kaşık bira mayası katılarak hazırlanan yoğurt maskesinin cilde parlaklık vermede ve kırışıklıkları önlemede çok faydalı olduğunu bildirdi.Prof. Dr. Yorulmaz, ilk defa 10. yüzyılda Türkler tarafından bulunan yoğurdun, başka hiçbir besin maddesi ile karşılaştırılamayacak kadar çok yararlı özelliği bir arada bulundurduğunu söyledi. Bu besinden yeterince faydalanılmadığını öne süren Yorulmaz, ''Yoğurt sağlığı korumak ve daha sağlıklı olmak için çok önemli bir besin maddesidir'' dedi.Yoğurdun sindiriminin kolay ve karbonhidrat, protein, yağ, vitamin, kalsiyum ve fosfordan oldukça zengin bir besin olduğunu belirten Yorulmaz, aynı zamanda kolayca vücutta sindirilen ve gerekli tüm besin maddelerini sağlayan bir besin olduğunu bildirdi.Ayrıca vücudun hastalıklara karşı direncini sağlayan bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve hastalık yapan mantarlar da dahil olmak üzere tüm mikroplardan, sindirim sistemini tutan kanserlere kadar pek çok hastalıktan koruduğunu anlatan Yorulmaz, şunları söyledi: ''Yoğurt, büyüme gelişme çağında diş ve kemik gelişimini hızlandırır, raşitizmden korur. Menopoz sonrası kadınlarda ve yaşlı erkeklerde kemikleri güçlendirir, kırılmaları önler. Bu nedenle her yaştaki insanın beslenmesinde sonderece önemlidir. Yoğurt, bebeklere altıncı aydan sonra ek olarak verilen ilk besinlerden biridir. Böylece bebeklerin kemik ve diş gelişimine yardımcı olur. Bağışıklık istemlerini güçlendirir. Bağırsaklarda faydalı mikropların oluşumunu hızlandırır, ishalden korur.''Yoğurdun sindirimi ve barsak hareketlerini düzene soktuğunu ve kabızlığı önlediğini ifade eden Yorulmaz, mide barsak ülserlerinden de koruduğuna işaret etti.

Yaz aylarında ne kadar su içmeliyiz?

Yaz aylarının yaklaştığı bugünlerde uzmanlar, vücudun ihtiyacı olan suyun mutlaka karşılanması gerektiğini hatırlatıyor.Uzmanlar, sıcak havalarda özellikle ürolojik hastalıklarda bir artış gözlendiğini belirterek, yaz aylarında bazı hastalıklardan korunmanın sadece su içerek sağlanabileceğini vurguluyor.SICAK HAVADA SU İÇMEYE DAHA ÇOK ÖZEN GÖSTERİNÜroloji Uzmanı Op. Dr. Mehmet Kırdar, ürolojik rahatsızlıkların bir kısmının vücudun su dengesiyle ilgili olduğunu, özellikle de yazın sıcak havadan dolayı vücudun su ihtiyacının normale göre daha fazla olduğunu belirtiyor.Vücudun ihtiyacı olan suyun mutlaka karşılanması gerektiğini hatırlatan Op. Dr. Kırdar, gerekli suyun sağlanmaması halinde, böbrek taşı ve prostat hastalıklarıyla ilgili önemli sorunlar yaşanabileceğine dikkat çekiyor.Op.Dr. Mehmet Kırdar, havaların ısınmasıyla birlikte vücudun su ihtiyacının artacağını, bu ihtiyacı karşılamanın yanı sıra sistemin iyi çalışması için ihtiyacın bir miktar daha fazlasının vücuda verilmesi gerektiğini belirtiyor.İnsanın vücut ağırlığının yaklaşık %55-60'ının su olduğunu belirten Op. Dr. Mehmet Kırdar, bu nedenle vücut ağırlığının özellikle sıcak havalardasu kaybı ve terleme nedeniyle hızla azalabileceğine dikkat çekiyor.Vücutta sistemlerim ve hücresel faaliyetlerin düzgün çalışmasının suya bağlı olduğunu vurgulayan Op. Dr. Kırdar, vücuttaki kan hacminin vücut ısısını düzenlediğini, oksijenin ve besinlerin hücrelere taşınmasını sağladığını ve hücressel düzeyde biokimyasal reaksiyonlar su ile sağlandığını belirtiyor. Op. Dr. Mehmet Kırdar, vücudun su ihtiyacının % 20'sinin meye sebze gibi besinlerden , %80 inin de direkt sıvılardan sağlandığını belirtti. Op. Dr. Kırdar, portakal, karpuz ve salatalık gibi bazı besinlerin su bakımından çok zengin olduğunu belirterek, vücuda alınan sıvının sebze ve meyvelerden, kafeinsiz içeceklerden sağlanabileceğini ama en iyi yolun yine ve su içmek olduğunu dile getiriyor.VÜCUDUNUZUN SU İHTİYACINI NASIL ANLARSINIZ?Üroloji Uzmanı Op.Dr.Mehmet Kırdar, kişinin su içme alışkanlığı yoksa, biraz dikkatli davranarak ve vücut sesinizi dinleyerek vücudunun suya duyduğu ihtiyacı bulabileceğini belirtiyor.Op. Dr. Kırdar, hafif sıvı kaybı yaşanan durumlarda kişinin dudaklarının kuruyabileceğini ağızda yapışkan bir his oluşacağını söylüyor.Su kaybıyla, ağız kuruluğu ve susama hissine ek olarak yapılmakta olan işe konsantre olmakta güçlük çekilebileceğini de ifade eden Kırdar, belirgin bir neden olmaksızın kişinin kendini yorgun hissedebileceğini, nabzının yükselebileceğini bazı kişilerin de baş ağrısı çekebileceğini dile getiriyor.İdrarın koyu renkli ve ağır kokulu olmasının kişinin vücudunun susuz kaldığını gösteren en güçlü bulgu olduğunu vurgulayan Op.Dr. Mehmet Kırdar, bazı ilaçların idrar rengini değiştirebildiğini, bu nedenle değişimin kaynağının ilaç olup olmadığını saptamada kişinin doktorundan yardım istemesi gerektiğini belirtiyor.Gün içerisindeki düşük idrar atımının genellikle vücudun su kaybıyla ilgili olduğunu ifade eden Op.Dr. Kırdar, kişinin özellikle sıcak havalarda bu tip bulguları doğru değerlendirip, su tüketimini ihmal etmemesi gerektiğini vurguluyor. NE KADAR SU TÜKETİLMELİ?Op. Dr. Mehmet Kırdar, bazı durumlarda kişinin vücudunu aşırı miktarda sıvı ile yüklemesinin vücutta aşırı sodyum kaybına (hiponatremi) neden olabileceğine dikkat çekiyor.Op. Dr. Kırdar, fazla sıvı alımının özellikle yaşlı kimselerde eşlik eden hastalıkları varsa zararlı olabileceğini de belirtiyor.Op. Dr. Mehmet Kırdar, günlük su ihtiyacının çeşitli şekillerde hesaplanabileceğini ifade ediyor: “En basit yöntem, vücut ağırlığının her bir kilosuna 30 mlile çarpmak.Yani ortalama 70 kg bir insan normal şartlar altında günde 2-2.5lt sıvı tüketmelidir. Ancak bu ihtiyaç , egzersiz sonrası, sıcak hava , ateşli hastalıklar , mide bozulması ve ishal gibi sıvı kaybının yoğun olduğu durumlarda artmaktadır. Günde ne kadar sıvı almalıyız sorusunun cevabını bu bilgilere göre vermeliyiz, yani günde 8-10 bardak su içmeliyim yerine hangi şartlarda yaşadığımıza, ne iş yaptığımıza, sağlık durumumuza, vücut ağırlığımıza göre bu miktarı arttırıp azaltabiliriz . Ancak bunu da en kolay temin edilebilen en ucuz ve kalorisiz sıvı kaynağı suyla karşılayabiliriz.”Op. Dr. Kırdar, kişisel bazda sıvı gereksiniminin değişebileceğini de hatırlatarak, prostat veya idrar tutamama problemi olmadığı halde, kişinin can sıkıcı derecede sık tuvalete gitmesinin, gereğinden fazla sıvı alımı anlamına geldiğini dile getiriyor.Sıvıların rahatça tüketilebilecek ölçüde alınması gerektiğini belirten Op. Dr. Kırdar, özellikle sıcak havalarda, fiziksel olarak yoğun efor harcanılan zamanlarda veya hastayken sıvı alımına dikkat edilmesi gerektiğini ifade ediyor. Kişinin yoğun çalıştığı dönemlerde ya da antrenman yaptığında zaman zaman dehidrasyon (su kaybı) belirti ve bulgularını kontrol etmeyi unutmaması gerektiğini belirten Op. Dr. Mehmet Kırdar, uzman olmayan kişiler tarafından yapılan önerilere de kulak asılmaması gerektiğini hatırlatıyor.Op. Dr. Mehmet Kırdar, kişinin vücudunun sesine kulak vererek sıvı alımını artırması veya beslenme programını yüksek sıvı içerikli besinlerle takviye etmesi gerekip gerekmediğini anında saptayabileceğini de belirtiyor.

Rahatlayayım derken felç olmayın

Halk arasında ''rahatlama'' amacıyla yapılan bazı vücut hareketlerinin ciddi sağlık problemlerine neden olabiliyor
Günümüzde boyun ve bel rahatsızlığı hastalıklarının çok sık rastlanan bir duruma geldi, hastalığın yaş ve iş farkı gözetmeksizin herkesin başına gelebiliyor. Yoğun iş stresi ile bunalan, masa başında uzun süre kalan kişilerin rahatlamak maksadıyla ''boyun kütletme'', ''parmak çıtlatma'', ''berberde ya da hamamda masaj'' yaptırma yoluna gitmeleri, boyun ve sırt ağrısı çekenlerin ''ayakla çiğnetme' ve ''kupa vurma' gibi bilimsel olmayan yöntemlerin kullanılması kısa süreli fayda sağlama bile felce dahi neden olabiliyor. Bu tür uygulamalar sırasında omuriliğin geçtiği kanallarda daralma oluştuğu için basınçla sinirlerin daha da sıkışmasına neden olabiliyor. Boyun kütletme boyun fıtığına neden olup, vücutta kalıcı ve iş gücünden mahrum bırakabilecek kötü sonuçlar doğurabiliyor. Sonuçta rahatlamak için yapılan hareketler aksine çok önemli rahatsızlıkları tetikliyor.
YAŞLILARDA DAHA RİSKLİ
Boyun ve omurga ağrılarını gidermek için uygulanan masaj inme riski yani beyin ve damar tıkanıklığı riskini yaşlılarda daha da artırabiliyor. Çeşitli kaynaklar tarafından yapılan araştırmalarda, omurgayı düzeltme amaçlı yapılan masajın da damar içinde yırtılmaya neden olabildiği saptandı. Boyun ağrısının masaj yoluyla giderildiği bu güne kadar pek rastladığımız bir durum değil.

Yüz felcine karşı sakız

Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof.Dr. Şirzat Çoğalgil, yüz felcinden korunmanın en etkin tedavisinin sakız çiğneyip balon şişirmek olduğunu söyledi
Yüz felcinin, yüzün sağ ve sol kısmında bulunan sinirlerde genellikle soğuğa bağlı olarak ödem oluşmasından kaynaklandığını belirten Prof. Dr. Çoğalgil, Yüz felci daha çok araç sürücülerinde ve kayak yapanlarda görülmektedir.
Halk arasında şöfor hastalığı olarak bilinen yüz felcinden korunmanın en etkin yolu sakız çiğneyip balon şişirerek çene ve yüz kaslarını güçlendirmektir” dedi.
Sıcak yaz günlerinde açılan klimanın ve seyahat ederken açılan camın yüz felcine neden olduğunu söyleyen Prof.Dr. Çoğalgil, şöyle konuştu:
“Kış aylarında aracın kalorifelerinden bunalan sürücüler, hava almak için camı açtıklarında suratlarına vuran soğuk hava, yüz felcinin meydana gelmesine neden olur. Yüz felci araç sürücülerinin yanı sıra, korumasız olarak kayak yapanlarda da sık görülür.”
Prof.Dr. Çoğalgil, yüz felcinin ağızda yamulmaya ve gözde kapanmaya neden olduğunu açıklayarak şöyle devam etti:
“Yüz felci, yakalanan kişinin yaşam kalitesini bozarak, toplum içerisine çıkmasını engeller. Tedavi edilmemesi halinde, kapanan gözde görme kaybına bile neden olabilir.
İyi bir tedaviyle bir aylık zaman içerisinde normale dönülebilen yüz felcinde, vakit kaybetmeden nöroloğa ya da fizik tedavi uzmanına gidilmesi gerekir. Ödem çözücü ilaçlar kullanırken, fizyoterapiye başlanılması gerekir. En etkin tedavisi de yüz ve çene kaslarını güçlendirmek için sakız çiğneyip, balon şişirmektir.”

Sinüzit Ameliyatı

Kanamasız ve en geç 1 günde normal yaşamınıza dönmeyi sağlayan yeni bir tedavi gündemde...
Sinüzit hastalığının başlarında uygulanan ilaç tedavisi soruna çözüm getirse de orta ve ileri derecedeki hastalık için müdahale gerekir. Bugüne kadar ileri derecedeki hastalara, hastanede yatmayı gerektiren, kanamalı ve ameliyat sonrası istirahat gerektiren endoskopik cerrahi yöntemi kullanılıyordu. Kanama sonrası körlük ve beyin kanaması gibi ciddi komplikasyonların ortaya çıkması nedeniyle yeni tedavi yöntemleri arayışına girildi.
BALON SİNÜSOPLASTİ adı verilen bu teknik hastalık tedavisinde yeni bir dönem açtı.
Bu teknikle daralmış olan sinüs delikleri açılıyor ve sinüs ağzına bir balon yerleştiriliyor.Daha sonra balon serum ile şişirildikten sonra şişen balon tıkalı olan sinüsin ağzını genişletiyor.
BALON SİNÜSOPLASTİ ile, uygulanan diğer tekniklerin aksine burun içinde hiçbir dokuya zarar vermeden, kanamaya yol açmadan ve tampon gerekmeden hızlı bir şekilde iyileşme sağlanarak hastanın müdahaleden bir gün sonra günlük yaşantısına dönmesi sağlanıyor.
Günlük yaşantıdan uzak kalmadan, zaman kaybetmeden, hastanede yatmadan, uygulama yapılan bölgede herhangi bir kesiğe gerek duymadan kısa sürede sonuç alınan bu yöntem sinüzit tedavisinde yeni bir sayfa açıyor